Melek Bakışlı Güzel Kız

İnternet tuhaf şey...

Çok farklı kültürlere ait, belki hiçbir şekilde karşılaşma ihtimaliniz olmayan insanların mutluluklarına, hüzünlerine, şaşkınlıklarına, bazen çok ilginç ayrıntıları barındırabilen iç dünyalarına, internet aracılığıyla şahit olabiliyorsunuz.

Hayat çok garip… Bazen hiç tanımadığınız, hiçbir zaman karşılaşma ihtimaliniz olmayan insanların şaşkınlıkları hüzünlere, mutlulukları şaşkınlıklara, hüzünleri mutluluklara sebep olabiliyor…

***

Cumhurbaşkanlığı seçiminde, Sırrı Süreyya Önder’in sevimli, Selahattin Demirtaş’ın temiz yüzlü maskeleriyle yürütülen, “demokrasi”, “barış”, “özgürlük” ve “insan hakları” söylemleriyle süslü, başarılı kampanyanın etkileri henüz dağılmadan yaşanan “organize” okul yakma eylemlerini, kimilerinin anlamakta zorlandıklarını görüyorum.

“Demokrasi”, “barış”, “özgürlük” , “insan hakları” ve yakılan okullar… Şaşırmışlar, hem de çok… Ben de şaşırdım ama okulların yakılmasına değil… 

***

Önce 1-2 kısa tespit yapalım:

Terör, dil, anayasal ve yasal zorunluluklar gibi özel şartları bir yana bırakalım, “-Ben şu binaya tabelayı astım, okul açtım, eğitime başlıyorum” diyebileceğiniz herhangi bir ülke var mı dünya üzerinde?

“-Madem açmama izin vermediniz ben de mevcut okulları yakıyorum” demenin “demokratik hak” olarak algılanabileceği, tarihin herhangi bir kesitinde, herhangi bir zaman ve coğrafya biliyor musunuz?

***

Niyetim kimseye demokrasi dersi vermek değil. Buna gücümün yetmeyeceğini de konunun aslında demokrasiyle filan alakası olmadığını da biliyorum.

Bugün sadece, Türkiye’de 80’li, 90’lı yıllarında yaşananların bir kısmını hatırlatmak ve melek bakışlı güzel kızı anmak için bu satırları karaladım.

***

Tekirdağ Şarköy’de 1972 yılında doğan, Hasan ve Nazife Alten’ın kızları Neşe öğretmeni hatırlayın istedim.

Sinop Öğretmen Lisesi 4/A sınıfı öğrencisi iken, 1986 yılında, öğretmenler günü nedeniyle yazmış olduğu ödevinde;

“Ben tükenmez olayım tüm insanlara, yolculara yeteyim istiyorum. Korkuyorum bazı geceler, karanlık geliyor her yer bana, karanlık çok karanlık. Üşüyorum yatağımda. O zaman unutayım diye, avunayım diye annemi, babamı, kardeşlerimi düşünüyorum. Yurdumu, binlerce şehidin kanıyla sulanmış yurdumu düşünüyorum” satırlarını yazan Neşe öğretmeni.

İlk görev yeri olan, Diyarbakır'ın Bismil ilçesine bağlı Çavuşlu Köyünde, harap haldeki okul ve lojmanı, henüz almadığı maaşıyla tamir ettiren Neşe öğretmeni…



Gözü gibi sakındığı güzel kızını görev yerine yalnız göndermeye çekinen babası, gözlerinin önünde linç edilip,
başına ateş edilerek öldürülen Neşe öğretmeni…

Kaldığı lojmandan köyün dışına kadar yerlerde sürüklenip, ateş ettikleri otomatik silahlarlarla vücudu parçalanan, 22 günlük öğretmen, 22 yaşındaki melek yüzlü kızı…

***

Hayat çok garip… Etrafımı izliyorum, “barış” palavralarına inananların mutluluklarına şaşırıyorum… Hemen sonrasında, “demokrasi” palavralarına aldananların şaşkınlıklarıyla hüzünleniyorum… Yakılan okulları görüp, gerçeklerin bir nebze olsun farkına varanların samimi hüzünleriyle, onlarla bir kez olsun aynı duyguyu paylaşabildiğim için, buruk da olsa mutlu olabiliyorum…

Bugün, taşıdıkları sıfatları Abdullah Öcalan tarafından belirlenmiş isimlerin, herkese insan hakları dersi verir havalarındaki konuşmalarını televizyonlarda izliyor musunuz? İzliyorsunuz değil mi? İzlerken gözlerinizin önüne Neşe öğretmenin bakışları gelsin…

“Vatan” dedikleri, kutsal saydıkları memleketlerinin çocuklarına hizmet etmek için gittikleri köylerde, mezralarda, işkence edilerek katledilen, çoğu henüz 20’li yaşlarındaki, silahsız, savunmasız, kimsesiz evlatlarımızı hatırlayın izlerken. Ardından “Kimsesizlerin kimsesi olmak” için iktidara geldiklerini söyleyenleri hatırlayın.

Sahi, “kimsesiz” olan kim, hiç düşündünüz mü?

***

Sonra “demokrasi”, “barış”, “özgürlük” ve “insan hakları” kelimelerinin anlamlarını bir daha düşünün.







twitter : @AhmetUzun001



YORUM EKLE