MHP de Bir ŞER'ler Oluyor, Arafta Kaldı Mâna

 Son zamanlarda parti içi yaşanan rahatsızlıkların muhalefete, muhalefetin de tabana sirayet etmesi ile birlikte “mâna” anlamını yitirmiş, şahsi çıkarımların ve hırsın perdesinde, Hacivat ile Karagözün kavgasını izlediğimiz gölge oyununa dönüşmüştür. Nasıl oldu da; beklentisiz, hesapsızca! Mânadan beslenen koskoca bir hareket, en sert söylemlerin dile getirildiği, kardeşlik hukukunun yok sayıldığı, tarafgir bir yapıya dönüştü? Kanaatimce bu durumun miladı 18 Nisan 1999 seçimleri sonrasıdır.
 
07 Haziran seçimlerinin hemen sonrasında Sayın Genel Başkan basına yansıyan demeçlerinde özetle; “MHP’nin mevcut seçim sonuçlarına göre oluşabilecek bir koalisyonun içinde yer almayacağını, MHP’nin dışında da bir koalisyon oluşabilme seçeneklerinin mevcut olduğunu, bu da olmazsa erken seçime gidilmesi gerektiğini ifade etmiştir.
 
01 Kasım 2015 tarihinde yapılan seçim sonuçlarında ortaya çıkan yaklaşık %5 lik kayıp, 07 Haziran seçimlerine göre MHP’nin milletvekili sayısında %50’lik bir kayba yol açmıştır. 07 Haziran-01 Kasım tarihleri arasında sessizliğini koruyan ülkücü seçmen, 01 Kasım seçimlerinin hemen sonrasında sorumluluğu Sayın Devlet Bahçeli’ye yıkmıştır.
 
Sayın Genel Başkanın 07 Haziran akşamı ortaya koyduğu iradeyi anlamak için daha da evveline yani 57.Hükümet dönemine gitmek gerekiyor.
 
Neler olmuştu?
 
18 Nisan 1999 seçimleri sonrasında kurulan 57.Hükümette, MHP nin DSP ve ANAP ile birlikte oluşturduğu koalisyon hükümetinde yaşananlar, kanaatimce 07 Haziran seçim akşamı alınan kararda önemli bir etkiye sahiptir. Zor bir dönemdi! Rahşan Ecevit’in sorumsuz ve devlet terbiyesinden yoksun açıklamaları koalisyon partilerini ve en önemlisi MHP yi zor durumda bırakmıştı. Genel Başkan son derece muzdarip ve kızgın olmasına rağmen, devletin bekası gereği tepkilerini kontrol altına almak zorunda kalmıştı. Ancak yaşanan bu durum tabanda önemli bir dalgalanmaya ve haklı eleştirilere sebep olmuştu. Yaşanan ekonomik kriz ile birlikte erken seçim kararı alan 57. koalisyon hükümeti dağılmıştı.
 
MHP’de genel başkanı, tabana da sirayet edebilecek şekilde eleştirme kültürünün başladığı dönemdir 57.hükümet dönemi(!) Görünen o ki, genel başkan da 07 Haziran akşamını, 57.hükümet döneminde maruz kaldığı eleştirileri kökten bitirebileceği bir fırsat olarak değerlendirdi. Haklı sebepleri de vardı! Yolsuzluklar, çözüm süreci, yargı bağımsızlığı, anayasa v.s… Ve hatta yakından müşahede edebildiğim kadarı ile de toplumun reflekslerini anlamak(!) zorunda olmayan tabanda da yadsınamayacak ölçüde karşılık bulmuştu. Ancak ortaya konulan bu tavır, Türkiye gerçekleri ile örtüşmeyen tepkisel bir hareketin ötesine de geçemedi. Hülasa arafta kaldı bu dik duruşun mânası!...
 
Bu günlere geldiğimiz vakit ise “Akşam olup ta, elleri boş(!) evinin kapısını çaldığı anda, şaşı olduğu gerçeğinin yüzüne haykırıldığı” adamın durumuna benzer olaylar yaşanmaya başlandı. Lider ve etrafındaki kurmayları masaya yatırıldı. Onların bir takım özellerine ve özel anlarına şahitlik edenler aldı sazı eline... MHP nin mahreminde gelişen olaylar kulaktan kulağa değişti, dönüştü ve ulu orta edilen sohbetlere konu edildi. En acınası durum ise; birlikte, yan yana, omuz omuza, bir ideal uğruna, beklentisiz, hesapsızca mücadele veren ülkü erenlerinin tarafgirlik yapmak sureti ile birbirlerine düşmeleri ve hatta er meydanına davet etmeleri edilmeleri oldu. Hayretler içerisinde kaldım. Nasıl da bu denli kendimizi kaybedercesine, canımızdan önde tuttuğumuz ülküdaşlarımız ile hesaplaşabilecek bir duruma geldik?
 
Ancak ok yaydan çıktı artık. Tabana kadar sirayet eden bu psikolojik ayrışma durumunun, kalp kırmanın ötesinde, her an bir ayrışmaya dönüşebilme ihtimali var!
 
Bence, 07 Haziran gecesinde; Türkiye gerçeklerinden uzak ortaya konulan tepkisel yaklaşımlardan ve hatalardan ders çıkarıp, bu günün gerçekleri ile yüzleşmekte fayda vardır. Tabana kulak verilmelidir… Bu gün cepheleşen bir yaklaşımla, omuz omuza çalıştığımız, çarpıştığımız ülküdaşlarımızı yaftalamaktan vazgeçelim! Tabana sirayet etmediği sürece(!) genel merkez yönetiminde yaşanan kavgaların ya da yer kapmaların bir takım politik kayıplara yol açması muhtemeldir ancak tabanda ayrışmalara sebep olması ise ihtimal dışıdır. Bu gün ise; tabanda yaşanan önemli bir ayrışmaya ve farklılıkların yüksek sesle dile getirildiğine tanıklık ediyoruz. Yaşanan bu sorunların daha da derinleşen bir yara olmasına asla müsaade edilmemesi gerekir.
 
Bu dakikadan sonra, yukarıda da saydığım nedenlerden ötürü; umuyorum ki(!) sayın genel başkan kurultay kararı alır. Eğer kurultay kararı alınırsa; yapılacak olan bu kurultayda, Sayın Genel Başkan diğer aday isimlerle birlikte sahneye çıkıp, omuz omuza delegeleri ve davetlileri selamlamalıdır.  MHP tarihinin en vakurlu ve demokratik kurultaylarından biri olmalı ve seçilen genel başkanın etrafında toplanılmalıdır. Mevcut genel başkan seçilemezse de onure edilmeli ve saygınlık kazandırılmalıdır… Sonraki süreçte ise ülkücü hareket aslına rücû etmeli, demir dağları eriten bir neslin torunları olarak, bizanstan geçme bir takım rahatsızlıklarından arınmalıdır. Böylesine köklü bir hareketin, bir takım zümrelerin operasyonel faaliyetleri sonucunda düzenlenmesine ise asla müsaade edilmemelidir. Sağlıcakla kalın, Allah’a(c.c.) emanet olun…
 
Saygılarımla,
YORUM EKLE