Ne Yapmalı ?

İdeolojiler için bir dünya görüşünün ete kemiğe bürünmüş halidir diyebiliriz.Hayatın her alanında dünya görüşünü hakim kılma azmiyle faaliyette bulunurlar,dolayısıyla muhtelif teşkilatlara ,taktik ve staretijilere programlara sahip olmaları gerekir.Bu manada hayatın her alanı bir mücadele sahasıdır,varlık ,yetkinlik ortaya konulması gerekir.Şüphesiz siyaset bu mücadele alanlarının en önemlilerindendir,belirleyicidir fakat herşeyde değildir.

Ülkücülük hayatı yaşayan,yapan,hayatın merkezi olan insanın,kendi gerçeğine layık bir mükemmeliyete erişme gayreti ve hayatını milletine ,insanlığa adamasıdır.

Gücünü Türk tarihinden ,kültüründen,islamiyetin;hayatın ve insanın bütün gerçeklerini kapsayan 'hakikat bilgisinden ' alan Türk milliyetçiliği ,ülkücülerin kafasında,kalbinde yeniden yorumlanarak 'dava' edinilmiştir.

Büyük davalar yıkılmayacak,tükenmeyecek dava adamları isterler.Hayatın dinamizmi her an tazelenen bilgi,her an yenilenen,gelişen programlar gerektirmektedir.

Günümüz Türkiye'sinde ülkücülerin bir fetret devri yaşadıkları ve kendi gerçeklerimizle yüzleşmemiz gerektiği kanaatindeyim.Ülkücüler Türkeş liderliğinde Türk miliyetçiliğini yeni programlar ,ciddi iddialar ile siyasi alana taşıdı,aynı zamanda bu programı gerçekleştirecek insan gücünü yetiştirme faaliyeti ile de gençliği Türk siyasetinin merkezi ana unsuru haline getirdi.

Oluşan dinamizmin Türkiye'ye çok şey kattığı bir gerçek ,bugün Türkiye'nin bütün kurumlarında ,toplumun her kesiminde bunun izlerine,etkilerine raslamak mümkün.

Ancak geldiğimiz noktada siyasi yapımızın gerek siyaset yapma biçimi,gerek siyaset staretijisi ,gerek ön plana çıkardığı isimler ve onların tavırları,ülkücülerin  kırk yıllık siyasi tarihindeki birikimle örtüşmediği gibi ,ülkücülerden gelen günlük siyasetle fazlaca ilgisi olmayan ideolojik faaliyetlere ,organizasyonlara karşı aldığı tavırda dikkat çekicidir.

Ülkücülerin alışkanlıkları siyasi yapının öncü,teşvik edici yardımcı olması yönünde iken ,yapı bugün herşeyi engelleyici,dışlayıcı,ötekileştirici bir tavır takınmakta,ısrar ve itiraz hainlik mertebesine ulaşabilen suçlamalara konu olabilmektedir.

Meselemiz siyasi yapıya muhalefet etme,onu değiştirme ,düzeltme  meselesi  değildir.Bunun yarattığı kısır ortamın ülkücülüğü ilçe kongrelerinde delege olma seviyesine indirgediğini hep beraber yaşadık.Bugün maalesef davası delege olabilmek olan 'ülkücü tipi'iktidar ve muhalefetiyle siyasi yapıya  egemen olmuştur.Bu, mevcut yapıda yozlaşmanın süreceği anlamına gelmektedir.

 

Bütün bir hayatı siyasi yapı içinde,yanında ,bitişiğinde geçmiş ülkücüler delege olma davasını benimseyememişse 'devre dışıdır'.Bunun yarattığı tahribat müthiştir ve ülkücülerin tarihinde yaşadığı en büyük kıyımdır.

Kendini her türlü eleştiri ve murakabenin ,istişarenin dışında tutan,her türlü eleştiriye harekete düşmanlık yaftası yapıştıran bir siyasi yapının kendi iç dinamiklerini gün gün kuruttuğuna,bırakın Türkiye'yi ülkücülerin gündeminden ,günlük hayatından çıkmasına şahitlik ediyoruz.

Ülkücülerin önündeki problem,siyasi yapının bu gerçeği karşısında nasıl bir tutum takınmaları gerektiği gibi ,tarihleride yaşamadıkları karmaşık bir konudur.Ülkücü düşünceyi devlet yapma iddiası ile çıktığımız yolda,siyasi yapımızdaki 'ülkücü zihniyetin'yok olması gibi,ağır bir travma yaşamaktayız ve bu insanımızda ciddi bir erozyana sebep olmaktadır.

Bir biçimde bu problem aşılacaktır.Bunun hazır bir formulü de yoktur.Ancak kendimiz olarak varolmamızı sağlayan değerlere sıkı sıkıya bağlılık hareket noktamız olmalıdır.

Hak olmayan hiçbir otoriteye baş eğmeyen,hiçbir  güç önünde eğilip bükülmeden,hak bildiği doğruları cesaretle savunan,yanlışlıklarla mücadele azmimizi dosta düşmana yeniden hatırlatan vakur tavrımızı sürdürmeliyiz ve ne yapıp edip ülkücü yetiştiren mekanizmayı  her şartta oluşturmalıyız.

Ülkücülük yeniden bir Türk -İslam medeniyeti oluşturulması projesi, iddiasıdır.. Ülkücüler tavırlarında bu iddia ile mütenasip bir ciddiyet,gayret ve irade sergilemelidir.Her türlü günlük meseleyi,siyaseti,ekonomiyi,hayatın her alanındaki,her faaliyeti ,değerlerimizle sorgulama,çözümler üretme sorumluluğundan vazgeçemeyiz.Medeniyet hayatın içinde  ,hayatın hangi alanında olursa olsun,yaşanan problemlere kendi değer sistemimiz içinde ürettiğimiz çözümlerle, adım adım oluşur.

Siyaset de, günün gerçekleri de  değerlerimiz çerçevesinde ciddi bir biçimde gözden geçirilerek,yarına yönelik atılımların programları yapılmalıdır.Böyle bir program ortaya koymadan,daha çok oy almanında, ülkeyi yönetmenin de,mevki sahibi olmanın da,mevcut dostluk veya düşmanlıklarında, hakikat noktasında bir ehemniyeti ve değeri yoktur.

Bu hareket bu ülkenin,insanlığın vicdanı,umudu olmak zorundadır,varlığının anlamı budur.Bunun dışındaki başarıların sahipleri çoktur,bizim nezdimizde hiçbir kıymetleri de yoktur.

Azim ve gayretimizin tazelenme ihtiyacı açıktır.Nevzat bey ,'Hayat karşısında yenik,korkak insanlar bir milletin cihan hakimiyeti mefküresini omuzlayamazlar.' diyordu.Ne dersiniz ? hala 'dava adamlığı' iddianız sürüyor mu?

Herkes kendi hakkındaki hükmü,zamanda hepimiz hakkında ki hükmünü verecektir.Baki selamlar...

YORUM EKLE