MHP, AKP ile Niçin Koalisyon Kurmayacaktır?

7 Haziran Seçimlerinde “vasat akıllı derin devletin” ince planı tutmadı.
17-25 Aralık operasyonundan sonra ortak paydada iş birliğine ikna edilen AKP ve Erdoğan’a sınırlı bir ikaz verilmek istenirken arzu edilen oy düşüşü düşünülen şekilde gerçekleşmedi ve kontrolden çıktı.
HDP’yi bizzat kendilerinin isteği dışında hiç istemediği halde barajı aşırtarak AKP’yi iktidardan düşürmenin “kaldıracı” olarak kullanan “Atlantik ve Batı ittifakı” uyuyan kriptolarını da kaldıracın destek taşı yaparak küçük bir partiyle kendinden çok daha büyük bir partiyi devirmeyi başardı.

“ Vasat Akıllı Derin Devlet” yazılarımı ve bu yazıların devamı niteliğindeki diğer yazılarımı okuyan dostlar hatırlayacaktır.
2. Dünya Savaşı ile soğuk savaş dönemi ve sonrasında dünya dengeleri arasındaki tercihleri ile ayakta kalmayı başaran “Devletimizin derin stratejik unsuru güvenlik bürokrasisinin” ortak aklının “vasat” olduğunu ve yeni tehdidin güç ve hedefini iyi algılayamadığı için sıkıntılar yaşayacağımızı belirtmiştim.
Türk milliyetçilerini ve ülkücüleri sebeplerini geçen yazılarımda açıkça yazdığım şekilde Türk siyasi hayatında yönetimden uzak, tribünlerde seyirci olarak tutuma stratejisinden vazgeçmeyeceğini de ayrıca iddia etmiştim.
7 Haziran’da bir seçim kazası oldu ve CHP ile MHP yerinde sayarken kıl payı ile tek başına iktidar olması istenen AKP yeterli sayıyı bulamadı ve %9’larda kalması istenen HDP barajı aştı.
Bunun nasıl ve neden olduğu ayrı bir yazı konusu. Zaten şimdiden birçok tespit ve görüş yazıldı, söylendi.
Bizim yazımız ise sıcak gündemle yani koalisyon ihtimallerinden birisi olan AKP – MHP koalisyonu ile ilgili olacak.
Bugünden çok kesin bir iddiada bulunuyorum.
Kesinlikle AKP- MHP koalisyonu olmayacaktır.
Dr. Devlet Bahçeli asla böyle bir koalisyona fırsat vermeyecektir.
Bunu AKP ve Erdoğan karşıtlığı ile seçim söylemlerindeki suçlamalarının sebebi ile değil,
yeniden yapılacak seçimin önünü açmak ve AKP’nin az farkla da olsa tek başına iktidar olması için yapacaktır.
Belki kısa bir süre AKP-CHP koalisyonu denenebilir. CHP’nin biraz daha zayıflayıp AKP’nin biraz daha güçlenebilmesi için.
Bu konunun iyi anlaşılabilmesi için bir iddiamızı yineleyelim.
“Vasat Akıllı Derin Devletimiz” 2011 sonrası AKP’yi de devletimizin Avrusyacı kanadında konumlandırmayı başardıktan sonra eli tamamen güçlendi.
Bahçeli'nin yönetimindeki MHP’den sonra Baykal kaseti ile CHP’de aynı ortak paydaya zaten çoktan çekilmişti. Oslo görüşmeleri sonrası bölünen Kürt hareketinin Apo izin ve referanslı HDP kanadının da oyuna dahil olmasının sağlanması ile resim tamamlanmış oldu.
Eğer 7 Haziran seçim kazası olmasaydı plan yolunda gidecekti.
Fakat Atlantik Paktı bir topuk kesme ile kündeyi bozdu.
Artık B planları devreye sokulacak.
AKP-MHP koalisyonunun her iki tabanda da kitlesel talep görmesine rağmen her iki partinin liderleri tarafından istenmemesi bu B Planı’nın bir parçasıdır.
Hem Atlantik Paktı hem de Avrusyacı kanat ve “Vasat akıllı derin devletimiz” tek bir konuda mükemmel anlaşıyorlar:
“MHP’yi ve dolayısı ile ülkücüleri güçlendirecek, iktidar yolunu açacak, iktidar ya da iktidar paydaşı yapacak en ufak bir ihtimali dahi göz ardı etmemek,böyle bir fırsatı vermemek.”

Bu yüzden AKP – MHP koalisyonu hiçbirinin işine gelmez.
Çünkü aklı olan herkes bilir ki iktidar güç demek, büyümek ve devlet yönetiminde paydaş olmak demek.
Şimdi bazı arkadaşlar şöyle diyebilir: “O zaman 1999 koalisyonu sonrası bırak güçlenmeyi niçin bırak baraj altında kaldık?
Zaten bugün çektiğimiz bütün sıkıntıların sebebi “O” dönemi aklıselim tartışmamak ve düşüncelerimizi gerçekçi bir özeleştiri zemininde paylaşamamamızdır.
Konunun iyi anlaşılabilmesi için o koalisyon dönemini kısa bir özetle hatırlayalım.

