Mesed ya da Tebbet

Daha çok “Tebbet Suresi” olarak bilinir. Ve indirilen altıncı suredir. Yani İslam’ın gelişinin ilk mücadele yıllarında inmiştir. Dolayısıyla Elçinin neden gönderildiğini anlamak bakımından bu sure çok önemlidir.

Son yılların dikkati çeken din bilginlerinden İhsan Eliaçık yaptığı derin araştırmalarla bu surenin anlam ve önemini daha belirgin hale getirdi. Eliaçık dostumuz şimdilerde “Antikapitalist Müslümanlar” olarak tanınan bir hareketin lideri. Ama onlar lider sözünü pek kabul etmiyorlar. “Arkadaş” demeyi seçiyorlar. Bunu da Kuran-ı Kerim de Muhammed Mustafa’dan “Arkadaşınız” diye söz edilmesine bağlıyorlar.

Aslında bu “Antikapitalist” sözü pek doğru bir yaklaşım değil…

Çünkü gerçek Müslüman’sa zaten antikapitalisttir. Ama anlaşılıyor ki Sosyalist çizgiden yetişmiş aydınlarımız arasında İhsan bey’e ve arkadaşlarına doğan ilgi onları İslam konusunda da daha olumlu duruma getiriyor. Bu da bir kazanım. Ayrıca ülkemizde alabildiğine abartılarak uygulanan vahşi kapitalizmin mevcut iktidarın önderlerinin geçmişte İslamcı olarak bilinmesi yüzünden Müslümanlığın itibarını sarstığı düşünülürse bu antikapitalist Müslümanlık bir kurtuluş çizgisi gibi olabilir.

Yani insanların imanlarını kurtarma çizgisi…

İhsan Eliaçık’ın “Mülk Yazıları” adlı kitabından da yararlanarak, İslam’ın geldiği dönemdeki Mekke’yi tanımlayalım. Mekke’de “Kâbe Çetesi” hüküm sürmektedir. 7-8 bezirgan ve aynı zamanda din bezirganı Kâbe’ye ve putlara getirilen adak mallarına el koymuşlardır. Bunlar aynı zamanda din adamıdırlar.

Bu malları (Sığır, koyun, deve, altın, gümüş vb) satarak zenginliklerine zenginlik katar olmuşlardır. Suriye’ye ve Yemen’e kervanlar gönderip kat kat servete ulaşmışlardır. Kazandıkları paraları tefecilikte kullanıp daha da büyütmüşlerdir. Faizle borçlandırdıkları kişilerden ödeyemeyenlerin erkeklerini köle ve kızlarını lüks genelev “sermayesi” yaptıklarından yoksul Araplarda kızlarını doğar doğmaz öldürmek adeti ortaya çıkmış. İşte “Yeda Ebu Leheb” budur.

Yani Ebu Leheb’in düzeni…

Ebu Leheb aynı zamanda “Abdüluzza” yani Uzza’nın Kulu diye de anılır. Büyük putlardan Uzza’ya gösterdiği aşırı saygıdan ötürü. Onun önünde kıldığı gösteriş namazları meşhur.

Çünkü o ne kadar çok tapınırsa o ölçüde “adak” gelecektir. Allah Elçisi akrabalarını toplayıp önce onları uyarmak istediğinde, Ebu Leheb soruyor; “benim bu senin dininden çıkarım ne olacak?” Bütün Müslümanlarla eşit olacağını söyleyince de çıldırıyor. Yani Ebu Leheb’in derdi putlara tapmak ya da tapmamak değil. İslam ona eğer eski konumunu verecek olsa yani yeni dinin Başrahibi olarak Kâbe’ye gelen adakları kendisine ve çetesine alacak olsa mesele yok…

Ama zulüm ve soygun düzeni devam edecekse o zaman bu yeni dine ne gerek olacaktı ki? Ebu Leheb durumu anladı. Ve baba bir ana ayrı amcası olduğu Muhammed Mustafa’ya en azgın bir biçimde düşman kesildi. Çünkü bu yeni din onun soygun düzenini ortadan kaldıracaktı. Ayağında, kollarında, boynunda mücevherli halhallar, bilezikler ve gerdanlıklarla gezen karısı, (Ebu Süfyan’ın kız kardeşi) olan Ümmücemil de durumu anladı. O da en azgın düşmanlardan oldu.

Ve kocasını Peygambere karşı kışkırtanlardan…

Hem kocasının hem de kardeşinin saltanatına son veren bu Yetim de kim oluyordu. İşte Tebbet Suresi böyle bir ortamda indi. Bugünde yaşayan bütün Ebu Leheblere hitaben; şöyle denildi: Rahman Rahim Allah adıyla Kahrolsun Ebu Leheb Düzeni, kahrolacak… Serveti ve kazandıkları onu kurtaramayacak. Kıpkızıl bir ateşe atılacak… Kışkırtıcı karısı da boynunda urganla ateşe odun taşıyacak. Ebu Leheb babası tarafından konulan isimdir. “Ateş Babası” demektir. Kızdığı zaman yüzü kıpkızıl olduğundan. Karısının boynundaki görkemli gerdanlık ta meşhurdur. Kıpkızıl ateş ve boynundaki urgan bu durumları çağrıştırır.

Kuran-ı Kerim yaşayan bir kitaptır.

YORUM EKLE