Medeniyetler çatışmasına EVET mi?

Gönül evi, sevginin de nefretinde mekânıdır. Var olma gücünün arzuların harekete geçirdiği,biri arttıkça diğeri azalan her insanda derece, derece var olan zıt, ikiz kardeş duygulardır.

Sevgi, dostluklara, aşklara, sevdalara,sevinçlere mutluluklara, bütün güzelliklere, açılan kapıdır. İnsanın dünyasını içten ve dıştan kuşatan, hiçbir sesin ulaşmadığı derinliklere ulaşan, nefes kadar ihtiyacımız olan bir duygudur.

Nefret, bütün kederlere, kötülüklere, düşmanlıklara, bedbahtlıklara,  zulme açılan kapıdır. İnsanı içten, dıştan kemirip enkaza çeviren,ruh dünyasında sökülmesi silinmesi zor derin yaralar açan, gönülleri çoraklaştıran, hayatı yaşanmaz kılan,vicdan terazisini bozan, adalet duygusunu öldüren,insanı zalimleştirenöfkenin,kin duygusunun anasıdır.

İnsan sevgisini, nefretini diliyle, bakışıyla, hal ve tavırlarıyla anlatır. Dış etkenler veya fikirler sevginin ve nefretin harekete geçmesinde temel etkendir.

Referanduma bağlı olarak harekete geçen bu duyguların toplumda dalga, dalga yayılanortak dilin adeta zehir saçan nefret dili olması endişe verici.Başta Milli birliği temsil makamında devletin başı durumunda olanmuhterem veyürütmenin başı ve cümle sorumsuz sorumlular milleti düşman kamplara bölecek kadar çirkin, siyasi nezaketten uzak bir nefret dili kullanıyor ve aynıyla karşılık görüyor.Sevgi nasıl karşılığını bulursa, nefret de karşılıksız kalmaz.

Nefret dili korkunun, kaybetmenin dışa yansımasıdır. Kendinden emin olan kazandığına, kazanacağınainanan kimse nefret dili kullanmaz.

Mitinglerde arzu ettiği coşkuyu bulamayan Erdoğan ve AKP her gün daha da gerginleşiyor. Bu gerginlikle nefret dilini daha çok kullanıyorlar. Artık içerdeki gerilim kitleleri konsolide etmeye yetmeyince gerilimibaşarıyla dış dünyaya taşıdılar.

Ülkenin başına büyük belalar sarılacakmış, ne gam. Beyimiz kazansın yeterki.

Almanya, Hollanda, İsviçre derken tek, tek meydan okumaktan vaz geçtik Vatikan’ı da işin içine katarak Batıyı toptan referandumun tarafı haline getirip referandumu Hilal-Haç kavgasına dönüştürdük.

Ali Coşkun gibi saygınlığı olan AKP’nin ağır topları diplomasiye uygun olmayan bu nefret diliyle, dış güçlerin ülkenin iç işlerine karışmalarına yol açacak, ülke menfaatlerine uygun olmayan olaylara zemin hazırlandığını söylüyor.

Erdoğan’ın Hilal-Haç kavgası çıkışışayet komplo teorisi değilse o zaman bir planın dillendirilmesiolarak görülmelidir; Yaşasın medeniyetler çatışması...

Kafaları karıştıran bu çıkışın arkasını EVET tercihine kilitlendiği için irdeleme gereği duymayanları uyandıracak sorular da komplo teorisi sayılmamalıdır.

Bu cümleden olarak EVET tercihini gönül rahatlığı ile kullanmak isteyen vatanını, milletini seven herkes şu soruların cevabını aramalıdır;

-Başlatması kolay olduğu kadar sonunun nereye gideceği kestirilemeyecek; bedelini önce Türk devletlerinin, Müslüman Türk milletinin ve İslam âleminin ödeyeceğiküresel boyutlu bir çatışmaya hizmet eden, her gün yeni bir sataşmayla din kurumu dâhil[SG1]  Batıyı topyekûn hedef almak o planın “Medeniyetler çatışması” tezi olduğunu ve rol üstlenildiğini göstermez mi?

-Eğer devlet mekanizmasının dışında bir rol üstlenilmiş millet, devlet buna mecbur ediliyorsa bedeli ödeyecek milletin bu rolün ne karşılığında üstlenildiğini bilmesi gerekmez mi?

