Malumun İlamı

17-25 Aralık 2013 te kamuoyuna yansıyan rüşvet, yolsuzluk olaylarına çocuklarının adı karışan üç bakan istifa etmek zorunda kalmıştı. Gelişen süreçte Türkiye, babasının dediğini anlamayan, akıl almaz miktarda paraların konuşulduğu baba-oğul tapeleri ortalığa saçıldı, rezalet ayyuka çıktı. Önce herşeye itiraz edillip yalanlandı. Komplo, montaj dendi, ama bir yandanda "ne istedilerde vermedik" "herkesi dinlediler, devletin kriptolu telefonlarını bile dinlediler." "Benim çocuğumla olan konuşmalarımı yayınladılar" gibi hiçbir savcının ilgi alanına alamadığı samimi itiraflar birbirini kovaladı. "Vanmünit" olayı ile su yüzüne çıkan, birbirini İrancı-İsrailci suçlamasıyla devam eden gerilim, son olaylarla hükümetle Gülen cemaatinin iplerini koparttı. Türkiye kucağında bir de paralel yapılanma bebeği buldu. Böylece hükümet biri iç gebelikten, biri dış gebelikten iki düşük yaptı.

Soruşturma dosyaları açıldı. Adaletin mülkün temeli olduğuna inananlar, yönetenlerinde aynı inanca sahip olduğunu zannıyla adaletin tecelli edeceği umuduna kapıldı. Türkiye'yi algı politikasıyla yöneten AKP yönetimi olaylardan sıyrılmak için yargı üzerindeki bilinen baskısını, adeta terörize bir üslupla alenileştirdi. T.C. devleti adına soruşturma başlatan savcılara dosyalardan el çektirildi. Adaletin mülkün temeli olduğuna inanmadıkları anlamına gelen bu müdahaleler dosyaların akıbetini de daha baştan belli etmiş oldu.

Bu noktadan sonra dosyaları yürütmekle görevlendirilen savcı, hakimler için tek seçenek; dosyaları uygun bir zamanlama, uygun bir gerekçe bularak kapatmaktı. Nitekim bugün olanda malumun ilamından ibarettir. O zaman sonucun baştan belli olduğunu söyleyenleri yargıyı etkilemekle, niyet okuyuculukla suçladılar.

Zor başarılmış, Türk hukuk tarihine geçecek "Usulüne uygun delil toplanmadığı, suç unsurlarının oluşmadığı ve olaylarda her hangi bir örgüte rastlanılmadığı gerekçesiyle takipsizlik kararı" verilmiştir.

Kendi içinde çelişki içeren kararın zihinlerde oluşturduğu kanaat şudur; işlenmiş bir suç var, delilleride var ama bu soruşturmayı başlatanlar delilleri usulüne uygun toplamamışlar. O zaman savcı delilleri usulüne uygun yollardan elde etme yoluna gitseydi, mani olan neydi? Elde etmek için on aydır neler yaptı acaba? diye sormak biz vatandaşların tabii hakkıdır. Diğer bir hususta; Mademki savcı delillerin usulüne uygun toplanmadığını gördü, mademki bir örgüt olmadığı kanaatine vardı, mademki suç unsurlarının oluşmadığından emin oldu, sonucu dağdakinden şehirdekine yetmişbeş milyonu ilgilendiren bu dosyayı mahkemeye gönderseydi. Suç olmadan mahkumiyet olmayacağına göre mahkeme berat ettirirdi. Savcılık kararı beraat sayılmaz, beratı hakim kararıyla olur. Dosyaya ismi girenlerin mahkeme kararıyla aklanmalarının yolu itiraz mercii olmayan savcılık kararıyla engellenmiştir. Savcılık kararlarının itiraz mercii olmadığı için dosya kapanmıştır. Dosya kapatılmasına kapatılmıştır da kamu vicdanında da büyük yara açılmıştır. Hakimler, savcılar kararlarıyla anılır, dolayısıyla kararı veren savcıda tarihe geçmeyi hak etmiştir.

Hukuka, adalete inanalar için savcıların, mahkemelerin verdiği karara saygı duyma gereği vardır. Ancak soruşturmaların akıbeti, parmağım kör gözüne dercesine iktidarı aklama paklama operasyonuna dönüşmüşse buna saygı duyulabilir mi? Bu kararla şüphesiz kamu vicdanında büyük yara açıldı. Yargıya güvensizlik bir kat daha artırıldı. Görevi, kimliği ne olursa olsun kimsenin bu güveni sarsmaya hakkı yoktur. Hele, hele kamu adına görev yapan hakim ve savcıların hiç yoktur. Sayın Türk hakim ve savcılarına hatırlatmak isterim ki; oturduğunuz adalet minderi Hz. Ömer'in minderidir. Verdiğiniz karalara inanılmasını, saygı duymasını istiyorsanız o minderin ve adına yargılama yaptığınız milletten aldığınız nafakanızın hakkını veriniz, milletin hukukunu koruyunuz. O hakkı vermeyenlerin, milletin hukukunu korumayanların milletten helallik beklemeyade hakları olmaz. Herkes etse bile ben etmiyorum.

Medeniyetleri yaşatan güç, o medeniyet adına hüküm verenlerin elindedir. O gücü gereği gibi kullanmayanlar medeniyetlerine ihanet etmiş olurlar. Bizim medeniyetimizi diğer medeniyetlerden ayıran en önemli yanlarından biri şüphesiz adaleti her kurumun üzerinde tutmasıdır. Adalet önünde herkese eşit davranmasıdır. Bu inanç ve anlayışla cihan padişahı Fatih Sulatan Mehmet Hanı, tebaası Hıristiyan Rum la eşit görüp yargılamış, cihan padişahının bileklerinin kesilmesi hükmü verilmiştir. Adaletin, medeniyetimiz için padişahın bileklerinden daha değerli olduğunu gösteren o kararla, Fatihi yargılayan kadıda tarihe geçmiştir.

Savcı keşke siyasetin baskısına direnerek tarihe geçseydi. İşte o zaman medeniyetimize yaşama gücü verir, adaletin mülkün temeli olduğuna herkes bir daha inanır, gelecek adına umutlanırdık.

YORUM EKLE