NİÇÜN DİŞARİSUN

80’li yıllardayız, inanıyoruz MHP kesin iktidar oluyor seçimlerde. Bizler şehir savaşını iyice öğrenmişiz. Direniyoruz, çalışıyoruz kahpe zaman 12 Eylül 1980. İhtilal oluyor, partinin seçimle iktidarı engelleniyor.

Bir anda bambaşka zamana uyanıyoruz. Fiili düşmanlık başlıyor. Büyük Timur Han gibi siyasi kadroların imhası hedeflenmiş. Geleneklerimizde orduyla harp yok. Çaresiziz. İllegaliteyi iltimas eden yollar düşünmeye başlıyoruz. Korsan radyo kuralım, Başbuğ’u esir alındığı adadan alalım, firarlarla, cezaevindekilerle işlerimizi yapabilmek için ilgisiz kalalım vs…

Liderliği sıraya koyuyoruz. Lider kadronun tamamı alınıyor. İstanbul’da Harbiye başta olmak üzere, birçok yerde ağır işkencelerden geçiyoruz. Gözetim süresi 90 gün. İsterlerse 3 ay, 3 ay uzatıyorlar. 350 bin mensubumuz tutuklanıyor.

İdeolojik kamplara mensup olanlar 5 yıl süre ile müsadere edilirler. Komutanlık görüşü bu. Yeni Hammurabi Kenan Evren “benim sözüm kanundur” kanunu bile çıkarıyor.

Hâkim tavır, hâkim siyaset duruşunu terk etmeye mecbur kalıyoruz. Malumu ilan ediyorum. “ Teşkilatımız yenildi, ordumuz dağıldı.” Hayatta kalma mücadelesi veriyoruz tekrar bir araya gelebilecek zeminleri bulana kadar.

İdamlar başlıyor. “Bizi mahkemelerde asmayın engel görüyorsanız kıyıda köşede öldürün. Bu durum bizde kan davası olarak karşılık görür” diyoruz. Aylarca, abdestsiz yere basmadan kefen giymişçesine geziyoruz. “ Sağdan da soldan da astık” diyorlar. Yeterli görüyorlar, idamlar duruyor.

Ankara başka bir âlem. Orada C-5 kurulmuş ihtilal öncesi. Yalan haber üretim merkezleri bile var. Kafesi ile meşhur Mamak bambaşka destan. Türkiye’nin her yerinden alâkalandırılabilen Mamak postası. Hazırlanmış listelerden adam toplanıyor. Bütün lider kadro alınmış içeri.

Trabzon mebusu Ömer amcayı unutmuşlar dışarıda. Ailesi baskı yapıyor “ seni adamdan saymadılar herkes içerde, sen niçün dişarisun” diyorlar. Liste kontrolünde boşluk görünüyor, tabii onu da alıyorlar. Mamak’a girdiğine sevinen tek adamdır belki de. “ Haysiyetimizi kurtardık yahu. Çocukların yüzüne nasıl bakacaktım” diyor. Ömer amca, emekli binbaşı, samimi insan. Seccadesini Mamak’a seriyor keyifle yatıyor.

Buhranlı bir gece hazreti Fatih Sultan Mehmet Han geliyor düşüme. Anlatıyor, anlatıyor. Anlattıklarını yazmak için kendisinden müsaade istiyorum. “ Yazarsam kimsede baş olma isteği kalmaz” diyorum. Müsaade etmiyor yazmama. “ Bu anlattıklarım hususidir, sana lazım. Diğer insanlara anlatmak münasip olsaydı sana anlattığım gibi onlara da anlatabilirdim” diyor. Rüyam o kadar tesirli ki, bir gün boyu ayaklarımın yere değdiğini hissetmekte zorlandığımı hatırlıyorum 30 yıldır.

Uzun tutuklulukta binlerce insan. Daha fenası suç araştırılmıyor, Milliyetçiliği yargılamaya çalışıyorlar.

Bugün bile devlet hayatındaki birçok hataların tohumları ekiliyor, MHP ana davasında. İktidar hırsının hatalarının faturalarını 33 yıl geçmesine rağmen hem ülke insanları hem de kurumları hala ödüyoruz.

Bedel ödeyen kurumlardan biri de Genelkurmay Başkanlığı. Eski başkan İlker paşa da şahsen bedel ödeyenlerden. Yakın zamanda bir öz eleştirisi yayınlandı.

Diyordu ki; “ şehit annesinin gidip elini öpüyoruz, sonra anneleri başörtülüdür diye yemin merasimine almıyoruz. Bu yaman çelişkiyi düzeltin diye talimat verdim görevim esnasında.”

Çok üzüldüm. Evet, tespit doğru istek çok haklı. İfadesi bile 50 sene geç kalmış.

Gerçi bizler yaşadık. Bir denizci paşa vardı, Cumhurbaşkanlığı kurumu adına konuşuyordu. “ Pantürkizm ve Panislamizm T.C. için en büyük tehdittir” filan.

Kendi varlık sebebini inkâr acizliği.

Bu beyanların yanında İlker paşanın beyanı zemzemle yıkanmıştı elbette. Ama ben çok üzüldüm.

Çünkü beklentim çok daha nitelikli, çok daha samimi tespitlerde bulunmasıydı. Zannımca sanki baş olma isteği taşıyordu. “ Bu mu kusur gördüğün? ” demeyin. Riyaset sevgisi kötü ahlaktır. Kalbin afetlerindendir.

Bedel ödeyenlerde aşk görünmelidir. Dertleri ne ise onu belirginleştirmelidirler. Farka getirmeli, dertsizleri dertlendirebilmelidirler. Hatta kendisini bomba yapıp, düşmanın beyninde infilak etmelidirler. Aşklarının ateşi ile kalpleri tutuşturabilmelidirler.

Her ordunun bir zafer alayı vardır. Yürüyüşleri ahenkli, kıyafetleri süslü, bando, mızıka coşkuyla yürürler. Lakin kafasında zafer alayı olan harp edemez.

Barışamadım; kafasında zafer alayında olma isteğindekilerle, yapılacak iş ortada iken görmezden gelenlerle, hedefi görüp diz çökmeyenlerle, gözyaşı döküp ter dökmeyenlerle.

Barışmayacağım fotoğraf kimliklerle.

Barışmaya niyetim de yok zaten…

Baki Selamlar…

YORUM EKLE