MHP'de Gün Doğacak mı ?

 19 Haziran’da Haberhergün’de 7 Haziran seçimlerinden 12 gün sonra yazdığım yazıda aşağıdaki iddiaları yazarak bir tespitte bulunmuştum.

“... Bugünden çok kesin bir iddiada bulunuyorum.

Kesinlikle AKP- MHP koalisyonu olmayacaktır.

Dr. Devlet Bahçeli asla böyle bir koalisyona fırsat vermeyecektir.

Bunu AKP ve Erdoğan karşıtlığı ile seçim söylemlerindeki suçlamalarının sebebi ile değil,yeniden yapılacak seçimin önünü açmak ve AKP’nin az farkla da olsa tek başına iktidar olması için yapacaktır.”

Tek yanıldığım husus AKP’nin az bir farkla geleceği tahminimdi.

Bahçeli'nin MHP seçmenini bu kadar kızdırıp küstüreceğini tahmin edememiştim.

Bahçeli artık bu son seçimle,”hakaret ve nefret temelli siyasi propaganda ile rakibini ezici bir çoğunlukla tekrar tekrar iktidara taşıyan, “en beceriksiz ve kötü siyasi propagandist” olarak anılmak üzere Türk siyasi tarihinde yerini alacaktır.

Daha sonra, 14 Eylül'de Haberhergün’de yayımlanan yazımda, 1 Kasım seçimlerinden bir buçuk ay önce aşağıdaki satırları yazmış ve bugün önümüzde duran gündemi ifade etmeye çalışmıştım.

“... Her şeye rağmen istenilen netice alınamazsa ve yönetim değişikliği gerçeği ile karşılaştığımızda kesinlikle kontrollü bir devir teslime müsaade etmemeliyiz ve MHP’de ülkücü iradenin dışında yeni yönetiminin oluşmasına da asla fırsat vermemeliyiz.

Unutmayın Sayın Bahçeli sonrası yönetim “vasat akıllı derin devletin” 2. aşama planı olarak bir devir teslim olarak gerçekleşmez, ülkücüler MHP’nin yönetimini belirlerse ve de MHP yeniden Türkeş çizgisindeki kuruluş ilke ve hedeflerine kavuşursa ilk seçimlerde kesinlikle iktidar olacaktır.”
...
Bu satırları yazmamın sebebi 1 Kasım seçimleri sonrası MHP’de kaçınılmaz olarak gündeme gelecek olan genel başkan ve yönetim değişikliği hususuna stratejik olarak dikkat çekmekti.

MHP’de genel başkan ve yönetim değişikliği önümüzdeki bir yıl içinde kesin olarak gerçekleşecektir.

2018, 18 Mart tarihi “tahrik” olsun diye, taktik olarak ifade edilmiştir.

Sayın Bahçeli'nin “önce memleketim ve milletim” sözü “vasat akıllı derinlerin” önceliği, MHP’de yaptırım gücü olarak bu dönemde belirleyici olmaya devam edecektir.

Sayın Bahçeli önümüzdeki dönemde “memleketi ve milleti” için MHP’yi ve ülkücüleri siyaset sahasından uzak tutmaya, kongre taleplerini yüksek sesle ve imza ile ortaya koyanları tasfiyeye, bu durumlara isyan edenleri partiden kovarak MHP’yi kontrol edilebilir küçüklükte bir parti hâline getirmeye devam edecektir.

Peki, bunları başarabilecek midir?

Asla başaramayacaktır!

Ülkücülerin önündeki en önemli gündem Sayın Bahçeli’nin gitmesi değildir.

Ülkücüler için MHP’de Türkiye'deki yeni siyasi gündeme uygun ve kullanılabilir bir yönetime devir teslimin yapılmasını fark etmek ve önlemek çok daha önemlidir. Sayın Bahçeli zaten son seçimini yapmış olarak ve siyasi hayatını noktalayarak gidecek ve yapılacak kongrede de aday olmayacaktır.

Türkiye'nin yeni siyasi gündeminde 2019 genel seçimlerinden önce “yeni anayasa, cumhurbaşkanlığı seçimi ve yerel yönetimlerin seçimleri bulunmaktadır.

Önümüzdeki 3,5 yılda bütün bu hususlar gerçekleşecektir.

Eğer yeni anayasa “başkanlık” ya da “yarı başkanlık” sistemi getirirse bu süre içinde anayasanın halk oyuna sunulmasından sonra “cumhurbaşkanlığı” seçimi erkene alınarak “başkanlık” seçimi olarak yapılacaktır.

MHP bu önümüzdeki siyasal süreci değiştirme ve yönetme gücünde olan en güçlü parti konumundadır.

MHP’nin, birlik ve beraberliğini sağlayan bir kongre ile genel başkanını ve yönetimini değiştirdiği taktirde, gerçek oy potansiyeli olan %20- %25 oranına en kısa zamanda ulaşabileceğini hepimiz gibi herkes de bilmektedir.