MHP iktidar ortağı olduğu o dönemde uhdesine aldığı tüm bakanlıklarda başarılı olmuştur.
Hiçbir bakan arkadaşımız icraatlarından dolayı hiçbir ülkücünün başını eğdirmemiş ve yaptıkları bir yanlıştan dolayı bizi kendilerini savunmak durumunda bırakmamışlardır.
Muhafazakâr,milli hassasiyetleri yüksek, mütedeyyin sağ seçmen MHP’nin bakanlıklarının hiçbirinden şikayetçi olmamış ve rahatsızlık duymamıştır.
Birkaç icraatı hatırlayalım.
Deprem felaketi sonrası Japonya başta olmak üzere tüm dünyanın takdirini kazanan Koray Aydın'ın Bayındırlık Bakanlığı hizmetleri.
Bolu Tünelleri, büyük bölümü otoban kalitesinde tamamlanan İzmir-Ankara çift yönlü birinci sınıf oto yolu, bugün AKP iktidarının biz bitirdik diye övündüğü Karadeniz Oto Yolu’nun projelerinin tamamlanması ve altyapı çalışmalarının yapılması finansının bulunması, ülkemizde çürük ve depreme dayanıksız yap-sat müteahhitliğinin sonlandırılması için “ Yapı Denetim” sivil birimlerinin kurulması ilk akla gelenler. Bütün bunlar 3,5 sene yani 42 ay gibi kısa bir süreye sığdırıldı. Bir de üstüne Yüce Divan yargılaması ve beraat...

Hüsnü Yusuf Hoca’nın Tarım Bakanlığında başlattığı Türk tohumculuğunun temeli olan Tohumculuk Kanunu’nun hazırlanması. AKP gelince hazır buldu ve çıkardı. O günlerde magazin haberi olarak hafife alınarak alay edilen tohum Islahı ve yerli hibrit tohum üretiminin temelleri o günlerde atıldı.’Türk hıyar’ı ”Ergenekon”,”Bozkurt” isimli biber,domates yiyeceğiz diye dalga geçilen markalı hibrit Türk tohum çeşitleri bugün Avrupa dahil birçok ülkeye ihraç ediliyorsa %0 olan hibrit tohum üretimi bugün %40’larda ise o günlerin ufku ve hazırlığı sayesindedir.
Türk gençliğini enerji içecekleri ile uyuşturucu bağımlılığının ilk basamağından korumak için getirdiği yasağı sonuna kadar her türlü baskı ve rüşvet teklifine rağmen direnerek kaldırmadı.
AKP’nin gelir gelmez ilk icraatı bu meşhur enerji içeceğinin yasağını kaldırmak oldu.

Enis Hoca’nın Telekom'daki yeni yapılanma ve yatırımları ile bugün en ücra beldelerin yakınına kadar yayılan PTT şubeleri sayesinde her türlü bankacılık ve lojistik hizmetlerini vatandaşın ayağına getiren hizmetler o günlerde gerçekleştirilen altyapı ve yazılımlar sayesindedir. Ayrıca başkanlığının sonlandırılmasına sebep olan Derviş’e olan direnişi de yüz akımızdır.
“Varyag” gemisi boğazlardan geçmemeli diyen ve bu işe izin verilirse Montrö delinir diye direnen Ramazan Hoca’mın direnişi yine stratejik bir tavır olup tamamen haklı bir milli duruş olmuştu. Çin’in güya eğlence gemisi olacak diye Rusya’dan aldığı uçak gemisinin Boğaz’lardan geçiş izni onun imzası olmadan bir yurt dışı gezisinde iken verildi.
119 milyon dolara ihale edilen Boğaz’dan Güvenli Geçiş Projesi iptal edilerek ayni proje 19 milyon dolara yeniden ihale edilerek başarı ile tamamlandı. Bugün hala hizmet vermektedir.

Sadi Bey’in toplu konutta arsa rantına fırsat vermeyen kesin tavrı belki hızlı konut üretimini sağlamadı ama yapılan yasal altyapı sayesinde bugün AKP’nin övündüğü toplu konut yapımı ve kentsel dönüşüm projeleri o günlerde temeli atılan planlamaların sonucudur.

Sağlık Bakanlığında Osman Durmuş Bey’in gerek hastane yapımı ile sağlık hizmetlerinin şehir ve kasabalara yayılması gerekse sağlık personelinin çalışma şartlarının düzenlenmesi ve aşı serum konusundaki stratejik plan ve atakları, ilaç tröstleri ile muadil ilaç kavgaları o günlerin unutulmazları arasındadır. AKP iktidarındaki aşı vurgunu ve tehlikelerini de ilk uyaran kişi yine Osman Bey olmuş ve nitekim Erdoğan da kendi Sağlık Bakanı'nı ithal grip aşısı olmayacağını söyleyerek sert bir dille azarlayarak, uyarmıştır.
Örnekleri ayrıntıları ile çoğaltabiliriz.
Sonuçta MHP icraatları ile seçmen gözünde yara almamıştır.
Peki baraj altında kalmasına ne sebep olmuştur?

