MHP'nin Önündeki Büyük Tehlike

Seçim sonrası siyasi gelişmeleri anlamlaştırmakta zorlanmak istemiyorsak bugüne kadar doğruluğundan emin olduğunuz siyasi kabul ve kalıpları tekrar gözden geçirmek zorundayız.
Hele hele gelişen siyasi olayları sadece “siyah, beyaz” tanımlamalarının kalıpları içinde çözme basitliğinden hızla kurtulmamız gerekiyor.

Sırlar ve planlar “gri ve kırçıllarda gizli.”

Türkiye Cumhuriyeti Devleti 100 yıl sonra, dün olduğu gibi bugün de değişmeyen Batı’lı güçler karşısında bu coğrafyada tapu senedini yenileme kavgası veriyor.

Devletin beğensek de beğenmesek de eksik ve yetersiz bulsak da stratejik aklı bir karar verdi. Bu karar bölgemizde ve tarihi misyonumuzun etki alanındaki coğrafyalarda kırılan siyasi fay hatları arasında sıkışan Türk milletinin ve devletinin bölünmez bütünlüğünün devamı için öncelikli olarak ülkenin yönetim biçiminin değiştirilmesidir.

Parlamenter sistemin klasik düşünce kalıplarının araçları olan “partiler,iktidar ve muhalefet” tanımlarının günümüzde bilinen davranış biçimlerinin tam tersi sergiledikleri tutumlarını ve partilerin dünleri ve bugünleri ile çelişen davranışlarını izah etmekte zorlanmamızın sebebi bu karar doğrultusunda partilerin bu programın bir parçası olarak manipülasyona uğramalarındandır.

Ve bu yüzden çözemediğimiz, yorumlamakta zorluk çektiğimiz birçok gelişmeyi ya ”ihanet” ya da “ilkeli dik duruş” şıkları ile ifade etme kolaycılığına kaçıyoruz.

Az okuduğumuz, kısır düşündüğümüz için mi, ufuksuz ve hedefsiz olduğumuz için mi?

18 yaşında ülke ve dünya siyasetinde inandığı fikir ve doğrularla siyasi hedef ve tanımlamalarında ve tespitlerinde hata yapmamış ve dünyanın yirminci yüzyılın sonunda yıkılan duvarlarını o gün görmüş bir nesil, nasıl olurda 60’lı yaşlarda Ülkesi'nin ve Dünya'nın yaşadığı 21. yüzyılın siyasi olaylarının gerçek resmini görememek acizliğine düşebilir?

Türk milliyetçilerinin yirminci yüzyılın sonunda teşkilatlandırdığı ve yirmi birinci yüzyıla taşıdığı “ülkücü hareket“ nasıl olur da günlük siyasi olaylar karşısında birbirlerine karşı hain, yandaş,yoldaş suçlamalarına sebep olan farklı siyasi tavır ve tespitleri savunmak acizliğine düşebilir?
Artık görmeliyiz ki parlamenter sistem çözümsüzlük ve istikrarsızlık girdabına savruluyor ve karşılıklı kırmızı çizgi kavgaları ile kokutuluyor.
Bu tabloyu ve muhtemel gelişmeleri nasıl olurda ülkücüler ittifakla bir ortak paydada tahmin edemezler ve gerekli tedbirleri alamazlar?

Bunun tek sebebi ülkücülerin siyasi partisi olan MHP’nin bir türlü “kendisi” olamamasıdır.
Ya da gerçek MHP’nin ortaya çıkmasının istenmiyor olmasıdır.

Ülkücülerin zihninde ve kabullerindeki teşkilatlarında ve partilerinde hiçbir alan “ kırçıl ve gri” değildir.

Fakat MHP, Sayın Bahçeli yönetiminde sürekli gri ve kırçıl alanda siyaset yapmayı ülkücülere rağmen öncelikli görev bildi.

DSP ile hükümet kurarken MHP’nin ilkeleri ve dik duruşunun önceliği ertelenebildi. Çünkü 99 seçimlerin sonuçları, “ halk DSP’yi birinci parti yapmış ve iktidarda görmek istemiştir.” şeklinde yorumlandı.
Fakat 7 Haziran’da aynı bakış açısı geçerli olmadı. Niçin?

