MHP'ye Büyük Seçim Tuzağı

Seçimlere dört ay kaldı.
Ve maalesef seçimin ana tartışma ve kapışma gündemini yine AKP’nin ölene kadar makamı ne olursa olsun değişmez patronu Erdoğan belirledi ve muhalefeti peşine taktı: Yeni anayasa ve başkanlık sistemi.

Yeni anayasa ve başkanlık sistemi her Türk vatandaşını ilgilendiren güçlü ve çekici bir konu. Erdoğan, otuz şehre teşekkür bahanesi ile yapacağı geziler ve açık hava toplantıları ile referandumda uyguladığı taktiği aynen uygulayarak on üçüncü seçim zaferine dolu dizgin hazırlanıyor.
Çok basit ve sade bir taktik: Her zaman sağ seçmenin hassas olduğu ve özlem duyduğu özel bir konuda evet, hayırlı tek soru sormak ve cevabın “evet” tarafında kendini konumlandırarak hayır ve ret cephesini muhalefete bırakmak.
Kazanma ihtimalinin havasını oluşturduktan sonra da iktidara bağımlı çıkar ve menfaatine endeksli liberalinden, kapitalistine ve güya demokratından, demokrasi havarisine kadar ne kadar dünyevi menfaatperest omurgasız varsa hepsini peşine takarak ipi göğüslemek.

Bu taktikle Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller’in siyasi hayatına son vermiş, Deniz Baykal’ı altı kez, Kılıçdaroğlu’nu altı kez ve Devlet Bahçeli’yi tam on iki kez ( rekor maşallah onda) seçim meydanlarında yenmiştir.
Kimse bahane uydurmasın. Ya Türk milletine övgüyü bırakıp sövmeye başlayalım ya da on iki kere seçim kazanmış bir on üçüncüsüne hazırlanan adama küfür acizliğinden kurtulup kendimize çeki düzen verelim.
İşte yine dört ay sonra sandık milletin önünde.
Kendimize soralım, CHP ve MHP millete güven verecek ve ümit olacak hangi başat seçim iddiasının sahibi?
Sadece tek bir şey yapıyorlar: Tayyip’in gündeminin peşine takılıp birlikte “istemezük, hayır, karşıyız“ demek. Bundan öte millete duyurabildikleri bir sözleri ve tezleri var mı?

İnşallah geç fark etmezler, yeni bir seçim taktiğinin de tuzağı kurulmak üzere. Erdoğan milli ve uluslararası stratejik konuları gündemine alarak büyük abi rolü ile sağ seçmenin nabzını tutarken Başbakan Davutoğlu da vatandaşın günlük beklentilerine yönelik ekonomik, sosyal ve kültürel hizmet ataklarını seçim meydanlarında dillendirecek.
Başladı bile.
AKP’nin il kongrelerinden altmış beşine katıldı ve mevzi mevzi iline göre neler vaat etti alt alta bir yazın.( bu arada bizimki İstanbul kongresi dahil hiçbirinde görülmedi. Büyük taktik. Bir de biz anlasak)

