Operasyonların düşünce stratejileri

 Emperyalistler için “amaca giden her yol mubahtır” anlayışı asla değişmez kuraldır. Tek değişen; amaca giden yolda maliyet esasına göre uygulanan metotlardır. Ülkeleri sömürmenin, toplumları gütmenin en düşük maliyetli metodunun; stratejik örgütleri marifetiyle yürüttükleri toplumları fesat’a veren toplum mühendisliği metodu olduğu da sır değil. Umut ambalajıyla sunulan senaryolar, tekrarlayıcı düşünce kapanında debelenen; sorgulamayan toplumları yönlendirmek için uzatılmış havuçlardır.  


Senaryoların görünen yaldızlı yüzü aldatıcı; görünmeyen gerçek yüzü yakıcıdır. Toplumun belli bir kesiminin senaryoların yaldızlı ambalajına aldanışı; toplumun bütününün geleceği yok edebilir. Emperyalist senaryoların yakıcı yüzü, duygusallıktan uzak akılcı sorgulamalarla görülebilir.


Çözümleme; nasıl gördüğümüzden çok nasıl göreceğimizle ilgilidir ve probleme birçok farklı açıdan bakabilmemize bağlıdır. Problemi farklı açılardan ele alırken, ilk algının tesirinde kalmadan, her bakış açısına göre yeniden tanımlanmak; yeniden yapılandırılmak icap eder. Her yapılandırmada problemin unsurlarının ilk ele alınışın tersi yönde olduğunu görebilir; ilk ele alışta fark edilemeyen unsurları fark edilebilir; sorgulamayan geleneksel ilk algı ile uyum içinde olmayan bağlantılara ulaşılabilir. Dolaysıyla nasıl gördüğümüz değil, nasıl göreceğimiz önemlidir. Farklı açılardan ön şartsız bakılabildiği ölçüde kurulan kumpasları çözme şansı artar.


Senaryolar, çok yönlü düşünce stratejileri üzerine oturur. Hakkında kitaplar yazılan, laboratuvar ortamlarında, beyin fırtınalarında derinlik kazandırılmış düşünce stratejilerini bir köşe yazısıyla anlatmak elbette ki mümkün değil. Ancak biz ana hatlarını özetlemeye çalışacağız.

Özetlemeye çalışacağımız düşünce stratejileri üzerinde biraz zihin jimnastiği yaptığımızda, ülkemizde son elli yılda ekonomik, sosyal, siyasal alanlarda yürütülen operasyonları; dev sandığımız cücelerin bu operasyonların parçaları olduğunu görebiliriz.

Türkeş sonrası yaşadığı savrulmalarla muarızlarını bile hayrete düşüren, ülkücü camianın iki senedir içine düşürüldüğü tefrikanın, parçalanmanın perdesini aralayabiliriz.  

 

Akıcı düşünce üretme stratejisi:

Doğal seleksiyon sürecinde doğal şartlara uyum sağlamış türlerin tamamının hayatta kama şansı olmadığı gibi, yeni türlerin yaşama şansı çok daha düşüktür; yüzde beş (%5) nispetindedir.

Bu biyolojik gerçeklikten hareket eden stratejik örgütler, senaryolarına yaşama şansı oluşturmak için olabildiğince çok düşünce oluşturmayı zaruret olarak görür. Her düşüncenin yeterli ve yarayışlı olmayacağı; yarayışlı olanların sosyal hayatın değişkenliği karşısında işlevsiz kalması söz konusu olabileceğinden, şartlara uygun sürekli yeni düşünce üretimi birinci derecede gereklidir.

Bunun için rol dağıtıcı ekip lideri etrafında özel eğitimlerden geçmiş, iletişim, propaganda metotlarına hâkim, düşünce üretkenliği kazandırılmış uzman kişilerin yer aldığı ekipler oluşturulur. Uygulamaya konacak senaryo; faaliyet gösterilecek alan; hedef ülke; hedef toplumun etnik ve sosyal yapısı; kültürel değerleri; devlet işleyişi ve sosyal, siyasal, ekonomik, hukuki bilgilerle donatılan bu ekipler durmaksızın “münferiden” akıcı düşünce üretir.   

