Milliyetçilik ve Ulusalcılık

Milliyetçilik ve ulusalcılık birbirinin yerine de kullanılan iki söz… Ancak, basit bir sorgulama bu kullanımın doğru olmadığını gösterir. Ulus, millet yerine kullanılıyor olsa bile, ulusal sözü aslında yapay bir sözdür ve “millî” anlamındadır. Öyleyse ulusalcılık ancak “millîcilik” anlamına gelir. Milliyetçilik ise farklıdır.

Bu iki kelimeye aynı anlamı versek bile; bugünün Türkiye’sinde kendilerini tanımlamak için bu iki kelimeyi kullananlara baktığımızda yine anlam ayrımı ortaya çıkar.

Önce millet ve ulus kelimelerine verilen anlamları irdeleyelim:
Türk Milletini tarihin binlerce yıllık derinliklerinden günümüze kadar akıp gelmiş bir kavim olarak kabul edip bu milletin varlığını korumak ve geleceğini oluşturmak için; milleti meydana getiren dil, inanç, kültür, tarih bilinci, ortak ülkü gibi değerleri savunmak gerektiğine inananlar ve bu uğurda uğraşanlar Türk Milliyetçileridir. Bunlara Türkçüler de denilir.

Osmanlı’nın son döneminde ortaya çıkan Türk Milliyetçiliği akımını savunanlar, işte bu anlamda Türkçülerdir. Onların en önemli temsilcisi Ziya Gökalp’tir. Gökalp, Toplumbilim (Sosyoloji) ve Türkbilim (Türkoloji) alanındaki geniş bilgisine dayalı olarak sağlam bir düşünce akımı ortaya koymuştur. Cumhuriyet Döneminde ise hem fikir hem de uygulama alanında Gökalp’in görüşlerini esas alıp geliştiren Mustafa Kemal Atatürk’tür.

Türk Milliyetçiliği akımında tarihin bilinmeyen zamanlarından beri var olan “Türk soyu” kavramı olmakla birlikte “Türkleşenler” dışlanmaz ve kimsenin geçmişe dönük soyu sopu sorgulanmaz. Bunun istisnaları olmuştur; yani insanların soyuna bakıp Türk saymayanlar olmuştur. Ancak bunlar ana akımı etkileyememişlerdir.

Türk Milliyetçileri içinde Cumhuriyetin ortaya koyduğu yeni Türklük kavramını ve yapılan Türk Devrimini yeteri kadar benimsememiş kimseler de çıkmıştır. Ancak bu kişiler içinden sonradan Cumhuriyetin ve Atatürk’ün yaptıklarının değerini anlayıp ana yolu onaylayanlar da olmuştur. Türkçü akımın tarih ve edebiyat alanındaki çok önemli temsilcisi olan Nihal Atsız bunlardandır. Oğlu Yağmur Atsız’ın yazdığına göre hayatının son günlerinde “Biz Atatürk’ü yeteri kadar anlayamamışız. O haklıymış…” demiş.

Ulus kelimesi ise daha çok sanayi toplumlarının oluşturduğu karmaşık ilişkilerle birbirine bağlanan sanayi devletlerinin halklarını ifade için kullanılan natıon karşılığı olarak kullanılır. Sanayileşen toplumların tabiatları gereği ortaya çıkan bu yeni insan topluluğu gerçeği örnek alınarak başka ülkeler gibi bizde de devletin çatısı altında bir ulus oluşturulmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin oluşturmayı hedef aldığı Türk Ulusu, Osmanlı’nın ilk yıllarında ortaya çıkan bir gerçekliktir. Devlet kendisini “Osmanlı Devleti” olarak tanımlasa da, bilhassa Batı Dünyası bu devletin adını “Türk İmparatorluğu” olarak söyleye gelmiştir. Dolayısıyla Avrupa’da Müslüman olanlara “Türk oldu.” denilmiştir. Onlar da asırlarca kendilerini Türk olarak ifade etmişlerdir. Cumhuriyet bu gerçeği de değerlendirmiş; Lozan Antlaşması sırasında muhatap Batılı ülkelere de kabul ettirmiştir. Yani Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Müslümanlar, ana dilleri ne olursa olsun, Türk Ulusuna dâhil edilmişler; “Müslüman azınlık” kavramı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yöneticilerince “kırmızı çizgi” sayılmıştır. Böylece Türkiye Cumhuriyeti, Türk kavminin dili, tarih bilinci ve kültürü temellerinde bütün yurttaşların kaynaşmasını ve bir ulus olmasını hedeflemiştir. Bu hedefe büyük ölçüde ulaşılmış ve Türkiye sınırlarında yaşayan yurttaşlar ortak ülküler etrafında birleştirilmiştir.

Dışarıdan yapılan kışkırtmalar sonucu bazı yurttaşlarımızın ayrı ulus olma hevesleri dışında bu konuda büyük sıkıntı yaşanmamıştı. Şimdi ise yeniden ulusu etnik topluluklara ayırma çabaları, en üstlerden beslenen bir akım ve bugün Türkiye karşıtlarının ana hedefi haline gelmiştir. Buna Türk milliyetçileri ile ulusalcılar direniyorlar.

Daha açık ifade edersek Milliyetçilerin savundukları Türk Milleti binlerce yıllık tarihi olan bir varlıktır. Ulusalcıların savunduğu Türk Ulusu ise Cumhuriyet’le birlikte oluşturulan gerçekliktir. Bu işin en doğrusu; hem binlerce yıllık Türk Kavmine hem de Cumhuriyetin ortaya çıkardığı Türk Ulusuna değer vermek ve bunun mücadelesini yapmaktır.

Bugünkü Ulusalcıların en önemli kişilerinden olan Doğu Perinçek’in, Ön Türklerle ilgili meraklı çalışmalarını ve yazılarını çok ilginç bulduğumu da söylemeliyim.

Sözünü etmeye çalıştığım Türk Milliyetçileri ile Ulusalcıların birleşmesi değildir. Ama Türk Devleti’ni korumak ve Atatürk’ün Türk Devriminin değerlerinin yok edilmesine karşı direnmek konularında aynı çizgide buluşmalarında hiçbir sakınca yoktur.

Bana gelince… Binlerce yıllık geçmişi ve bugün yedi devleti olan Türk’ün geleceğine inanan Çağdaş Türkçülüğü benimsiyorum. Dünyanın her yerindeki Türkler ilgi alanım içindedir. Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin temel değerlerine bağlılığı, Türklük için çıkar yol olarak görüyorum.

YORUM EKLE