MHP dağıtılan kadrolarını ve unutturulan ülkülerinin taçlandırdığı hedeflerini yeni lideri ve yönetimi ile teşkilatlarının gündemine aldığı günden itibaren Türk siyasetinin öncü ve belirleyici gücü olacaktır.

AKP’li seçme dahil herkes de bilmektedir ki AKP son seçimlerde “siyasi çaresizliğin ve Türkiye'nin yönetimine ortak edilmesi yetersiz görülen aciz muhalefetin yüzünden“ konjonktürel“ ve kalıcı olmayan “ köpük” bir oy almıştır.

Sağladığı parlamento çoğunluğunun arkasındaki %49 oy sayısal olarak yüksek fakat nitelik olarak AKP’nin 2007 ve 2011’de aldığı oylardan daha zayıf ve sığıdır.

Bu yüzden genel başkanını ve yönetimini değiştirerek birliğini ve gücünü yeniden sağlayacak bir MHP; değişimin olduğu aynı gün ve sonrasında Türk siyasetini değiştirme potansiyeline sahip tek güç hâline gelecektir.

Sayın Devlet Bahçeli’nin kongre yapmamak konusunda keskin ve kararlı direncinin arkasında yatan gerçek sebep budur.

Mevcut siyasi tablonun değişmesini istemiyor ve bu tablonun şu dönemde Türkiye’nin yararına olduğuna inanıyor.

Aksi takdirde siz tabanı ve seçmeni ile bu kadar kavgalı bir siyasi parti yönetiminin inadi siyasi çizgisini ısrarla sürdürmesini nasıl izah edeceksiniz?

Bu MHP liderinin koltukta kalma meselesi değildir.

Sayın Bahçeli'nin makam, mevki, dünyevi güç ve zenginliğe ihtiyacı olmadığını ve hayatı boyunca da önceliklerini bunların teşkil etmediğini ülkücü olan herkes biliyor.

Etrafında git deyince giden, gel deyince gelen koltukla özdeş sözde yönetim kadroları hariç.

Dolayısıyla önümüzdeki gerçek sorun Sayın Bahçeli’nin AKP iktidarına endeksli siyasi üslup ve çizgisidir.

Siyasi tercihleri, tavırları ve kararları ülkücüleri Türk siyasetinin etkin halkasının daima dışında tutmuştur.

Üst üste gelen ağır seçim yenilgilerinden, mensuplarının ve de seçmenlerinin nefrete varan tepkilerinden hiç rahatsız olmadan ısrarla “görevimin başındayım” açıklamaları siyasi gerçeklik ve akılla açıklanamaz.

Karşımızda iktidar olmaya göre değil, sadece sözle sert muhalefet yapar gözükerek iktidarın sürmesi istikametinde görev yapan bir genel başkan sorunu ile karşı karşıyayız.

Bu gerçek bütün ülkücüler ve MHP seçmeni tarafından bilinen kesin bir hüküm hâline geldiği gün, genel Başkan ve yönetiminin ve onlara bağlılık gösteren il, ilçe başkan ve yönetimlerinin yalnızlaştırma ve tecrit süreci başlayacaktır.

MHP’de seçimli kongrenin, Sayın Bahçeli'nin istifası ya da istemesi dışında hukuki zeminde gerçekleşmesi çok zor gözükmektedir. Bu yol uzun ve aynı zamanda çatışmalara, ayrılıklara gebe bir yoldur.

MHP yönetimi ve Sayın Bahçeli, kendilerinin yönetmediği, yönetemediği MHP’nin ufalmasında, çatışmalarla bölünmesinde bir beis görmemektedirler.

Çünkü böyle bir tablonun da bugüne kadar ki AKP’yi tek başına iktidarda tutma ve ülkücülerin siyasi etkinliğinin azaltılması projesine hizmet etmiş olacağını gayet iyi bilmektedirler.

MHP’nin birliğine ve bütünlüğüne helal getirmeden yönetim değişikliğini gerçekleştirmek gerçek ve şuurlu ülkücülerin dikkat etmesi ve asla vazgeçmemesi gereken stratejik bir unsurdur.

Bunun yolu genel merkez yönetimini ve onların varlığından rahatsız olmayan il ilçe yönetimlerini yalnızlaştırmak ve ülkücü taban içinde tecrit ederek kongre kararı alana kadar ya da Sayın Bahçeli istifa edene kadar psikolojik ve sosyolojik baskıyı kesintisiz sürdürmektir.

Bu metoda bizim alışkın olmadığımızı ve pasif mücadelenin karakterimizde bulunmadığını biliyorum.

Fakat unutmayalım ki bu sefer mücadele alanımızda karşıtlarımız değil yarın omuz omuza birlikte mücadele vereceğimiz arkadaşlarımız il ve ilçe yöneticilerimiz olacaktır.

Hz. Ali'nin meşhur hikayesini şimdi hatırlama zamanı.

“Çocuk bizimse kolundan asılıp koparamayız.”

YORUM EKLE