MHP'de Seçim Sonrası Fırtınanın İşaretleri

Partilerin seçimler için milletvekili listelerinin açıklanmasından sonra geçen bu süre içerisinde adayların kimlikleri ve nitelikleri açısından özellikleri iyice netleşti.

AKP, CHP ( ön seçime rağmen), MHP’nin listelerinin seçmen ve parti tabanları açısından memnuniyet ve heyecan yaratma yönüyle birbirine fazla üstünlüklerinin olmadığı görüldü.
“listeler berbat” sözleri her üç parti için de ortak şikayet olarak hemen hemen eşit oranda seslendirildi desek yanlış bir tespitte bulunmuş olmayız.

AKP kendi kamuoyu ve parti tabanı ve gelenekleri açısından en düşük profilli ve etkili isim zayıflığı gösteren bir tercih ile bugüne kadar girdiği seçimler içerisinde en kötü listeyle seçimlere giriyor.
Buruk üç dönem kurbanları, vurgun ve talan pisliğinin ürkütüp “ben onlardan değilim” sözünü tabanda sessizce dillendiren listelerde yer almayan eski AKP vekilleri, AKP için ciddi kamburlukların ve negatifliklerin başında geliyor.
Ayrıca AKP’nin siyaset yorgunu kadroları ve istismar konularının tükenmişliği propaganda gücünü de önemli ölçüde düşürmektedir.

CHP’nin ise Partiler Kanunu’nun bunalttığı seçmen kitlesine ümit olmak üzere parti içi demokrasinin kapılarını üyelerine açması bir bumeranga dönüştü.
Örgütlü mezhep merkezli ideolojik sol protest yapı ön seçimde etkin olarak çalıştı ve parti seçmen profilinde adil olmayan bir ağırlıkla listelerde orantısız bir ölçüde yer almayı başardı.
Bu durumun kamuoyuna sessizce ve fakat hızla yayılması, ayrıca iller bazında bilinen bu isimlerin ilanı ile CHP % 25-27 bandında tutunma zorluğu yaşamaya başladı.

Çünkü adı ulusalcı da olsa milliyetçi ve CHP geleneğinde aşırı sol ve mezhep odaklı yaklaşımlara mesafeli vatansever, laik, fakat dini hassasiyetlerini riyadan uzak sade ve içselleştirerek yaşayan seçmen kitlesi CHP’ye oy atmakta ciddi “git-gel”ler yaşamaya başladı.
CHP kontenjan adayları da yeni heyecan yaratacak isimlerden uzak ve parti içi dengeler uğruna belirlenince bu seçimde de CHP’nin iktidara gelmekten uzak mevcudu korumaya yönelik bir mecburi istikamet durumu yaşadığını söylersek fazla yanılmış olmayız herhalde.

MHP listeleri ise tam bir fırtına öncesi hazırlığın izlerini taşımakta.
Listede yer alan atanmış vekil adaylarına baktığımızda üç ana unsurun partide mevzilendiğini ve 8 Haziran sonrasının seçim gündeminden daha fazla konuşmalarda ve sosyal medyada yer aldığını görmekteyiz.

Bu liste ile Sayın Bahçeli görev süresinin son devresinin ve ayrılmak üzere bir kararın da arifesinde olduğunun işaretlerini bu üç unsuru listelere belli dengelerle koyarak vermiştir.

Bu üç unsur kimlerden oluşmaktadır ve bu durum üzerine neler söyleyebiliriz?