19 Haziran’da Haberhergün’de yazdığım son yazımda MHP’nin daha doğrusu Sayın Bahçeli’nin AKP ile kesin koalisyon niçin yapmayacağını yazmış ve bir erken seçim yolunu AKP lehine açacağını belirtmiştim.Bu süreçte de AKP’nin 7 Haziran’da uğradığı seçim kazasının telafisi ve de tek başına iktidara yeniden gelmesi için bir siyaset yolu izleyeceğini iddia etmiştim. Ve keşke yanılsam demiştim.
Bu iddiam bugün Sayın Bahçeli'nin sadece kendisinin açıklamaları ile gerçekleşiyor.
Çok yakın arkadaşlarım koalisyon kararı verildi bakanlıklar bile paylaşıldı derken bu bilgilerin çalmadan oynayan bakanlık heveslisi kimliklerin işi olduğunu tahmin ettiğimi söyledim. Fakat arkadaşlarıma hak veriyorum. Onlar akıl ve mantık ölçüsünde doğru denklemleri kuruyorlardı?

Şu geçen 30 gün içinde ufukta bir seçimin silüeti netleşirken olanlara bakar mısınız?

CHP’nin gizli, açık HDP’ye verdiği desteğin seçim sonrası ortaya çıkması sebebiyle vatansever ve milli hassasiyetleri olan ve bu yüzden MHP’ye ilk seçimde oy atması muhtemel seçmeni, meclis başkanlığı seçimi ve sonrasında izlenen yol ve çirkin sataşmalarla nasıl MHP düşmanı hâline getirmeyi becerdik?
Ayrıca AKP ve Erdoğan karşıtlığının nefret ve kin ortak paydasında bugüne kadar söylenen sözlere ilave seçim sonrası yapılan açıklamalarla sağ ve muhafazakâr seçmen kitlesinin kızdırılarak MHP ile arasının nasıl açıldığını görmemek mümkün mü?

Peki bu siyasi çizgi ve tavırların tek başına Sayın Bahçeli’den kaynaklandığını biliyor ve bu konuda hem ülkücüler hem de vatandaşlarımız aynı kanaatte ise o zaman olan nedir?

Ya şizofren bir aklın varlığına inanacağız ya da parlamenter sistemden, iki partili başkanlık sistemine geçiş için MHP’nin ufaltılıp tasfiye sürecine yuvarlandığını ve bu tasfiyeden de sorumlu bir “ kayyumun” varlığı ile karşı karşıya olduğumuzun farkına varacağız

Bahçeli iki temel siyasi duruş ve tavrın 12 yıllık AKP iktidarı boyunca tavizsiz uygulayıcısı oldu.
Ülkücüleri iktidara taşıyacak olan iki temel unsurdan birisi olan “Ülkücü hareketin birliğinin” sağlanmasının gerçekleştirilmemesi ve tam aksine içeride yaratılan ihanet ve disiplinsizlik suçlaması yoluyla çalıştırılan ihraç mekanizması ile ülkücü hareketin “ nirengi” isimlerinin partiden uzaklaştırılması; ikincisi de muhafazakâr, mütedeyyin seçmenle MHP’nin kucaklaşmasının önüne ciddi duvarların örülmesi.

Devlet yönetim kadrolarında güvenilir olan ülkücü kadrolar maalesef siyaset ve iktidar denkleminde istenmiyor.
Yazımın girişinde klasik düşünce denklemlerimizi kırıp gri alanları fark etmemizin gerektiğini bu gerçeği net olarak gördüğüm için ifade etmiştim.

Ne devlet bizim onu sevdiğimiz kadar bizi seviyor ne de MHP bizim sandığımız kadar bize ait bir parti.
Bir yol bulmalıyız.
Düşünmeli, tartışmalı ciddi mesai vermeliyiz.

Önümüzde kesin bir erken seçim var.
AKP’nin tek başına iktidara geldiğini ve CHP’nin de ana muhalefet olarak mevcudunu koruduğunu ve HDP’nin az bir güç kaybıyla meclise girdiğini ve MHP’nin mevcudunu koruyamayarak dördüncü parti olarak Meclis’e ancak girebildiğini düşünün.

Erdoğan-Baykal görüşmesinin özünün “Devletin stratejik aklının” karar verdiği “başkanlık sistemine” geçiş ve “yeni anayasa” odaklı olma ihtimalini, yukarıdaki muhtemel erken seçim sonuçları ile örtüştürürsek karşı karşıya olduğumuz tehlikenin fotoğrafı daha da netleşmez mi?