 

Düşüncelerin kombinasyonu stratejisi:

Bu stratejinin amacı ekip elemanlarının münferiden ürettiği düşüncelerden rastgele kombinasyonlar oluşturmak; bu kombinasyonları geliştirmek; geliştirilmiş düşünce kombinasyonlarını uygulama safhalarına göre sıralamak, senaryonun amacına en uygun olanını seçmektir. Düşünce kombinasyonlarının öncelikli hedefi; ikna edici, yönlendirici propaganda kalıpları, algı kalıpları oluşturmak, güven duygusu yaratmaktır. Kombinasyonların çokluğu değişken algı kalıplarıyla tesir alanını genişletmeye, daha çok insanı etkilemeye yöneliktir.   

 

Unsurlar, nesneler arasında bağlantı kurma stratejisi.

Buna kuluçka evresi veya ihtimal verilmeyecek bağlarla, bağlantısızı bir yere bağlama becerisi denebilir. Hedef kitlenin oluşumuna katkı oluşturabilecek vasıftaki kimselerin seçimi; seçilmiş kimselerin terzisi, bakkalı, çok uzak unutulmuş akrabalıkları veya gurup, kulüp, dernek, cemaat ve hatta sevdiği bir yiyecek, marka, akla gelebilecek her türlü ilişkisi, bağı ile organizasyon çekirdeğine bağlanır; tabii görüntüde geliştirilen bu bağlar zamanla güçlendirilerek, kullanışlı hale getirilir. 

Senaryo, bu aşamadan itibaren görünür olmaya başlar. Düşünce üretimi ve düşüncelerin kombinasyonu aşamaları kapalı devre aşamaları olduğu için genelde sır olarak kalır. Ancak bağlantı kurma aşamasından itibaren olan gelişmeler değerlendirilerek birinci, ikinci aşamalar yorumlanabilir.

 

Zıtların, aykırılıkların uyumu stratejisi:

Zıtlar, aykırılar ancak tolere edilerek, birbirine yaklaştırılarak yeni bir düzleme taşınabilir. Zıt ya da aykırı nesneler, guruplar, konular, fikirler arasında ikiz değerler bularak, oluşturarak zıtlıklar, aykırılıklar tolere ediler; birbirine yaklaşması, birbirini beslemesi, birbirini tamamlaması sağlanır.

Yeni düzlem ortak bir eylem; ortak bir düşünce; ortak bir slogan da olabilir. Önceki düzleminden farklı, yeni düzleme taşınan zıtlar, eski jargonlarını kullanmaya devam ettikleri için temel düşünce ekseninden, varoluş sebeplerinden koptuklarının farkında olmadıkları gibi; önceki varoluş sebeplerinin önemsizliğine inanmaya başlar. Çünkü yeni düzlemde gerekliliğine inandığı yeni bir hedefe odaklandırılmıştır. Zıtların uyumu stratejisi fertlerde başlayıp kitlesel hale dönüşen zihin kırılmasının yaşandığı en önemli aşamadır. Bu kırılmayı sağlamak için propagandanın yoğunlaştığı görülür.

 

Benzerliklerin yarayışlı hale getirilmesi stratejisi:

İki birim hidrojen ve bir birim oksijen gazlarının belli şartlarda bileşiminden elde edilen su örneğinde olduğu gibi, ayrı varoluşlar arasındaki benzerlikleri algılatmak; benzer nesneler, olaylar, olgular, hedefler üzerinden yakınlaştırmak; benzerlikleri kullanışlı hale getirmektir. Benzerliklerin yarayışlı hale getirilmesi, insanın dolaşım sisteminin kendi kendine yetmesi veya vücudun kendini tamir etmesi gibi oluşturulan kitlenin kendi kendine yetmesini, eksikliklerini gidermesini sağlamayı amaçlar.

