Millet ve Ulus

 Gerçekte bugünkü kullanımda, millet ve ulus eş anlamlı sözlerdir. Ama köklerine inersek başka anlamlar çıkar. Söz gelimi millet, daha çok bugün ümmet dediğimiz kavramı karşılardı. Ümmet denilince de bugün millet dediğimiz anlaşılırdı. Örnek olarak, Yunus Emre’de: “Yetmiş iki millete bir göz ile bakmayan, şer’in evliyasıysa hakikatte asidir.” dizelerinde geçen millet sözü ümmet anlamındadır.

Yunus Emre’nin bu sözlerinde anlatılanın “Hakikat kapısından geçen için din olmayacağını; şeriat makamlarında ise dinin geçerli olduğunu” hatırlatalım ve geçelim. Konumuz bu değil. Yine de örnek verince ne anladığınızı da anlatmalıydık.

Konumuza dönelim ve daha açık yazalım. Bu işin iyice açıklığa kavuşmasını istiyorum. Bir sunuşum var. Diyorum ki, gelin, millet ve ulus sözlerine birbirine yakın ve birbirinden ayrı iki anlam kazandıralım. O zaman şimdi geçerli olan karışıklıkları önlemiş oluruz.

Millet, kelimesini Tarım Devriminden sonra ortaya çıkan kavimler için; Ulus, kelimesini ise Sanayi Devriminin oluşturduğu toplum yapıları için kullanalım.

Anlatmak istediğimin daha iyi anlaşılması için bir örnek vermeliyim: 1990 yılında Kazakistan’a yaptığımız ilk ziyarette (Tarih boyunca Türkiye Cumhuriyeti’nden Kazakistan Cumhuriyeti’ne yapılan ilk resmî gezidir.) Kazakistan Dışişleri Bakanlığının Müsteşarı benim bulunmadığım bir yerde, heyetimden bazı arkadaşlara şöyle demiş: “Biz Kazaklar, Türk Milletinin Kıpçak bölümünden gelen Kazak Ulusuyuz.”

Bu ifadeye arkadaşlarım itiraz etmişler. Gelip bana anlattılar. Bu işleri tartışmayın, dedim. Çünkü, sadece Kazak Türklerinin değil, Sovyetler Birliği’nde yaşayan diğer Türk halklarının da dillerinde iki farklı kelime olduğunu biliyordum. “Türkî” derlerse, bütün Türk Dünyasını anlatırlar; Türk, derlerse sadece Türkiye Türklüğü ile onun uzantısı olan halklardan söz edilmiş olur. Ahıska Türklerine, Türk derler. Bir de bilinmeyen dönemlerden beri Fergana Vadisinde yaşayan ve kendilerine Türk diyen, başkalarının da Türk dediği, dilleri Özbek Türkçesine yakın bir halk vardır. Onları ifade etmek için Türk denir. Onların kimlik belgelerinde de Türk yazardı.

Devletlerin ya da devlet benzeri oluşumların millî kimlik oluşturmaktaki etkileri besbellidir. Kimi zaman tarihin içinden akıp gelen bu oluşum bazen de devletler tarafından bilinçli olarak oluşturulur. Özbekler, Özbek Han’ın devletinde yaşadıklarından bu adı almışlardır. Nogaylar, Berke Han’ın Başkomutanı Nogay’ın yandaşları olduklarından Nogay diye anılır olmuşlardır. Osmanlı süreci sürüp gitseydi belki bizim adımız da Osmanlı Türkleri olacaktı. Türk Dünyasında bu ifadeye rastlayabilirsiniz.

Konuyu kendi milletimiz bakımından şöyle toparlayabiliriz:

1- Türk Milleti tarihin binlerce yıl derinliklerinden beri var olan ve bugün için yedi bağımsız devleti ve milyonlarca kilometre kareye yayılmış insan varlığı olan bir ulu gerçekliktir.

2- Selçuklu ve Osmanlı asırlarının oluşturduğu ve beslediği bir Türkiye Türklüğü gerçekliği vardır. Bu gerçeklik Ulu Türklüğün bir bölümü olmakla birlikte, aynı zamanda kendi bağımsız ve özgün varlığı da vardır.

Osmanlı’da Türk ve İslâm kelimelerinin eş anlamda kullanılması, Balkanların ana dili Türkçeden ayrı olan kimi halkların da Türkiye Türklüğüne katılmalarını sağlamıştır. Kafkaslardan gelen ve ana dili Türkçeden farklı olan bir takım halklar da Türkiye Türklüğüne katılmışlardır. Anadolu’nun yerli halklarından da yine Türkiye Türklüğüne katılmalar olmuştur. Bütün bunlar Türk Milletinin değerleri içinde kendilerine yer bulmuş ve Türkiye Türklüğünün ayrılmaz ve ayırt edilmez mensupları hâline gelmişlerdir. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Atatürk ve arkadaşları işte bu oluşumu hedefine ulaştırmak üzere, Türkiye Türklüğünü ve hatta Türkiye halkına ve uzantılarına TÜRK adını vermişler ve kaynaşmış bir toplum kurmayı hedeflemişlerdir.

Türk denilirken, kimi zaman Dünya Türklüğü anlatılmış kimi zaman da Türkiye Türklüğünden söz edilmiştir. Türkiye’nin dışındaki Türk Dünyası ile Türkiye’nin içinde kendisini Türk hissetmeyenlerin itirazlarının temelinde bu kavram kargaşası vardır.

Türkiye Türklüğüne, TÜRK’ten başka bir ad vermek mümkün olmadığına göre bu kargaşa, Dünya Türklüğüne TÜRK MİLLETİ, Türkiye Türklüğüne ise TÜRK ULUSU demek suretiyle çözülebilir. Bu işin dışarıda ve içeride iyice anlatılması gerekir.

YORUM EKLE