MUSULLU ALİ

Bugün Musul’dan Ali’nin hikâyesini anlatacağım.

Ali 10 yaşında, 3 yıl önce annesini ve babasını trafik kazasında kaybetmiş. Amcasının himayesinde yaşıyor. Amcası kamyon şoförü, bir erkek iki de kızı var. Amca çocukları Ali’den daha büyük hem seviyor, hem koruyorlar öksüz ve yetim Ali’yi. Köyleri de Sünni köyü.

Ticaretle uğraşan komşuları Abdülgafur efendinin 6 yaşındaki ikiz çocukları Hasan ve Hüseyin’le pek arkadaş Ali can. O da ikizlerin peşinde. Gerçi çok hareketli bir çocuk değil Ali can, hatta tembel bile sayılır. Parçalı bulutlu günde 15 saat uyku uyur mesela.

Uzun kirpikleri ile sakladığı gözleri çok ötelerden, derinden bakar, bakar da korumak istediği Hüseyin’i Hasan’ı aranır önce.

Bir de fantezisi, hayali vardır Ali canın. Her gördüğü yüksekliğin üstüne bir bozkurt yerleştirir, orada bozkurdu ulutur hayalinde.

Ölmeden, babasının evin salonunda astığı hilâl içinde uluyan kurt bayrağındaki bozkurt gibi.

Aslında hiç kurt görmemiştir Ali. Ama hayal eder nereye gitse etrafında koşturur ve bir tepelik görünce de oraya çıkartır, ulutur kurdu.

Hürriyet bağımsızlık sembolü demiş ona babası.

Babasının yakınlığını hissetmek istediği her zaman, bu oyunu oynaya gelmiş küçücük yüreği. Öyle içten, öyle yürekten oynar ki hayalinde oyunu, gezinen çocuğu, çok ciddiyetle meşgul ve mühim bir iş yapmakta sanır gören. Gözünüz ne yaptığını takip etmek ister adeta, meraklanır, ne yapıyor bu çelimsiz çocuk diye sorarsınız kendinize.

Ramazan öncesi köyde bir telaş. Geri ki köyden silah sesleri geliyor. Sona kalmış amcası, çünkü önce duymuş lakin hiç ihtimal vermemiş çevre köylerine saldıracaklarına. Silah seslerini duyunca da kamyonu çalıştırmış, alel acele alınan birkaç parça eşya ile köyde son kalanları da yüklemiş, toplamı 66 kişi, koyulmuş yola ileriki köyden de ileriye.

Abdülgafur Efendi annesi Hatice Hanıma bırakmış Hasan ile Hüseyin’i eşiyle ticaret maksadıyla Bağdat’a gitmiş. 70’lik Hatice nine de Hasan ve Hüseyin’le kamyonda, bir aile gibiler komşularıyla zaten. Hatice ninenin kucağında Hasan, Ali can’ın kucağında Hüseyin ta Kerkük’e varmışlar. Birkaç gün bir türbede kalmışlar, sonra kırmızı hilali olan Kızılay’ın açtığı sahra çadırında.

Hilâli görünce sevinmiş Ali’nin yüreği, hilâlin içinde uluyan kurdunu aranmışta bulamamış tabi. 3 gün sonra yardım tırları gelmiş. Tırların önlerinde babasının bayrağından görünce, Hasan’ı da Hüseyin’i de kaptığı gibi seğirtmiş bakmış hilâl içinde uluyan kurda. İyice incelemiş babasının nasihatlerini hatırlarken.

Ülkü ocakları genel merkezi, Ankara’dan geliyorlarmış. İşte babasının dediği hürriyet, bağımsızlık zamanı gelmişti. Çünkü ulaşmıştı artık hilâlli bozkurt bayrağına.

