O, Asımın Neslinin Mimarı…

“Yer beni, yer beni
İçime bir kurt düştü
Gece gündüz yer beni, yer beni
Ben bu işin üstesinden gelemezsem
Kara toprak sinesine sığdırmaz
Yer beni, yer beni.”


O, Allaha kul, Resulüne ümmet olmanın şuurunda, içine bir kurt düşmüş Türklük sevdalısı…

O, önce insan diyen, “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” diyen, devlet-i ebet müddet davasının, halka hizmeti hakka hizmet bilen, bir medeniyetin davacısı.

O, Asımın neslinin mimarı…

O, Tanrı dağı kadar Türk, Hıra dağı kadar Müslüman'ız anlayışının, insan haysiyetine hürmet zihniyetinin kurucusu…

O, hak haklınındır diyen, hakka inanan, haksızlıklara karşısında eğilmeyen dik bir baş.

O, Türkün düşmanı titreten bir yürek.

O, “Ülküsüz insan ruhsuz ceset gibidir” deyip bataklıklardan çıkardığı altın nesli Türk milletini çağlar üzerinden aşırıp muasır medeniyetlerin önüne geçirme ülküsünde birleştiren Yesevi bendesi…

O, demir perdeyi damla damla eriten, Türkün prangalarını kırıp, kızıl esaretten kurtaran Kürşat…

O, soğumuş bir medeniyetin fitilini yeniden ateşleyen, yüreklere yeniden medeniyet sevdası salan Korkut ata.

Evet, O, içine bir kurt düşmüş, yufka yüreklilerin aşamayacağı çetin yolun yılmayan, yorulmayan yolcusu…

O, “Çocukluk ve gençlik yıllarından beri Türk Milleti’nin eski, kudretli, refahlı günlerden neden böyle geri kalmış, yoksul ve güçsüz hale düştüğünü düşünürdüm. Bu zayıf durumdan kurtularak tekrar kendi gücüyle ayakta durabilen ve kimseye avuç açmayan refahlı, huzurlu bir devlet haline gelebilmesi nasıl mümkün olacak diye araştırmalar yapardım. Başka milletleri, bilhassa ileri gitmiş modern memleketleri inceler ve bizim de onlara ulaşmamızı sağlayacak çareler bulmak için çırpınırdım.

İşte yıllarca önceden beri bizim de içimize bir kurt düştü...

Milletimizin ve yurdumuzun en kestirme yoldan, hızla kalkındırılması için her çabayı gösterme isteği halinde bir kurt düştü. Şimdi memleketi adım adım dolaşıyorum. Ve bütün vatandaşlarla görüşüp, konuşuyorum.
Fakat bunu ne için yapıyorum?

Bunu milletin içine bir kurt düşürmek ve böylece hep beraber büyük hamlelere girişmek üzere, bütün milleti harekete geçirmek için yapıyorum.” " Büyük davalar, büyük mücadeleler ister, çile, sabır kararlılık ister. " Diyen çelik bir irade…

Onun yolundan dikenli, onun yolundan daha engelli yol da yoktu, ama onun için engel yoktu.

Ondan daha çok düşmanı olan, ondan daha çok iftiraya uğrayanda olmadı. Ondan çok tuzak kurulanda olmadı. Ondan daha çok suçlanan, ondan daha çok idamı istenende olmadı. Ondan çok ihanete uğrayanda... Ama onun azmini kıracak, durduracak güçte yoktu.

O, bunların hiçbirisine aldırmadı, yakınmadı, yılmadı. Çünkü o doğru yolda olanlara Allah’ın yardım edeceğine inanmış doğru yolun yolcusuydu.

O, onun gözü ileriye, aydınlık ufuklara baktı, arkasına dönüp arka dönenlere, dökülenlere bakmadı.

O, hep koştu, zaman onunla yarıştı, Türk-İslam dünyasını gergef, gergef dokudu.

O, Türk gençliğinin ruhunu oya gibi işledi, milletin kararan ufkunu aydınlattı.

Zaman yoruldu, yol yoruldu, o yorulmadı. Asil ruhunu, koşarken yolda teslim etti.

Onu en çok Türkün, İslam’ın düşmanları anladı, ama Türk geçinenler, Müslüman geçinenler anlamadı.

Allaha inanlarda, inanmayanlarda da Azrail'in onun yoluna çıkmasının sevincini birlikte yaşadı.

Onun yanında gezip "Azrail olmasaydı ondan kurtulamazdık" diyen, timsah gözyaşı döken alçaklar bile oldu.

Şimdi o timsah gözyaşı döken alçaklara soruyorum; O olsaydı yaşananların hangisi olurdu?

Bir hak dostundan naklen duymuştum; Velayet ehlinin tayyi mekânı kılıcın kınından çıkmasıymış. Ne doğru bir söz. Aynı zatın ona ; “Milletin istikbali senin elindedir” dediğini de biliyorum.

Onun kınından çıkmış kılıcının, bir ömür verdiği davasını, Türk milletinin ömrü kadar yaşatacağından, düşmanlarının da, ihanet edenlerin de, ondan kurtulduğuna sevinen alçakların da şüphesi olmasın.

Yetiştirdiği Asımın nesli; ülkücü kadrolar onun açtığı kutlu Türk-İslam davası yolda kıyamete kadar aşkla, şevkle yürüyecekler.

Ruhun şad, mekânın cennet olsun Başbuğum. Türk milletinin başı tekrar sağ olsun.

(Onu yazmak çok zor. Naçar lığımı, cüretimi hoş göreceğinizi umarım. Hakkını teslim edebilmek için ancak Akif olmak gerekirdi. Asımın neslinin mimarını da ancak Akif gibi edipler yazabilir çünkü.)

YORUM EKLE