Makam Sorumluluğu ve Akşener'den Cevaplar

 Ülkücü düşünce diye bir düşüncenin olduğunu 1969 yılında öğrendiğimde 13-14 yaşlarında ortaokul öğrencisiydim. Ne olduğunu henüz anlamaya, kavramaya çalıştığım bu düşünceye duyduğum ilgi, sempati dolayısıyla, o fikrin sembolü olan bir rozet takmıştım yakama. Üzerinde bayrağımızın ay, yıldızının ve resmi çok seçilemeyen kötü denecek kadar bozuk siyah bir kurt resmi bulunan, çevresinde ;“Tanrı Türkü Korusun” sloganı yazan bu rozet sayesinde ilk ideolojik tokadı 1969 yılında yemiştim. Hem de Askeri hâkim olan bir Türk subayından. Bu Marksist askeri hâkim 12 Eylül öncesi İzmir sıkıyönetim mahkemesi savcısı olan, ülkücülerin idamla yargılanması için yapmadığını bırakmayan, Hâkim Albay Kerim Günay’dı. O tokadı vurduğu zaman henüz üsteğmendi.

Üsteğmen Kerim, o tokadı bana değil Türklüğe, başta bayrak olmak üzere Türkün maddi, manevi bütün değerlerine vurmuştu sanki. O kadar ağır gelmişti ki ruh dünyamda yarattığı sarsıntı uzun yıllar sürdü. O acıyı hiç unutmadım. Yüreğimin acısı, tokadın acısının bin katı, milyon katı kadar büyüktü. İlerleyen zaman içinde Türk milliyetçiliği fikrinin şuuruna ulaşmamda, ülkücülük maceramda beni ateşleyen o tokadın suratıma vurulduğu 1969 yılının ruhumda ve zihnimde bıraktığı iz, mücadele gücü verdi bana. Her aklıma gelişinde ilk gün ki gibi yeniden ateşlenir, yeniden canlanırım.

Üsteğmen Kerim gibi giydiği elbiseye layık olmayan, işgal ettiği makama yakışmayan, işgal ettikleri makamların verdiği gücü Türk milliyetçilerine karşı haince kullanan, ihanet merkezleriyle ittifak içinde binlerce Kerim vardı. Ve binlerce Türk milliyetçisinin canına, istikbaline kasdettiler. Binlerce acı yaşattılar. Fakat hiç birisi Türk milliyetçiliği fikrinin gücü karşısında duramadı. Hiçbirisi Türk milliyetçiliğini yolundan alı koyamadı. Bugün varlıklarını hatırlayan bile yoktur.
Üsteğmen kerim, kendi davası adına vurmuştu o tokadı. Çünkü bu doğru veya yanlış, bir ideal, bir inanç, fikir mücadelesiydi. İnandığı fikrin önünde engel olanlara tokat atmak, idam dosyası açmak gereğine inanmış, kendi fikrinin namus, ahlak telakkisinin gereğini yapmıştı. Bunun için kendi düşüncesine göre belki haklı da sayılabilirdi.

Yaşadığımız günlerde Türk milliyetçiliği hareketinin siyasi sahada düşürüldüğü durumun dün açılan idam dosyalarından, kurulan idam sehpalarından bir farkı yoktur. Kaç yıldır duyduğum acı, Üsteğmen Kerimin tokadını hatırlatıyor.
En yetkili makamın sergilediği sorumsuzluk, ondan daha yakıcı, daha ağır gelmeye başladı. Sorumlu insanlar makamları yüceltir, makamlarda yükselenlerse sorumsuz insanlardır. Makam sorumluluğu yüklenenler, hırsının peşinde kin, nefret tohumları saçamaz. Bunu ahlak, vicdan, akıl, kabul etmez, hiçbir gerekçe mazur, haklı gösteremez.

Türkiye, içerden ve dışarıdan yüz yılın ve Cumhuriyet döneminin en ağır kuşatmasını yaşarken, kardeşlik bağından daha güçlü; inanç, ideal ülkü, kader bağı ile bağlanmış, genç yaşlı milyonları, şahsi hırs, kin, nefretle karşı karşıya getirmek; Türk milliyetçilerini siyaseten işlevsiz kılmak, Türk milliyetçiliği fikrine olduğu kadar, Türk milletine de ihanet olur. Makamının sorumluluğunu yerine getirmeyenleri tarih ya hain, ya da gafil olarak yazar.
Gelişme arzusu, düşünce ve toplum hayatının tabiatı, İslam inancının icabıdır. Bu tabiatın, icabın karşısında durmak toplumun enerjisini ve zamanını boşa harcamaktır. Er veya geç bu icap tahakkuk eder, ancak karşı çıkanların o toplumda yeri kalmaz. Hukuk ve meşruiyet içinde yürütülen her hareket toplumlara gelişmenin, istikbalin yolunu açar. Sorumluluk, bu gelişmenin sağlıklı olmasını sağlamaktır. Hukuku yok sayan önce kendi meşruiyetini yok eder. Dün olduğu gibi bugünde gördüğümüz doğruları söylemek yüklendiğimiz misyonun gereği ve üzerimize borçtur.

