Masallar,Gerçekler

Bugün size masallardan bahsetmeye ve ardından birkaç soru sormaya niyetim var.

Masal deyince, bazı geceler kızıma masallar okuyorum. Geçenlerde, 6 yaşındaki kızıma uykudan önce okuduğum masalların her birinin, aslında korkunç kriminal hikâyeler olduklarını fark ettim. Örnek mi? O kadar çok ki...

Mesela Çizmeli Kedi, muhtemelen bilirsiniz, fazla uzatmadan kısaca hatırlatalım.

* * *
Değirmenci ölür, büyük oğluna değirmenini, ortanca oğluna eşeğini, küçük oğluna da kedisini miras bırakır ve macera başlar.

Gerisi tam anlamıyla bir dolandırıcılık, cinayet ve hırsızlık hikayesi…

Kralı kandırıp, kısa yoldan zengin olabilmek için kedi ve küçük oğul önce soylu ve zengin numarası yaparlar, sonra zengin “dev”i öldürüp şatosuna ve hazinesine el koyarlar, nihayetinde değirmencinin oğlu prensesle evlenip kralın varisi olur.

* * *

Teferruatları atarsanız mevzu aşağı yukarı bu…

Yine mesela Sihirli Fasulyeler’de de buna çok benzeyen bir hikayeyi anlatılır.

Hatırlayın, Pamuk Prenses’ten Rapunzel’e, Hansel ve Gretel’den Kırmızı Başlıklı Kız’a, Fareli Köyün Kavalcısı’ndan Kurt İle Yedi Keçi Yavrusu’na herkesin az çok hatırladığı 20 civarındaki Grimm Masalı kan ve şiddet dolu, hırsızlık ve cinayet hikayeleriyle doludur.

* * *

Biz çok farklı bir kültürün içinde, inanç ve ahlak değerlerinin sarmaladığı bir ortamda ve çok farklı masallarla büyüdük. Bize hep doğruluğu, dürüstlüğü, ahlakı ve sevgiyi öğütlediler.

Bir örnek de bizimkilerden olsun:

Padişahın Servetinin Yarısı

Padişah çok hastaydı. Başucunda ağlaşarak bekleyen evlatlarına ve vezirlerine güçlükle ve soluk bir ses tonuyla, "Artık vaktim geldi. Ölmekten değil ama sorgudan çok korkuyorum” dedi ve devam etti: “Beni gömdüğünüz günün gecesi, bir geceliğine, bana kabirde refakat edecek bir gönüllü bulun ve ertesi gün servetimin yarısını o kişiye verin…”

Bunlar, padişahın son sözleri oldu.

* * *

Padişahla birlikte mezara girmeye saraydan hiç kimse gönüllü olmadı. Tellal çıkarttılar ama sonuç alamadılar.

Ölenin padişah olması, mükâfatın hesap edilemez olması fayda etmedi. Kimse bir geceliğine bile olsa mezarda hem de bir ölüyle kalmaya cesaret edemiyor gibiydi.

Tam umutlarını kaybediyorlardı ki, fakir bir oduncu bu zor işe gönüllü oldu.

“Bugüne dek ihtiyacımdan fazla param hiç olmadı” diye düşünmüştü oduncu, “Hayatımda ipim ve baltam dışında hiçbir varlığım olmadı, sorgudan, sualden neden korkayım ki?” dedi kendi kendine.

Maiyetindekiler ve ahali, törenden sonra padişah ile oduncuyu mezara koydular. Sonra herkes, evlerine döndü ve sabahı beklemeye başladı.

Sabah mezarın başında kalabalık bir meraklı topluluğu vardı. Mezarı açtılar, bitkin durumdaki oduncuyu çıkarıp bir kenara oturttular.

“Sana mükâfatını vereceğiz” dedi baş vezir oduncunun yüzüne dik dik bakarak, “Ama önce bize neler olduğunu anlat.”

Oduncu önce biraz su istedi ve anlatmaya başladı:

“Siz gittikten sonra sorgu melekleri geldi. Önce padişaha baktılar, ‘bunun işi uzun sürer’ diye sorguya benden başladılar. İple baltanın hesabı sabah olduğunda henüz bitmemişti. Siz geldiniz de şimdilik kurtuldum.

Padişahın servetinin yarısını istemiyorum. Daha iple baltanın hesabını veremedim.

Baltamla ipimi bir fakire verin” dedi ve hızla, koşarak oradan uzaklaştı.

* * *

Grimm Masalları olarak bilinen, Kıta Avrupa’sının kadim halk hikayelerinin Grimm Kardeşler tarafından kaleme alınan bu derlemeleri, o topraklarda yüzyılları, belki bin yılı aşan sürelerde anlatıldı, okundu. Sadece kültürü ve sanatı değil, insana ait her şeyi az ya da çok etkiledi…

Ama sizce de bir tuhaflık yok mu? Neden sonuçta Avrupa’da bir kurallar ve prensipler medeniyeti oluşurken biz bir suç toplumuna dönüştük?

* * *

Ben, anlattığım “Padişahın Servetinin Yarısı” adlı hikayeyi, henüz ilkokula giderken, dindarlığıyla ve İslami ritüelleri bir merasime dönüştürerek yerine getirmesiyle ünlü bir tanıdığımızdan dinlemiştim. Yıllar sonra “Baltamla ipimi bir fakire verin” cümlesiyle biten hikayeyi dinlediğim kişi, hiç doymayan ve hiçbir kuralı olmayan bir iş adamına dönüştü, hem de kendince dindarlığını ve İslami ritüelleri bir merasime dönüştürmesini muhafaza ederek… Türkiye’nin siyasi şartları da muhakkak, bu çirkin dönüşüme engel olmak yerine, çok uygun bir ortam hazırladı.

Bundan 20 yıl önce, henüz doğalgaz yokken ve apartmanlarda kaloriferler kömürle yanarken, apartmanda oturan her tanıdığım, yöneticinin kömürcüyle anlaşıp kömür paralarını çaldığından şüphe ederdi.

Bugün karşılaştığım herkes, her kamu görevlisinin ve her siyasetçinin aslında hırsız olduğuna, görevlerini haksız kazançlar sağlamak için kullandıklarına, “dürüst” bilinenlerin aslında “fırsat bulamayanlar” olduklarına inanıyor.

Ben, artık ülkenin en büyük probleminin bu olduğunu, hangi siyasi parti iktidar olursa olsun, bir siyasi partide kim lider olursa olsun, bu hırsızlık düzeni değişmeden hiçbir şeyin değişmeyeceğini düşünüyorum.

* * *

Oduncunun akıbetini bilmiyoruz…

Oduncuyla ilgili “Sonradan siyasete girdi ve çok zengin oldu” şeklinde tahmin yapacak şakacı arkadaşlarımızı şimdiden kınıyorum.

Bırakın, bari o masum kalsın…
YORUM EKLE