Ne İstiyorlar?

Cumhurbaşkanlığı seçimine saatler kaldı.

Halkın oy kullandığı bir cumhurbaşkanlığı seçimini ilk defa yaşamamız, çok sayıda "ilk"le karşı karşıya kalmamıza sebep oldu. Bununla birlikte, Tayyip Erdoğan sonrasının Ak Parti’de ne gibi gelişmelere yol açacağı ve Cemaat – Hükümet kavgasıyla ortalığa saçılan ve süpürüldüğü halının altına sığmayan kirli ilişkilerin, hâlâ tüm dengeleri değiştirecek bir potansiyeli taşıyor görüntüsü, bundan sonra yaşanacaklara dair tahmin yapmamıza engel oluyor.

Oyunun aktörleriyle ilgili, “Aslında ne istiyorlar?” sorusuna vereceğimiz cevabın, karşımızda duran karmaşık tabloyu daha net görmemize yardımcı olacağını düşünüyorum.

***

Tayyip Erdoğan:

Asıl ihtiyacı olan mutlak bir dokunulmazlık.

Bugün için elinde tuttuğu devlet gücü ve zaman zaman %50’yi bulan oy desteği, geçtiğimiz 12 yılda biriktirdiği düşmanlarına karşı duyduğu endişesini gidermeye yetmiyor.

Cemaat’le giriştiği kavga, sahip olduğu mal varlığı ile ilgili yıllardır ortalıkta dolaşan dedikodulara dair çok sayıda maddi delili ortaya çıkardı. Bulunduğu makam ne olursa olsun, “yargı”, “istihbarat” ve “emniyet”ten herhangi birinin kontrolünü kaybettiği anda, çocukları ve diğer yakınlarıyla ilgili soruşturmanın yeniden başlayacağının farkında. Bu sebeple cumhurbaşkanlığına çıkarken, hükümetin elindeki bulunan iktidar gücünü de beraberinde götürmek istiyor.

Bu endişelerle olsa gerek, kendinden sonra, hiçbir zaman güvenmediği Abdullah Gül’ün başbakanlığı yerine başka alternatiflere yöneliyor.

***

Abdullah Gül:

Neden başbakan olmak istediğine anlam vermekte başlangıçta biraz zorlandık aslında. Gerçek şu: Abdullah Gül’ün başbakanlığına kendisinden çok etrafındakilerin ihtiyacı var.

Etrafından kastettiklerim kim?

Bir kısmı, çok eskiden beri yakın ilişkide olduğu ama 12 yıllık Ak Parti iktidarında Gül’e yakınlıklarından dolayı hak ettikleri yere gelmediklerini düşünenler.

Bir kısmı, iktidarı sürecinde Tayyip Erdoğan’a yeterince yaklaşmayan ama bu yakınlığı Gül'le kurabileceklerini düşünen ticaret ve siyaset erbabı…

Bir kısmı da Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığına aday olacağının anlaşılmasından sonra kurulacak dengede erkenden yer almak için Gül’e bağlılık bildiren ama Erdoğan’ın Gül’le ilgili gönülsüzlüğünün görülmesinden sonra viraj almayı başaramayan faal siyasiler.

Abdullah Gül’ün, bu grupların baskısı ile Tayyip Erdoğan’ın kendisine karşı güvensizliğinin farkında olması arasında sıkıştığı anlaşılıyor.

Bir yandan, Erdoğan’ın, ona partiyi ve başbakanlığı teslim etmemek için aldığı tedbirleri çaresizlikle izliyor, diğer yandan, Erdoğan sonrası, kendisinin dışında Ak Parti’de tek başına iktidar olabilecek bir lider adayı olmadığını, -herkes gibi- görüyor.

***

Kemal Kılıçdaroğlu:

Öncelikle, CHP’nin etrafını saran ve 1977’den beri aşamadığı %25’lik duvarı kırmaya çalışıyor. Takdiri hak edecek kadar risk alıyor, gayret ediyor, deniyor…

CHP'de alışılagelmişin dışında bir siyaset üslubu ve söylemi oluşturmaya, daha önce CHP’ye oy vermeyen seçmenin CHP’yle ilgili olumsuz bakışını değiştirmeye uğraşıyor.

Bu endişelerle Ankara’ya Ülkücü, Cumhurbaşkanlığına İslamcı aday gösterdi ve partisini büyütmek uğruna, kendisini liderliğe taşıyan yakın çevresi de dâhil, tüm arkadaşlarının tahammül limitlerini çok zorladı. Ankara ve Cumhurbaşkanlığı seçiminde, bunu başarabileceğine dair ipuçları göründü belki ama zamana ihtiyacını olduğu da bir gerçek.

Samimiyetle, “sağ” seçmenin oy verme saiklerini anlamaya çalıştığını ama henüz bunu başaramadığını düşünüyorum. Erdoğan’la ilgili yayınlanan kayıtların, Ak Parti’ye oy veren ve “dindar” olarak adlandırdığı seçmenin tercihlerini değiştirmemesinin şaşkınlığı hâlâ yüzünde görüyorum…

***

Tayyip Erdoğan, elindeki medya gücü ve yürüttüğü kampanyanın başarısı sebebiyle önde görünüyor.

Kampanyasının maliyetini ve nasıl karşıladığını değil ama bunu nasıl izah edeceğini samimiyetle merak ediyorum.

Ekmeleddin İhsanoğlu’nun, beklemediği bir anda üzerine yüklenen sorumluğu layıkıyla yerine getirme çabasında olduğunu düşünüyorum.

Demirtaş, cumhurbaşkanlığı seçiminden çok, adaylığı dolayısıyla üzerine yönelen objektifleri, kendisi ve partisi için bir PR çalışmasına dönüştürmenin derdinde ve bunu kısmen de olsa başarmış gibi...

Her iki aday, şu anda olmadıkları gibi, bence Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrasında Türkiye’de kurulacak dengede, herhangi bir şekilde belirleyici olmayacaklar. Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrasında siyasetin nasıl şekilleneceği, en çok Ak Parti’nin nasıl şekilleneceğine, MHP’nin Kılıçdaroğlu’nun yaptığının benzeri bir hamle yapıp yapamayacağına ve yerel seçimler öncesinde yayınlanan değil, “yayınlanmayan” kasetlere bağlı olduğunu düşünüyorum.

Siyaset tartışmalarının merkezindeki "cemaat"ten de sonra bahsedelim..

YORUM EKLE