Bu kafileyle gelenlerin bir kısmını tanıyor gibiydi zaten. İki gün önce rüyasında göstermişlerdi, pusu kurulacak kervancılardı bunlar. Pusu kuracakları, elinde Zülfikâr’la bir seferde doğrayı vermişti ya Ali rüyasında tam 11 kişi.

Lakin bu halinden hiç kimseye bahsetmezmiş Ali. Annesinin babasının ölümünden 6 ay sonra Hazreti Ali (radiyallahü anhüma ) gelmiş rüyasına Ali’nin ve Zülfikâr’ını çıkarıp Ali’ye vermiş. Uzun,  uzun anlatmış. Ali’nin sorduğu suallere de sakin ve kudretli cevap vermiş. Ali “bu çok büyük ve ağır” demiş mesela. Hazreti Ali efendimiz “ben taşır ben savururum kılıcı, sen sapından tutarsın” demiş. Öylede olmuş önce aralıklı, lakin 2 senedir her gün rüyasında Zülfikâr’la 20 kelle keserlermiş.

Hiç kimseye anlatmamasını da zaten büyük dedesine çok benzettiği hazreti Ali söylemiş. Birkaç sefer söyleyesi gelmiş, gelmiş ama boğazı kurumuş, sesi kesilmiş o sıra. Hiç kimseyle paylaşmamış halini kısaca. Arada bir ağırlık çökermiş gözlerine, uyuya kalırmış hemencecik, 15 saat ondan uyurmuş günde.

Zülfikâr ona yolu da gösterir, kimleri keseceğini de gösterir, yanlarına varınca da alınlarında kâfir ya da münafık yazan bu insanların başlarını gövdelerinden ayırırmış bir vuruşta.

Ali canın rüyasında başlarını kestikleri, dünya hayatında gerçekten de ölüverirlermiş. Daha mukavemet edebilenine hatta itiraz edenine hiç rastlamamış. Önceleri sadece seyredermiş ama hiç korkmazmış. Sonraları izin istemiş Ali Efendimizden. İzni alınca da sormaya başlamış; bu kimdir, neler yaptı, yaşasa daha neler yapacak gibi merak ettiklerini. Hazreti Ali (radiallahü anhüma) Efendimiz, yorgunluk hissetmeden her sorduğuna sabırla cevap verirmiş, büyük bir adamla konuşur gibi. Üstelik soru sorması hoşuna bile gidermiş.

İşte Ali oradan bilirmiş bu kervana baskın yapacakları. 11 kişi zaten onların yanındaki köyü de basanlarmış. Harita üstünde emir almışlar,17 km süzülecek, kara yolundan geçen bu araçlara roketlerle saldıracaklardı. Öğlen rüyasında,  Zülfikâr elinde, kesince küffarın başını, sormuş ne yaptı bu kâfirler, Efendimiz anlatmış. Oradan biliyor yani Ali can.

Hasan bir kolunda Hüseyin diğerinde koşturmuşlar kervancılar yanına, seyretmişler bir müddet.

Telaş kesilince yanaşmışlar yanlarına “selamün aleyküm gaziler” diyebilmiş sadece Ali can. Önde gelen kervancı, çocukları görünce 5 litrelik bir bidon su verip çocuklara, başlarını okşamış sonra koyulmuş işine selamı alıp.

Hürriyet ve bağımsızlığın ne olduğunu bilmeyen Ali, hürriyet ve bağımsızlık zamanı gelene kadar, bu bidonu zayi etmemeye çalışacağına, suyu azalınca tamamlayıp herkese de bu bidondan su vermemeye karar vermiş. Bir damlasını yere dökmeden Hasan ile Hüseyin’in sucusu kesilmiş.

Suyu kıskanır olmuş artık…

Elli beş derece sıcaklıktaki Kızılay çadırına gelip, Hasan ile Hüseyin’in babası Abdülgafur Efendinin Bağdat’tan dönüp, kendilerini bulmasını beklemeye koyulmuşlar, su bidonu yanlarında.

 

Baki selamlar…

YORUM EKLE