Davutoğlu son Manisa Kongresi’nde 60 bin ton kuru üzümü ilk okullarda dağıtma sözünü verdi. 270 bin ton kuru üzüm üretimi ile ABD ile her yıl liderlik yarışı yapan Türkiye'de milli eğitim 60 bin ton kuru üzümü piyasadan çekerse bu miktar Türkiye üretiminin yaklaşık dörtte birine, dünya üretiminin de yüzde onuna tekabül eder. Dünya, çekirdeksiz kuru üzüm fiyatlarının ne kadar yükseleceğinin hesaplarını yaparken Manisa başta olmak üzere Denizlili ve İzmirli üreticiler de bugünden işi garantiye almak için AKP saflarına göz kırpmaya başlamışlardır bile. Sözün özü bu seçimlerde AKP iki patronla milletin önüne çıkacak. Biri büyük patron Erdoğan, büyük meseleleri gündeme yerleştirirken diğeri hafife alınan müsamere figürü ufaklık, küçük patron da “küçük meselelerle” seçim ambarından seçmene ufak ufak dağıtmaya devam edecek.
Otuz ilde miting yapacak olan Erdoğan, en az bir o kadar da cumhurbaşkanlığı forsu altında davet ve katılımlarda konuşacaktır. Davutoğlu’nun da 81 ilde ve en az 50 büyük ilçede konuşacağını düşünürseniz bu seçimde AKP’nin çift başlı ejderhaya dönüşeceğini tahmin etmek pek zor olmasa gerek. Bir de bu propaganda gücünün arkasına cumhurbaşkanlığı ve başbakanlık gücünü ve örtülü ödenekleri eklerseniz sonuç sizce ne olur?
İşte bütün bu muhalefetin aleyhine olan negatif şartlara bir de muhalefetin kendi eksilerini, evet eksiklerini değil eksilerini ilave edersek durum daha da keten helva bahsine döner değil mi?
CHP’nin işi daha da zor. Hiç olmazsa Bahçeli’nin yanında seçmenin önüne çıkaracağı her basın toplantısı ve Meclis’te yaptığı her açıklamayla iktidarı makineli tüfek misali yaylım ateşine tutan nadir ve zeka pırıltısı propaganda taktikleri ile seçmeni kalbinden vuran “Vural” var. Kılıçdaroğlunun yanında ise böyle bir polemik ustası da yok.

İşin şakası bir yana ciddiyetsiz bir siyaset tablosunda ciddi varlık - yokluk sorunları ile dolu bir seçim dönemine girdik.

Kısa ve net bir ifade ile söylemek gerekirse bu seçimlerin kaderi yeni anayasa ve başkanlık sistemi üzerinden saflaşma ile neticelenecek.Erdoğan bu tuzağı kuruyor.
Önümüzdeki seçim “evet-hayırlı” bir referandum olmadığı halde seçimde tarafları biz ve onlar şeklinde bölerek sağ seçmen merkezli kendilerinin yüzde ellilik bloğunu bir ve bütün tutmak yolunu izleyecek.
Başkanlık sistemini ve yeni anayasa ile yeni Türkiye hedefini milletin önüne bir ayrışma unsuru olarak koyacak.

CHP’yi bilmem. Fakat MHP “başkanlık” sistemine karşı çıktığı anda, AKP’nin planı tıkır tıkır işlemeye başlayacak ve sağ seçmen bloğu AKP açısından dikensiz ve rakipsiz bir alan olarak Erdoğan'a altın tepside sunulmuş olacak.

HDP, CHP ile aynı safta MHP’nin pozisyon alması yapılabilecek en büyük seçim hatası olacak.
Referandum ve çatı aday yanlış taktiklerine bir yenisi daha eklenecek.

MHP başkanlık sistemine “Erdoğan” merkezli kompleksle değil bir yönetim biçimi ve kurulduğu tarihten beri savunduğu bir sistem olarak yaklaşmalı ve bu sistemin “Erdoğan” eliyle diktatörlüğe dönüşmemesi için nasıl uygulanması ve anayasa değişikliklerinde nelere dikkat edilmesi gerektiğini milletimize anlatmalıdır.

Başkanlık sistemine “evet” fakat bu sistem senin dediğin gibi olmaz diyerek sağ, muhafazakâr, milliyetçi seçmen cephesinde Erdoğan'ı yalnız bırakmamalı ve ben de varım demelidir.

