MHP ve Kongre Süreci

 Orta Doğu merkezli  asimetrik savaş, Türkiye'yi  büyük bir hızla içine çekmektedir.
 
Parsellenmiş medyanın iç siyasete endeksli çatışma ve savaş haberleri milletimizin önündeki tehdidi doğru ve gerçek yüzüyle görmesini engellemektedir.

“Vasat akıllı devletin” zaten yarım olan aklı da ikiye bölünmüş; Atlantikçiler ile Avrusyacıların çatışma alanı,  bürokrasinin yetki ve etki alanından taşarak siyaset alanının merkezine oturmuştur.
 
Atlantik'le ve AB ile iş birliği yaparak iktidar olan AKP’nin, 17-25 Aralık operasyonu sonucunda can havliyle   Rusya'nın kucağına koştuğunu ve vatan haini (!) Ergenekoncu, balyozcu anti Atlantik ve anti Batı’cı subaylar başta olmak üzere yüzlerce hükümlü ve tutukluyu bir haftada serbest bıraktığını hatırlayalım.
Bu olayla mevzi kaybeden ve vatan haini ilan edilen Atlantikçi ve AB’ci kanadın eline fırsat geçmiş gözüküyor.
Yanılmanın ve aldatılmanın ordinaryüsü olmayı, yanılgıları ve itirafları ile yaşayarak hak eden ve her yanılgısının ve aldanışının bedelini millete ödeten AKP, parlementonun 5. partisini Atlantikçilerin operasyonu ile doğurmak üzere.
 
Utanmazlığın, arsızlığın, yüzsüzlüğün milleti aptal yerine koyarak  hakaretin ölçüsüzlüğü ancak bu kadar olur.
Her türlü ihanetin, pisliğin, cahilce planların parçası ol, elin yüzün kapkara olsun sonra tekrar milletin önüne çık ben onlardan ayrıldım, onlar pis kaldı ben temizim de.
Bir özür, bir tövbe ve afedersiniz deme asaletini göstermekten aciz sadece yanılmışız, aldanmışız diyerek işin içinden sıyrıl.
 
Siyaset arkadaşını satmak, saf değiştirmek zoru görünce kıvırmak, makam ve ikbali kaybedince dün ortak olduğun siyasi kararlarda yokmuş gibi hasetle saldırmak,  hangi ahlakta vardır ve  hangi dinin  fetva sınırlarına girer?
 
Gerçi bize  hepinizin yüzüne  “yiyin birbirlerinizi” demek düşer de  fakat sizi kucağa alıp sonra birbirinize saldırtan merkezler bu oyunu ülkemin iktidarı üzerinden yaptıkları  ve MHP’nin ufkundaki kongresine de pis ellerini sokmaya çalıştıkları  için kimin eli kimin cebinde sorularına cevap ararken konunun mevzusu oluyorsunuz.
 
Yarın, Sayın Cumhurbaşkanı,  AKP üzerinden parti bölünerek ülke istikrarsızlaştırılmak üzere diyerek meydan meydan gezecek ve  yeni hain  ve vatansever cephelerinin tasnifine başlayacak.
Aynı anda MHP yönetimi,  partimiz Okyanus ötesi  ve yerli iş birlikçileri  ile ele geçirilmek isteniyor savunması ile kongre sürecinde  ülkücü  hainlerin (!) sürek avına başlayacak.
 
“vasat akıllı derin devlet”  zorda.
 
Oldukça zor iki görev onu bekliyor.
 
Hem,  Sayın Erdoğanın kontrolündeki AKP’yi korumak hem de Sayın Bahçeli ( Allah acil şifalar versin) rahatsızlığı dolayısı ile sağlık nedenleri ile genel başkanlığı bırakması sonrasında   MHP’nin bugüne kadar ki emir komutaya uygun siyasi çizgisinin  devamı için sorunsuz devir teslimin yapılmasını sağlamak.
 