Bu tablonun gerçekleşmesi için yapılması gereken tek şey MHP’nin ufaltılıp gerekirse bölünmesi ve hem sağ hem sol seçmen nezdinde kızılan ve yerilen parti haline gelmesinin sağlanmasıdır..

Bunu önleyebilir miyiz?

Sayın Bahçeli’ye rağmen MHP’yi güçlendirip bu oyunu bozabilir miyiz?
Bu konuda MHP milletvekillerinden ve mevcut belediye başkanları ve parti yöneticilerinden MHP’yi seçmen gözünde yalnızlaştırılan yanlış politikaların önlenmesi hususunda bir destek ve yardım görme ihtimalimiz giyotin gibi enselerinde sallanan “erken seçim” ihtimalinden dolayı pek gerçekçi görünmüyor.

Dünya ve özellikle bölge coğrafyamız yeniden şekillenirken ve Türkiye Cumhuriyeti yeni bir sistemin arifesindeyken türbinlere itilen ve saha dışına çıkarılmak istenen Türk milliyetçileri ve ülkücüler bizde varız biz olmadan yeni bir sistem kuramazsınız nasıl diyecektir?

Hiç düşündünüz mü yandaşı ve karşıtı ile tüm medya kuruluşları;
din tüccarı siyasi İslâm’cıyı;
her renkten ihanet erbabı yada iktidar yandaşı Kürtçüyü;
liberalinden, hırsız savunucusuna kadar ruhsuz menfaatçiyi;
rengini, desenini, kompleksini ve millet-devlet düşmanlığını kırk yıldır tanıdığımız solcusunu, sosyalistini;
milyonlarca vatandaşın nerede yazdığını, çizdiğini bilmediği okumadığı güya gazeteci müsveddelerini alleme iddiası ile her akşam tv’lerde karşımıza dikiyorlar da niçin 7,5 milyon MHP seçmeninin ve ülkücülerin fikir,duygu ve düşüncelerini, anlatacak,konuşacak partinin resmi kimliğini taşımayan tek bir ülkücü aydını, yazarı ve düşünürü program konuğu olarak milletle buluşturmuyorlar?

Evet bir yolunu bulmalıyız.
Ülkücü hareketin üzerindeki güya dost ve düşman iç ve dış blokajları yıkmamız gerekiyor.

Asimetrik bir sivil siyaset gücü ve alanı oluşturmamız gerekiyor.

Partimiz üzerinden Türk milliyetçileri olarak gündemi oluşturan ve geleceğimizi belirleyecek olan konular üzerinde güçlü yeterli, doyurucu,doğru ve de etkin olarak fikrimizi ve inandığımız değerleri ifade edemediğimize inanıyorsak yapmamız gereken bir yolunu bularak etrafımıza hem içerden hem de dışarıdan örülen setleri yıkmaktır.

MHP partimiz olarak kalırken; ülkücülerin, Türk milliyetçilerinin farklı ayrı bir teşkilatlanma biçimi oluşturmadan var olan parti dışı sivil toplum kuruluşlarını Türkiye'nin gündeminde nasıl söz sahibi yapabiliriz?
Bunun yolu ancak bilinen yolların dışında asimetrik parti dışı bir gücü yapılandırarak görüşlerimizi ifade edebileceğimiz bir alanı oluşturmamızla mümkün olabilir?

Mevcut parti sözcülerince kamuoyuna yapılan açıklamalar ve verilen demeçler Türk milliyetçilerinin duygu, düşünce ve doğru fikirlerini ifade etmekten çok uzak. Eksik, yanlış ve ruhsuz ifadelerin sebep olduğu siyasi yaraları önlemek için nelerin yapılması gerektiğini önce doğru sorular sorarak ve daha sonra da bu soruların doğru cevaplarını bularak çözüm yolları üzerine düşünmeliyiz.


Bu soruların doğru cevaplarını bulamaz ve hızlı davranamaz isek erken bir seçim öncesi ve sonrası MHP’nin seçmen nezdinde ciddi mevzi kaybetmesini kahrolarak seyretmek zorunda kalacağız.
Gerçek tehdit ve tehlikeyi görememek bir de üstüne üstlük ülküdaşlık hukukunu sahte gündemin çatışmalarına kurban etmek!
Allah'ım ülkücü hareketin ferasetini aç!


YORUM EKLE