Listelerde yer alan ana unsur ve büyük kısım Bahçeli sonrası büyük yarışın taraflarının isimlerinden oluşmaktadır. Önceden genel başkan adayı olmuş bu isimler kendilerine verildiği söylenen beşer kontenjan ile listelerde mevzilenmiş durumda. Bunların kimler olduğunu hepimiz biliyoruz. Parti içi bir mesele olan bu hususu isimler üzerinden tartışmanın seçim öncesi uygun olmadığının camia olarak hepimiz farkındayız. Günü gelene kadar bu konu askıdadır.
Listelerde mevzilenen ikinci unsur “cemaat mensupları ve muhipleri”dir.
Maalesef Milliyetçi Hareketin siyasi tarihinde Sayın Bahçeli ile birlikte anılacak olan ve seçimlerde oy devşirme gafleti ile örtülemeyecek bu tercih “hem partiye hem de ülkeye ihanet odaklı” yeni bir Truva atının adı olmaya adaydır.
Sayın Tuğrul Bey’in “paralel AKP’nin bir iç meselesi” açıklaması tam bir talihsizlik olmuştur.
8 Haziran'dan sonra bu mesele artık sadece Türkiye'nin, AKP meselesi değil MHP’nin de ciddi bir iç meselesi olacaktır.
Bakın bu tespitimin izlerine ait bir örnek vereyim.
Geçen iki yazımda Manisa listesi ikinci sırasında yer alan
Zeynel Balkız hakkında yazdıklarıma basına verdiği açıklama ile malum şahıs cevap vermeye çalışarak şöyle demiş: “Celal Adan ve Meral Akşener de DYP’de üst düzey görev almış olmalarına rağmen bugün MHP’de etkin görev yapmaktalar. Benden farkları yok.“
Adı geçen iki kişi Balkız’ın aksine “ bizim bağın koruğu”dur. MHP’nin geçmişinde bulunmuşlar; ikbal deyin, nefis deyin, hata deyin fark etmez. Yanlış yollara ve yönlere gitseler de tövbe edip partilerine dönmüşlerdir. “Cemaate siyaseten sempati duysalar da Belkız kadar “Cemaatın “ müridi hiçbir zaman olmamışlardır. Ayrıca Belkız açıklamalarında bir de arsızca Süleyman Soylu(!)‘yu örnek vererek Erdoğan'a ve AKP’ye onca hakaretten sonra şimdi AKP’nin teşkilattan sorumlu genel başkan yardımcısı olarak görev yaptığını söyleyerek MHP ve Bahçeli'ye hakaretin bir kusur değil siyaset gereği yapılmış doğru bir hareket olarak savunmaktadır.
Ne demişti atalar “Ferd-i Kıpti. Secaat arz ederken Sirkatin Söyler.”

İşte seçim sonrası “paralel”, bu şahıslar eliyle bizim de iç meselemiz olacak ve onlar MHP’nin içinde bizler dışarıda mücadeleye MHP’yi ve ülkücü hareketi bu tür urlardan temizleyene kadar devam edeceğiz.

Gelelim listelere yerleştirilen üçüncü unsura.

Anayasa değişikliklerinde ve başkanlık sistemine geçişte AKP ile iş birliğine müsait ve o günler için listelerde bulunan bu üçüncü unsur ilk işaretlerini de vermeğe başladı.
Bu grubun flaş isimlerinden birisi olan Uşak adayı Durmuş Yılmaz, “Babacan’sız olmaz.“ diyerek başladığı MHP tabanını AKP’ye ısındırma çizgisini kısa zamanda “AKP ile koalisyon yapılabilir.“ seviyesine yükseltti.
Elbette herkes bilebilir ki “AKP ile koalisyon yapılabilir.” algısı yerleştiği takdirde, seçim sonrası AKP tekrar tek başına iktidar olduğunda bu algı “AKP ile iş birliği yapılmasında mahsur yoktur.” düşüncesine kolayca evirilebilir.

Her üç partide de düşük profilli ve problemli aday listelerinin varlığı bir başka hazırlığın da işareti gibi.
Zayıf, kapasitesiz ve ortak aklı düşük bir parlamento, yetersizlik örneği birçok olaya sahne olması durumunda muhtemel dir ki “parlamenter sistemi” değiştirmenin de sağlam gerekçesi olabilir.

Ülkemiz sosyal ve siyasal küresel tehdit ve tehlikelerin yanında yakın coğrafyalarıyla da savaş ihtimalinin çok yüksek olduğu bir dönemden geçmektedir.

Genel başkanların iki dudağı arasında parti içi dengeler, makam ve menfaat hesapları anaforunda tercih edilen adaylarla, sivil siyasetin omurgası olması gereken parlamentonun etkin, yüksek vasıflı,fikri ve kültürel derinliği olan, şahsiyet sahibi insanlardan oluşmasını beklemek elbette hayaldir.
Bizim endişemiz yetersizlerin, yetkilendirilmesinden değil, gafleti ihanete yol açan yada direk ihanet odakları ile irtibatlı olan kimliklerin TBMM’de görev yapma fırsatının verilmiş olmasındandır.

Eski deyimle tam bir “ kath-ı rical” durumu ile karşı karşıyayız.

YORUM EKLE