Ah bir anlasa ve farkına varsa ki bu iki planı başarıya ulaşsa bile,  sandığı ve düşündüğü  gibi Türkiye  önündeki tehdit ve tehlikelerden bir anlaşma zemini bularak kurtulması çok zor  büyük bir tehlike ile yüz yüzedir.
 
Türkiye ve Türk milleti,  Ortodoks ve Katolik ittifakının birleşik gücünün yeni ve tarihte örneğini hiç yaşamadığı  yeni bir Haçlı saldırısının hedefindedir.
 
Bu Haçlı ittifakına bir de İran destekli Şia halkası  eklenince şer hilali tamamlandı: Moskova, Erivan, Tahran, Şam.
 
Doğudaki bu tehdide aralarındaki kavgayı sadece Türkiye'nin paylaşımına indirgemiş olan Waşington, Londra, Paris ve Berlin hattını da eklersek çok mu komplocu olmuş oluruz acaba?
 
Sonuç:
Türkiye'nin ve Türk milletinin istikbali ve istiklali tehdit altındadır.
Mevcut  iktidar  bu tehditleri görmekte ve tedbir almakta ideolojik özürlü olduğu için yeterli değildir, tecrübesiz, basiretsiz ve aldatılmaktan yorulmuş şaşkın, dağınık ve de hatta dağılmak üzeredir.
Türk milletinin tarihte benzer zor dönemlerde  istiklâl  ve istikbalinin sorumluluğunu üstlenenler her zaman  Türk milliyetçileri olmuştur.
Bugün de bu görev Türk milliyetçilerinindir.
MHP bunun için önemlidir.
MHP’de görev değişimi ve diriliş bunun için vazgeçilemez ve ertelenemez bir sorumluluk olarak ülkücülerin omuzlarındaki en büyük vebaldir.
 
Bugün  Doğu’da, Güneydoğu’da; Kerkük'te, Musul'da, Türkmen Dağı’nda, düşman namlusuna  göğüsleri ile siper olan ve düşmana çevrili silahın tetiğinde parmakları ile savaşan üç hilal  aşığı Bozkurt'ların siyasi iradeninde sahibi olmaları mecburiyeti ve hakkı çoktan gelmiştir.
 
Ve bu gerçek avuçlarımızla tutacak kadar yakındır.
 
Sayın Bahçeli’nin sağlık sorunu onun yönetimine olan muhalif tavrımızın alanını daraltmış ve ülkücü edep çerçevesinde sözümüzü kesmiş, kalemimizi yavaşlatmıştır.
Fakat şu da unutulmasın.
Sayın Bahçeli’nin yerine onun gibi bir telefonla idare edilecek kadar, telefonun diğer ucundaki muhteremlere bağlı;   “vasat akıllı devlet” görevlilerini dinleyecek biri bulunana kadar uzun bir sürenin  bu sağlık sorununun istismar edilerek  kazanılması planı çuvala sığacak bir mızrak değildir.
İnşallah en kısa zamanda şifa bulacak, fakat geçirdiği zor operasyonlardan  dolayı  sıhhati için  aktif siyasi süreci  götürmesinin zorluğu göz önüne  alındığında kesin ve uzun süreli istirahati  için siyasi aktivitesi sınırlanacaktır. Ki bu durum  sağlık nedenleri ile istifa sonrası 45 gün içinde yeni genel başkanın seçilmesi sürecini başlatacaktır.
 
Peki, tüzük değişikliği için olağanüstü kongre talebinin mahkemeye intikal eden süreci nelere gebedir ve sonucu ne olacaktır?
 
İmza veren MHP delegeleri ve imza verilmesine öncülük eden genel başkan  adayları MHP’de Bahçeli döneminin oligarşik yönetiminin değişmesinin mümkün olmadığı iddiasının psikolojik engelini kırmış ve ülkücülerin değişim isteğinin bir hizibin talebi değil, aksine  tabanın kitlesel bir isteği olduğunun  da kamuoyunca bilinmesini sağlamıştır.
 
