Namaz veya Salat veya Yakarış veya Alkış

 Namaz Farsça bir söz Arapçadaki karşılığı salat, Türkçeye “yakarış” diye çevirebiliriz. Eskiden “alkış” denilirdi. Bugün de Türkistan Türkçelerinde alkış sözü kullanılıyor. “Alkış” sözü dua anlamında, “kargış” sözü ise “beddua” anlamında kullanılıyor. Benim ilk öğrendiğim Bayburt Türkçesinde de öyleydi.

Sözün özü namaz “dua” demektir. Yani namaz kılmak, başından sonuna kadar Yaratıcıya yakarış içinde olmak demektir. Namazın aslı budur; esası budur; temeli budur ve namaz bu hal içinde olmak demektir. Ariflerin namazı dediğimizde bundan ibarettir.

Bu kitapçığın özü ve özeti de yukarıdaki cümlelerden ibarettir. Bundan sonra okuyacaklarınız bu sözlerin açıklaması ve pekiştirilmesi niteliğinde olacak.

Niye Kuran-ı Kerim’deki karşılığı olan salat sözü değil de Farsça namaz kelimesi dilimize yerleşmiş? Çünkü biz Müslümanlığı başlangıçta Araplardan değil Farslardan öğrendik. Onlar salat’a namaz dediler biz de namaz dedik. Resul’e peygamber dediler biz de peygamber dedik. Teharet’e abdest dediler biz de öyle yaptık; savm denilen gün boyu aç susuz kalma işlemine Farsçadan aldığımız “ruz” sözünü oruç haline getirerek yeni bir ad koyduk. Biz oruç dedik Türkistan Türkleri de “oraza” diyorlar. Peygamber Farsçada “haberci”, abdest “el suyu”, ruz “gün” demek. Olur… Olmuştur zaten. Olmuştur da “Allah’ın Elçisini” sadece “haberci” saymamak kaydıyla… Elçi sözü Resul’ün anlamını daha güzel ve daha doğru veren bir söz…
Mademki namaz sözü yerleşmiştir öyleyse biz de namaz diyelim. Diyelim ama işlemin esasının dua olduğunu aklımızdan çıkarmadan.

Diyeceksiniz ki namazla ilgili kitaplar var; ayrıca ilmihal kitaplarının hepsinde namaz konusunda açıklamalar var. Öyleyse bu kitapçığa ne gerek vardı.

Diyorum ki, evet o kitaplar var. İlmihal kitaplarında açıklamalar da var. Hepsine de saygı duyuyorum ve değerlerini biliyorum. Namaz niye lazım, namaz türleri, namaz vakitleri, namazın farzları, vacipleri, sünnetleri, müstehabları bu kitaplarda anlatılır.
Ayrıca bilgi ağlarına (internet) girenler sordukları soruların cevaplarını da alırlar. Dahası, isteyen mezheplere göre namazın şekil şartlarını da öğrenebilir. Dolayısıyla bu çalışmada bu konularla ilgili bilgiler vermek söz konusu olmayacak. Mezhep imamları ve mezhep âlimleri arasındaki ayrımlarında önemli olmadığını düşünüyorum.

Söz gelimi Sünni Maliki mezhebi ile Şii Caferi mezhebinde kıyamda eller önde bağlanmaz yanlarda durur, diğerlerinde ise göğüste ya da göbekte bağlanır. Bize göre hepsi olur ama asıl olan gönlün Allah’a bağlanmasıdır.
İrfan yolunun büyüklerinden Şeyh Bedrettin’in Varidat’ından bir bölümü okuyalım:
“Şafii mezhebi ve diğer bazı kişilere göre kaza namazlarının düzenli bir şekilde kılınması vacib değildir. Halbuki diğer bazı kişilere göre bu vacibdir. Durum namazın selamında da böyledir. Hanefi mezhebi ve bazıları selamın namaz kılan kişi tarafından başını iki yana çevirip vermesi gereği üzerinde durmuşlar. Maliki mezhebi ve diğer bazıları ise selamın öne doğru verilmesi düşüncesini savunmuşlardır. Tahiyyat duasında da durum böyledir. Şafii mezhebinde olduğu gibi bazıları bu duanın tıpkı normal halk konuşmasında türünde yapılabileceğini savunurlar bu duaya misal olarak da, evlenme duası gösterilebilir. Hanefi mezhebinde olduğu gibi eğer bazı kimseler ise, bunun caiz olmadığı düşüncesindedirler. Bu tür söylentiler birçok kez dışa dönük işler için yayılmıştır.

Bu ve buna benzerleri hakkında düşünen kişiler, bütün dikkatlerini iç alemin düzeltilmesi, arıtılması, ahlakın tezhip edilmesi yönüne çevirirler. Dışa dönük çabalar da bunun bir aracı sayılır. Çabalar harcanacaksa, ne türde yapılacaktır ki istenilen elde edilsin. Bundan dolayıdır ki bu ve buna benzer durumlarda bunu gerçekleştirmek imkansızdır. Dışa dönük görünüşlerle uğraşan bilginleri, Allah işlerini ıslah etmiş ve onları içi bırakıp kabuklarla uğraşmaya yönlendirmiştir. Bu bilginlerin çoğunun içi yarılıp bakıldığında dünya sevgisi ve başkanlık hırsından başka, dinle ilgili hiçbir ize rastlanmaz.”

Şeyh Bedrettin’in Varidat’ından namazla ilgili bir uyarıyı daha dikkatlere sunmak istiyorum:
“İbadetlerin amacı gönülleri ölümlü varlıklardan sıyırıp, ebedi ve yüce varlığa yönelmektir. Fani varlıklara bağlı bir gönülle bin yıl namaz kılsan dahi hiçbir sevap elde edemezsin… Bazı insanlar birbirlerine ibadet ederler veya dirhem ve dinarlara, yiyeceklere, övünç ve kibirliliğe ibadet edip Allah’a ibadet ettiklerini sanırlar.”

Kimin içinde ne var elbette biz bilemeyiz. Fıkıh bilginlerinin işi fıkıh konularıdır. Onlar şekil şartlarını anlata dursunlar; biz irfan ehlinin namazını anlatma çabası içinde olalım.

YORUM EKLE