Basit, bugünün resmiyle bir sisteme karşı olmak ya da savunduğu bir sistemken reddetmek ilkesizliğin dışında AKP’ye zımmi bir destek anlamı da taşıyacaktır. Bundan önce bolca örneklerinin olduğu gibi.
Başkanlık sistemini daha çok tartışacağız. Ben burada sistemin tartışılmasından çok bu “sistemin” taktik olarak nasıl kullanılacağını anlatmaya çalışıyorum.
Bahçeli’nin her seçimde ve Erdoğan'la her karşılaşmasında kaybetmesinin ve kaybetmeye de devam edecek olmasının tek sebebi var: yüzde altmış beşlik sağ, muhafazakâr ve milli, dini hassasiyetleri öncelikli seçmen saflarının en az yüzde ellilik dilimini Erdoğan'ın nüfuz alanına bırakması MHP’yi CHP, bazen de HDP ile aynı cephede konumlandırmasıdır.
Bu tehlike önümüzdeki seçimde de “başkanlık sistemi ve yeni anayasa tartışmaları“ ile şimdiden mevziye girmiş görülüyor.

Göreceksiniz, başkanlık sistemine şiddetle karşı olanları alt alta yazdığınızda sıralama şöyle olacaktır:
Dışta ABD, İngiltere, Almanya, AB, İsrail ve bunların yancıları Mısır ve Yunanistan.
İçeride: Ermeni, Rum, Süryani ve Musevi azınlıklar başta olmak üzere kabilecilik saplantısındaki Laz, Gürcü, Çerkes vb. dernek vakıf ya da sivil toplum kuruluşları.
Lezbiyeninden homoseksüeline kadar aykırı dernekler başta olmak üzere, ÖDP ve benzer çizgideki tüm pembesinden kızılına kadar solcular, sosyalistler ve TKP.
Alevi ve Bektaşi derneklerinin İslam’a mesafeli ve tavırlı Marksist orijinli AB ile iş birliği yapanları.
Altyapısı ateist, Marksist literatür ve diyalektik tabanlı Kürtçü ve bölücü kimlikli gizli Ermeni çeteciler.
DHKPC, TİKKO ve PKK ile KCK. Nüfus kağıtlı Türk kriptolar.
Sermaye bağları ve iş bağlantıları ABD ve AB olan iş çevreleri. TÜSİAD ve benzerleri ile bunların kontrolündeki medya ve sosyal medya.
Ellerinde bira şişeleri ile geziciler ve tabii ki son hainler assolisti bloğumuz cemaat ve bağlı medya grupları.

Kısaca başkanlık sistemi olduğu takdirde kendilerinden “başkan” olma ihtimali kesinlikle olmayacak olan ve ancak merkez sağın belirlediği ve seçtiği başkana bağlılık ve usluluk oranında varlıklarını sürdürebilecek tüm kesimler bir tarafta toplanırken; Erdoğan da bunları göstererek sağ, muhafazakâr, milliyetçi kesimin yüzde altmış beşlik pastasının olduğu tarafa tek başına oturacaktır.
Unutulmamalıdır ki her seçimin kaderini belirleyen yüzde yirmi beşlik ve büyük oranda memleket sever kesim fazla ayrıntıyla uğraşmaz kalın çizgilere bakar. Kim ne tarafta. Ben hangi tarafa yakınım.

İşte yeni seçim taktiğinin tuzağı burada.
Bu durumda MHP ve ülkücüler başkanlık sistemine karşı çıkarken kimlerle saf tutacak?
Bu durumu nasıl izah edecek?
Bu zamana kadar varlığının ve mücadelesinin tek hedefi olan değerlerinin ve imani hassasiyetlerin karşısında olan ve bizlerin varlığına zerre tahammülü olmayan Türk ve Türkiye karşıtları ya da düşmanları ile aynı safta nasıl duracak?
Bu kesimler ne zaman doğrunun yanında oldular ki şimdi olsunlar?