Bu yönüyle saygın, haklı bir tavrın sesi olmuşlardır.
Fakat bu haklı ve genel merkezi oldukça zora sokan ve de şaşkın bir hale düşüren bu demokrat tavrı aceleci bir taktikle “mahkeme” boyutuna taşımaları  sıkıntılı bir sürecin kapısını açacaktır.
Ve MHP genel merkez yönetiminin elini güçlendirerek karşı atağın yapılmasına fırsat verecektir.
 
Mahkemeye müracatın düz mantıkla anlamı şudur:
 
Ey devlet (!) biz ülkücüler olarak MHP’ tüzel kişiliğinin mensupları olarak anlaşamıyoruz sen gel kim haklı ise  MHP’yi ona teslim et.
 
Bu durumda her zaman bizim onu sevdiğimiz kadar onun bizi hiç sevmediğini bildiğimiz ve ülkemizin bugün yaşadığı tehditleri ve tehlikeleri görmekten ve tedbir almaktan aciz “ vasat akıllı ” diyerek  bizim aklımıza muhtaç olduğuna inandığımız, siyasi rüşvete bulaşmış devletin adaletine müracaat ediyoruz.
 
Ülkede adalete güven yerlerde sürünüyor.
Hakimler her gün  Hükümet yanlısı, cemaatçi suçlamalarının basında muhatabı iken verilecek kararın taraflarca adil olduğuna inanılacağına ve saygıyla karşılanacağına inanabiliyor musunuz?
Velev ki tarafsız bir hakime düştü, rahat karar verebileceğine ve  baskılara uğramayacağına inanabiliyor musunuz?
 
Mahkeme davacıların lehine karar verse, “cemaat MHP’yi karıştırmak istiyor suçlaması davalı tarafça  hazır.
Mahkeme, bu kadar açık hukuki delile rağmen davalı lehine karar verse bu sefer davacılar  AKP, Bahçeli'ye minnetini ödedi diyecek.
Ve bu süreç sürerken karşılıklı sataşmalarla çatışma alanı genişleyecek ve derinleşecek.
Sonuçta haklı, saygın ve ülkücü kamuoyunca takdir gören ve psikolojik sayı eşiğini geçerek işlevini mükemmel yerine getiren, demokrat aynı zamanda  mağdur ve mazlum bir çalışma mahkeme safhası ile hiç istenmeyen tasfiyelerin ve de çatışmaların kapısını açacaktır.
 
Aslında sonuç belli ya da bilinemez,  tahmin edilemez değil.
 
Mahkeme süreci her halükârda uzayacak ve sonunda MHP yeni genel başkanını seçtikten sonra anlamı olmayan bir kararla sonlanacak.
Ve taktik olarak yapılan bu mahkeme süreci yanlışının en zararsız sonucuda, en iyimser olarak bu şekilde neticelenirse olacaktır.
İnşallah başka bir fitneye ve fırsata kaynaklık etmez.
 
Sağlık nedenleri ile istifa yoluyla, nisan en geç mayıs ayında sadece genel başkanın seçildiği bir kongre sürecini  yaşamamız kuvvetle muhtemeldir.
 
Fakat her halükârda ülkücüler bu dönemi kesinlikle suhuletle ve sabırla birliklerine en ufak bir halel getirmeden geçirmek mecburiyetindedir.
Unutmamak gerekir ki artık Türk siyasetinde taşları yerinden oynatacak ve milletin ümitgâhı olacak tek siyasi yapıyı yeniden inşa etme şansı sadece ve sadece MHP’de ülkücülerin kontrolünde gerçekleşecek bir değişim ve diriliş sürecinin başarılmasına bağlıdır.
 
Allah yar ve yardımcımız olsun.
YORUM EKLE