-İnsan böyle bir sorumluluğun altına ancak iki sebeple girebilir.Birincisi; şahsın kendisini kurtarmak için mecbur, hatta mahkûm olduğu vahim bir meselesi vardır. İkincisi;çok önemli sağlık meselesi vardır. Kimliği, meselesi, hastalığı ne olursa olsun, hiçbir şahsın arzusu,vahim meselesi milletin yönünü, devletin yapısını değiştirmenin sebebi, aracı olabilir mi?

-Temel hedefinde “Büyük İsrail ve İsrail’in güvenliği olduğu bilinen Huntington’un “Medeniyetler çatışması” tezinin karşısında savunulan“Medeniyetler ittifakı” tezine ne oldu ki; Öznesinde Türkiye cumhuriyeti, Müslüman Türk milleti ve Anadolu coğrafyasının parçalanması olan medeniyetler çatışması Hilal-Haç kavgasısloganıyla başlatma gereği duyuldu?

- Medeniyetler çatışması tezine göre parlamenter demokrasi batı modelidir, Türkiye de doğu toplumudur. Bu sebeple Türkiye batı modeli parlamenter demokrasiden uzaklaşmalıdır. Ne olduğu tarif edilemeyen garabet bir sisteme geçme gayreti medeniyetler çatışmasını yönetenlere hizmet etmiş olmayacak mı?

- Hukuku Erdoğan’a uydurma gerekçesiyle ortaya atılan, beka sorunu yutturmacasıyla rejim ve sistem değişikliğine evirilen anayasa değişikliği referandumu araç edilerek başlatılan Hilal - Haç kavgası (medeniyetler çatışması); bin yıldır yönü batı olan, batıya maddi olduğu kadar ahlaki değerler kazandıran;Cumhuriyet ve parlamenter demokrasi sayesinde üçüncü dünya Ortadoğu’nun dışında kalmayı başarmışTürkiye’yi parlamenter sistemden uzaklaştırmak; MüslümanTürk milletini İnsan haklarından, demokrasiden, bilimden, teknolojiden uzak, hiçbir meselesini çözememiş üçüncü dünyanın lideri mi, İsrail’in ve medeniyetler çatışmasını yönetenlerin kölesi mi yapar?

- 15 Temmuz FETÖ kalkışması, medeniyetler çatışması tezini yönetenlerin Türkiye’yi üçüncü dünyaya itmek için kullandığı manivela olduğuna göre, garabet sisteme geçildiğindeparlamenter demokrasiyi hedef alan FETÖ/CIA nın amacına hizmet edilmiş olmayacak mı?

-Devletin üniter yapısını, vatanın bölünmez bütünlüğünü teminat altına alan maddeleri etkisiz kılacak kanun hükmünde kararname yetkilerinin tek kişiye verilmesi;Atatürk’ü ve kurucu iradenin millilik vasfını hâkim kıldığı üniter devlet yapısını, cumhuriyet değerlerini hedefine koyan; İslami devlet olmadığı gerekçesiyle Müslümanların vergi vermesinin caiz olmadığı fetvaları çıkartan, İslam’ı siyasi bir ideoloji semeresine indirmiş çevrelerde var olan Atatürk ve üniter devlet yapısına olan düşmanlığını körükleyen“Medeniyetler çatışması” tezine hizmet etmez mi?

İçinde ne olduğunu bilmedikleri, amagönüllerini kaptırdıkları Yeni Türkiye, yeni Osmanlı fikri de sağlığında yutturmayı başaramayan “Medeniyetler çatışması” tezinin sahibi Huntigton’a ait olduğunu da hatırlatalım.

Bir yanda Hilal-Haç kavgası başlatıp medeniyetler çatışmasına hizmet edeceksiniz, diğer yanda bu kavgada bedeli ödeyecek milletin birliğini hırsınız uğruna nefret diliyle bölük, bölük, böleceksiniz. Osmanlı, Osmanlı diyenlerin önce; “Bölmek bize bütünlemek sana” diyen Şeyh Edebalı yı anlamaları gerek.

Nefret dili ile her gün milletin bir yarısına yapılmadık hakaret, yapılmadık adaletsizlik bırakmayan Müslüman muhteremlere bir ayet ve bir hadis tavsiyesiyle;sevginin iman meselesi, adaletten ayrılmanın  Allaha karşı gelmek olduğunu hatırlatarak noktayı koyalım.

“Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz, sakın ha sizi adaletsizliğe itmesin. Âdil olun. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”Mâide sûresi, 5/8

"Canım kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yayınız!" (Hadis)

NOKTA.

YORUM EKLE