 

Farkların öne çıkartılması stratejisi:

Her toplum yapısında, her ülkede bulunabilecek din, mezhep, meşrep inanç farklılıkları; cinsel, etnik yaratılış farklılıkları; bölgesel coğrafi farklılıklar; kültürel farklılıklar; ideoloji veya düşünce farklılıkları; ekonomik farklılıklar başta olmak üzere bütün farklılıklar kapalı propaganda ile öne çıkartılıp kullanışlı hale getirilmesi amaçlanır. Bu farklılıkların geçmişten kalan arazları, hikâyeleri üzerinden oluşturulan tarih serüvenleri, farklılıkların kullanımını kolaylaştıran bir kaldıraç olarak kullanılır.

 

 Aranmayanı bulma stratejisi:

Asıl maksadı gizlemenin ilginç bir yöntemidir. Tesadüfen karşılaşmak, tesadüfen bulmak, tesadüfen yapmak... İlginç sonuçlara gebe tesadüfler hâkimdir hep. Ancak bu tesadüfleri yaratacak detaylı bilgilere, güçlü önseziye ihtiyaç vardır. Bizim tesadüf diye değerlendireceğimiz hususlar aslında önceden hazırlanmış detaylı bilgilerin, bilgiler ışığında oluşan güçlü önsezilerin sonucudur. Genellikle üzerinde durmadığımız, “tesadüf” değerlendirmesiyle geçiştirdiğimiz hususlar, operasyonları çözümlememizi; mantıklı izahını yapmamızı zorlaştıran, hayati düğüm noktalarıdır.

 

Sürüleştirme stratejisi:

Bu noktaya kadar özetlemeye çalıştığımız stratejiler ortaya kullanıma uygun, homojen olmayan bir topluluk çıkartmıştır. Bu topluluğun oluşumuna kişisel potansiyeliyle gönüllü katkı sağlayan bireylerin, küçük gurupların sıradanlaştırılması; işlevlerinin sınırlandırılması; potansiyellerinin bloke edilmesi gerekmektedir. Bunun yapılabilmesi için kontrollü çalkantıya ihtiyaç vardır. Bu çalkantı genellikle olayların akışı içinde kendiliğinden oluşur veya öyle görülür. Kendiliğinden oluşmadığı durumlarda gerilim yaratacak kontrollü küçük kışkırtmalara başvurulur. Çalkantının umutları tehdit eder görünmesi önemlidir. Çünkü asıl düzlemini kaybeden insanın, taşındığı yeni düzlemde umutlarını yaşatma, varlığını sürdürme isteği, insan psikolojisinin gereğidir. Bu psikolojiyi bilenler bireyleri çalkantıyla dayanışmaya iterek kitleleştirir. Çünkü kitle akıl kullanmaktan uzaklaşan, sürüleşmiş bir yığındır. İşte tam bu çalkantıda bir akıl çıkar ve kitleye, yani sürüye hâkim olur.

Çalkantı, kurtarıcılığa hazırlanan O, hâkim akla alan açmak için gereklidir.

 

Kitlenin iradesini teslim alan, kullanıma uygun kurtarıcı; “halkın gözdesi” “halkın umudu” “halkta karşılığı var” takdimleriyle; sahip olmadığı meziyetler izafe edilen, cilalanıp parlatılmış fosforlu bir prens veya prensestir. Kurtarıcıların yalnızca yaftaları yerlidir. Prens ise Babamız, Karaoğlanımız ya da Reyizimiz, Türkmen beyimiz, Kamalı efemizdir. Şayet Prenses ise Nene Hatunumuz, topuklu efemizdir.

Yegâne ortak meziyetleri; kullanıma uygun olduklarının test edilmiş olmasıdır. Elin oğlu aptal değil; testleri geçemeyene yatırım yapmaz. Her zaman başarılı olamazlar, nadiren de olsa son operasyonlarında olduğu gibi baltayı taşa vurdukları da olur.

 

Çözümlemeye nereden başlanmalı? Sorusunun cevabı açıktır; başında söyledik operasyonlarda maliyet esastır; parayı verenin emir verdiği bilinir. Örgü sökülmeye son ilmik ucundan başlanır. Bu işlerin son ilmiği de maliyeti karşılayandır, dolaysıyla çözümlemeye parayı verenden, parayı verenin bağlarını inceleyerek başlamak gerekir.

YORUM EKLE