Kendi seçmeninin de içinde yer aldığı sağ seçmeni soğutan ve ceza biletini kestiren stratejik hatalar nelerdir?

Sağ partileri küstürerek DSP ile koalisyon yapma kararı.

ANAP ve MHP oyları bir MHP’liyi Cumhurbaşkanı yapmaya yeterken,
Cumhurbaşkanlığı seçiminde DSP Adayı Necdet Sezer’in desteklenmesi.

Apo’nun idamının ertelenmesi kararı.

Rahşan affından cezaevindeki “ülkücülerin” Rahşan’ın izin vermemesi sonucu affedilmeyip PKK dahil her türlü hain ve ırz düşmanı hükümlünün serbest kalmasına rağmen ülkücülerin cezaevlerinde kalması. Rahmetli Ali Güngör ağabeyin Ecevit'e gerçeği ifade eden lafları söyledi diye ihraç edilmesi.

AB’ye girmeden AB sömürgesi durumuna düşmemize sebep olan “ikiz yasaların” imzalanması.
DSP ve ANAP sorumluluğunda olan ekonomi ile ilgili bakanlıkların başarısızlığı sonucu
Derviş’in Bakanlar Kurulu üzerinde yetki ile donatılarak devletin anahtarının teslim edilmesi.

3 Kasım erken seçim kararının alınması.

Bütün bu stratejik ve MHP’nin siyasi, fikri genetiği ile uyuşmayan hatta çatışan kararlar tek başına Bahçeli tarafından alınmış ve katı bir disiplinle tartışılmasına, istişare edilmesine fırsat verilmeden, buna tevessül edenin de dışlanıp ihracıyla sonuçlanma pahasına gerçekleştirilmiştir.

Dolayısı ile MHP kadrolarının başarısına rağmen Bahçeli'nin tek başına aldığı yanlış kararlarlardan dolayı tüm milliyetçi hareketçiler ağır bedel ödemişlerdir.

İşte bu sefer AKP ile yapılacak bir koalisyonda sağ seçmeni küstürecek stratejik bir hata yapmak mümkün olamayacağı için MHP böyle bir koalisyonda kadroları ile kesin başarılı olacaktır.
Bahçeli 12 yıl boyunca iki temel stratejik kuralın tavizsiz uygulayıcısı olmuştur.
MHP ve ülkücülerin birliğini, sağlayacak adımları atmamak ve hareketi küskünler, hainler, ihraç edilenler, kaydı silinenler olarak mümkün olduğunca dağınık tutmayı başarmak,
Ve ikinci olarak da MHP kadrolarının ve ülkücülerin muhafazakâr,mütedeyyin sağ seçmen kitlesi ile buluşmasını önleyecek nefret dalgalarını besleyen söylemlerle aralarına kalın duvarlar örmek.

İşte bu iki değişmez stratejisi gereği AKP ile kesin koalisyon yapmaz.
Çünkü böyle bir koalisyonda AKP seçmeni ile MHP seçmeni arasındaki duvarlar yıkılacak MHP tekrar sağ seçmen kitlesi ile buluşacaktır.
Ayrıca MHP kadroları ve ülkücüler koalisyon ortağı olarak alacakları bakanlıklarda büyük bir heyecan ve birlik içinde başarılı olmak için çalışacaklardır. MHP’nin büyümesi ve birliğini sağlaması herkesimin hesabını bozan en temel faktördür.
Ayrıca milletimizi rahatsız eden ve AKP’nin de seçim yenilgisinde önemli payı olan çözülme süreci ve Suriye politikaları ile Türk dünyasına olan duyarsızlığı gibi milli konularda MHP’nin koalisyon ortağı olarak etkin ve duyarlı duruş ve tavırları ile ciddi yanlışları önler.
Tabii bu durum Türkiye kazanını kaynatan hiçbir hain gücün işine de gelmez.

MHP’nin güçlenmesi ile devam edecek olan bu süreç ne Atlantik’in ne Avrusyacıların ne de maalesef “vasat akıllı derin devletimizin” işine gelmemektedir.

Peki ne olacaktır?

Atlantik her hâl ve şartta kaos ve kargaşanın tarafında olacak Türkiye'nin yönetilemez istikrarsız durumunun devamı ile parçalanması sürecinin takipçisi olacaktır.

Avrusyacı kanat ve “vasat akıllı derin devletimiz” tekrar yapılacak bir seçime odaklanıp AKP’nin tek başına iktidarının yanında HDP’nin baraj altı kalmasının hesaplarını yapacaktır.

CHP ve MHP özel seçilmiş genel başkanları ile bu planın ters köşe gösteren destekçileri olmaya devam edeceklerdir.
Saray, yolsuzluklar ve de çözüm süreci rezervleri CHP ve MHP genel başkanlarınca seçmenlerinin ellerine tutuşturulan elma şekerlerinden başka bir şey değildir.

Zaten Bahçeli 15 Kasım'ı 3 Kasım benzeri telaffuz etti bile.
Yine 3 Kasım öncesinde olduğu gibi kim nereden telefon ettiyse?(!)

YORUM EKLE