Ölüm Çocukları

90’lı yılların hemen başıydı. 19 Ocak’ta tanklar Bakü’ye girmiş, binlerle bahsedilen katliam geride kalan yaralılarla Bakü’de can kardeşlerimize, kan kardeşlerimizle beraber ölüm hedefli kaderimizi yaşıyorduk. Bir tarafta koca Rus kızıl ordusu, öbür yanda elinde av tüfeğinden başka bir şeyi olmayan Oğuz’un Hazar çocukları, kan ve kader kardeşliğine inanmış üç beş ülkücü.

Öylesine günlerdi işte, öylesine günler…

Bir gün bir Rus gazetecinin röportaj yapmak istediğini söylediler. Türkiye’den gelenlerle röportaj yapmak istiyor, yapar mısınız dediler? Derme çatma oluşan, adına halk cephesi denen, benim tabirimle çaresizler karargâhı üzülür müydü?

Günler sonra Rus gazeteci; onlarca soru hazırlamış, biraz anlamsızca, biraz da korkarak suratıma bakıyor. İlk soru, “ siz kimsiniz?” oldu. Bir anda dudaklarımdan biz “ ölüm çocuklarıyız “ cümlesi çıktı. Biz ölüm çocuklarıyız, buraya ölmeye geldik dedim. Tercüman tercüme etti; Gazeteci suratına baktı hazırladığı soruları cebine soktu, anlamadım der gibi gözlerini oynattı, röportaj bitti dedi ayrıldık.

Sonra yazdığı gazeteye şöyle haber geçmiş; Ölmeye gelmişler, onlar ölüm çocukları, bu topraklar onların, biz burada olmamalıyız gibi bir şeyler yazmış. Halk cephesindekiler ne sevinmişlerdi. Kardeşlerimizin bizimle ölmeye geldiğini dünya öğrendi diye.

Tam 25 yıldır düşünürüm Azerbaycan kavgamızın sonucunu. Ölüm çocukları vazifelerini yaptılar ve öldüler. Halk cephesi, hala çaresizler karargâhı, Azerbaycan’daki bugünkü yönetimde Ruslarla beraberler. Kan karışmış Hazar’dan çıkarttıkları petrolü dünyaya satıyorlar, yani şark cephesinde değişen bir şey yok. Belki de imtihan dünyası böyle bir şey.

Burada da durum farklı değil!..

Gerçi ben on yıllardır delege, adaylık, seçim vs… işlerinden uzak dururum. Arkadaşından bir tek sigara istemeyi reddeden ruh halim kimseden oy isteyemez. Buna rağmen en iyi yönetim şeklinin milletin gönlünü almaya dayalı olan demokrasi denen metodun olduğuna inanırım.

Başarılı demokrasinin de iyi siyasi organizasyonlarla olacağına inanırım.

Bundan dolayıdır ki partiyi, particiliği önemserim. Hele ki, ölüm çocuklarının kanlarıyla, canlarıyla kurduğu siyasi partiyi daha çok önemserim, kutsallaştırırım. (Kederimizde bundan, sitemimiz bundan, kızgınlığımız bundan.)
Ölüm çocuklarının kanlarıyla kurdukları partinin listelerinde ölüme giden, ölüm diyen, ölmek lazım diyen, ölürken dirileceğiz diyen bir neslin itilip kakılmalarınadır isyanımız. Yoksa hangi dünyevi makam Alla (c.c.) rızası için ölmeyi göze almakla değişilir.

Daha lise 1’de 11 kurşun yiyerek düşen, inatla ayağa kalkan, her şeyiyle kendini yetiştiren, ben varım, kavgamıza devam ediyorum diyen Bünyamin’imin, bir gazinocunun çocuğu olmaktan başka kerameti olmayan birinin arkasına yazılmasıdır yürek yaramız.

Azerbaycan’da o ölüm günlerinde kafasının kabuklar bağladığı İrfan Özcan’ın esamesinin okunmamasınadır kızgınlığımız. O yeniden diriliş günlerinde hemen cezaevinden çıktıktan sonra saf tutan ve saffını hiç bozmayan seksen tane Aristo’yu cebinden çıkaran Alişan Satılmış’ın yok sayılmasınadır isyanımız. Kızmayı beceremeyen Engin, gönlüyle özellikle 80 sonrası neslin ağabeyi Suat Başaran’ı siliyorum diyen iradeye sen kimsin lan demeyi edepsizlik sayan ahlakımızadır sitemimiz.

Ankara’da Ulvi Batu var öyleyse Başbuğumuz huzurludur güvenini veren Ulvi’mizi kenarda bırakma gayretlerinedir hiddetimiz.

Servet Avcı’ yı görmeyen gözleredir kör olun sitemimiz; Devlet topuyla, tankıyla giremezken “ ben girerim ” diyen, Fatsa’ya 3 Hilali diken Müsavat’a yapılanlaradır isyanımız.

Başbuğumuzun son gözdesi Azmi Karamahmutoğlu’ nun müracaat dosyasını almıyoruz diye utanmadan basına bilgi verenleredir öfkemiz.

Alişan Satılmış’ın tabiriyle cezaevlerinde yarımız Hamaney’a diğer yarımız Hümeyni’yi takip etmeye başlamıştık. Erdem Karakoç Malatya cezaevine gelince hepimiz yeniden Türkeşçi olduk dediği 80 sonrası İstanbul’daki dağınıklığı Azmi, gayreti çalışkanlığı ile toplayan yılmadan hala nerdeyse gününün tamamını hareket için harcayan Erdem Karakoç’a yapılan muameleyi kabul edilemez bulduğumuzdandır sıkıntımız.

Bu ve adları burada yazılmayan binler, on binler sadece ölüme talip oldular. Hiçbiri sekizinci sınıf ayak oyunlarını dünde bugünde hak etmediler. Yarınlarda da hak etmeyecekler.

Ölüme talip olanlarla ölümü hedef tutanlarla oynadınız, egonuzu tatmin ettiniz.

İyi yapmadınız…


YORUM EKLE