Bu çıplak gerçeğe rağmen AKP’ye ve Erdoğan'a karşı olmak adına yanlış kesimlerle iş birliği hangi ilke ve hangi gerçek doğru için?
“Başkanlık sistemi Erdoğan'ı diktatör yapar, ülkeyi böler.” Sadece tartışmalı bu tez Erdoğan'ın seçmen cephesini bölüp muhafazakârları yukarıda sıraladığım sağ seçmenin hiçbir zaman ittifak etmediği aykırılar safına geçmesine yeter mi?
Böyle düşünmek sadece siyasi cahillik ve öngörüsüzlükle izah edilemez.
Bu tuzağın parçası olmak iddiası daha mantıklı bir izah olur.
Nasıl mı?
Bundan önceki Haberhergün’deki “Vasat Akıllı Derin Devlet” yazılarımda bazı dip notları düşmüştüm.
Başkanlık sistemine geçilmesine “vasat akıllı derin devlet“ karar verdi.
AKP’nin Anayasa'yı değiştirecek çoğunluğu sağlaması iki şarta bağlı: HDP’nin parti olarak seçime girmesi ve baraja takılması.
O iş tamam.
İkincisi de MHP’nin asgari oyla baraj geçmesi ya da eğer mümkünse barajın altında kalması.
Son yapılan kamuoyu yoklamalarında MHP’nin yükseliyor gösterilmesi genel merkez ve Bahçeli'ye “tasfiyeye devam, yolun doğru“ mesajının işareti olarak alınmalı.

MHP’nin baraja takılması ya da asgari oyla barajı geçmesi planı MHP’yi yukarıda bahsettiğim taktikle “aykırıların“ cephesine atmakla mümkün olacağı için “başkanlık sistemi“ tartışmalarında yanlış yerde konumlandırılıyor.

MHP bu tuzağa düşmese hem AKP karşıtı gerçekçi politikaları seçmene sunsa hem de başkanlık sistemini savunarak “O senin istediğin gibi olmaz. O sistem Türk milletinin tarihi izlerini taşıyan dokuda ancak bizim öncülüğümüzde milletle birlikte kurulur.” dese reyleri düşer mi? AKP’ye, bu tartışmada sadece başkanlık sistemi talebi ile ve yukarıdaki aykırı ve sevmediği insanlarla bir safta olmak kaygısı ile yönelecek seçmene MHP kapılarını “Biz de başkanlık sistemi taraftarıyız.” diyerek açsa reylerimi düşer?

Bu konu seçmen algısı yönünden çok hassas ve dikkat isteyen taktiksel yönü çok güçlü bir konudur.

“ Kuru sloganlarla ülkeyi böldürmeyiz.”, “Seni diktatör yapmayız biz eskiden yanayız.” diyerek Türkiye'nin elli yıldır belini doğrultamayan, bırakın küresel güç olmasını, bölgesel güç olmasını bile sağlayamayan, yetişmiş insan unsurunu, bir milletin en büyük hazinesi olan “beyin”lerini parlamenter sistemin particilik çatışmalarında “O akıllı ve iyi yetişmiş biri ama bizden değil.“ diyerek yıllardır harcayıp çatıştıran sistemden yanayız, algısını seçmene verdiğiniz an seçim sonuçları sizin için yeni bir hezimet olacaktır.

Bu taktik sonucu MHP’nin harcayıp dışladığı ve parlamentodan uzak tuttuğu ülkücüler ne yeni anayasa çalışmalarında ne de başkanlık sisteminde ülke yönetiminde etkin ve belirli olamayacaklar ve siyaset sahasından tribünlere atılacaktır.
Bunun sonucu olarak “vasat akıllı derin devlet” ve iş birliği yaptığı AKP ve Erdoğan bir taşla iki kuşu vuracak hem başkanlık sistemine sorunsuz geçecek hem de kompleksle yaklaştığı “Maaş kadrosu olmadan milleti ve vatanı için, fedakarlık, cesaret ve yiğitlikte kıskandığı ülkücüleri oyundan düşürmüş olacak.”
Ben diyorum ki ülküdaşlar tek tek oraya buraya giden arkadaşlarınıza satılmış hain derken biraz dikkat edin. Asıl kafa yorup düşünmemiz gereken şey her zaman olduğu gibi sakın toptan satılmış olmayalım.

Hakkı Şafak SES

YORUM EKLE