*** *** *** ***

Üzerimize düşen başka bir borç daha var, onu da yerine getirmek zorundayım.
Bildiğiniz üzere bu sütunda 01 Mart 2016 tarihli “Ülkücülere ve Meral Akşener’e Sorular” başlıklı yazımda Sayın Meral Akşener’in CNN Türk televizyonunda yapmış olduğu programının bir bölümünü eleştirmiş kendilerine bazı sorular yöneltmiştim. Sayın Akşener yoğun çalışmalarının arasında arayarak sorularımıza “yazılmamak kaydı” ile cevap verdiler. Yaklaşık bir saati bulan görüşmemizin başında kabul ettiğim “yazılmama kaydının” sebebini konuşmanın ilerlemesiyle öğrenince bu talebe iki sebepten dolayı uymayacağımı ifade ettim.

Yazılmama kaydının sebebi; Sayın Bahçelinin, Sayın Akşener’in konuşmasını hedef alan yaklaşık yirmi gün gecikmeli gurup konuşmasındaki sözlerine cevap olarak alabileceğini düşünmüş olmasıydı.
Oysa ben yazımı televizyon programından on üç gün sonra yazmıştım. Sayın Bahçeli de benim konuyu gündeme taşımamdan sonra, benim cümlelerimle Sayın Akşener’in konuşmasını hedef almıştı. Konuyu gündeme taşımamdan sonra Sayın Bahçelinin, es geçtiği bir konuya yirmi gün sonra dâhil olup rol devşirmesi zaten abesti.

İkinci olarak da; kamuoyu önünde, kamuoyu adına ideolojik hassasiyetin dışında bir maksadı olmayan ve kamuoyunun cevabını merakla beklediği sorulara verilen cevabın “yazılmamak kaydıyla” bende kalmasını istemesi vicdanen rahatsız edici idi. Bu sebeplerle Sayın Akşener’in yazılmama talebine uymayacağımı söyledim.

Sayın Akşener’in verdiği cevaba geçmeden önce bir hususu açıklığa kavuşturmak zorundayım; Bahse konu yazımı okuyan, yurt içinden, yurt dışından, birçok insan telefonla arayarak, ofisime gelerek, bir kısmı da sosyal medya üzerinden gösterdiğimiz hassasiyete teşekkür ederek düşüncelerini paylaştılar. Yazımın tonuna bakarak Sayın Akşener’i zayıflatmak istediğimi zannedenlerin olmasına da üzüldüm. Bu zannı taşıyanların bilmesini isterim ki; Sayın Akşener ile ailece görüşürüz, Akşenerin ifadesiyle; dostuz. Başka siyasilere söyleyemediğimizi içtenlikle söylemişizdir. Dostluk, söylenmesi gerekeni incitmeden söylemek, acı da olsa dostun riyasız sözünden incinmemektir.

On dokuz senedir siyasi hesaplarla riyakârlaşan insanlar gerçeği söylemekten uzaklaştığı için bu günlere geldik. İnsanlar, makamlar geçici, fikirler kalıcıdır. Kanaatimce fikri yaşatacağına, yükselteceğine, hizmet edeceğine inandığımız insana ihtiyaç vardır. Fikrimizin virgülünü bile her dostluğun üzerinde, hiçbir hesaba kurban edilemeyecek değerde gördüğümün bilinmesini isterim. Benim için asıl olan fikridir, bu anlayışla hareketin paradigmalarını değiştirme sözünün açıklığa kavuşturulmasını istemek fikre olduğu gibi dostluğa da sadakatimin gereğidir.

Sayın Akşener değiştirilmesini istediği “paradigmadan” kastının; MHP ye yerleştirilen adayların belirlenmesi, il, ilçe yönetimlerinin belirlenmesi başta olmak üzere; istişareden yoksun, dar kadrocu, klikçi, espiyonaja dayalı antidemokratik tek adam yönetim anlayışını ifade etmek olduğunu söyledi. Milliyetçi hareketin fikri anlamda hiçbir paradigmasının değiştirilmesinin düşünülmediğini, söz konusu bile edilemeyeceğini ifade ettiler.
Yazımda “Bu mesajın zamanlama olarak yurt gezilerine çıkmadan önce verilmiş olması tesadüf müdür?” şeklinde yer alan soruya; “ Türk milletinden başkasına göz kırpan gözümü çıkartır atarım” şeklinde serzenişli ifadelerinde gizlenen kırgınlığa da üzüldüm.

İnsan bir yönüyle kocaman soru işaretidir. Her soruya alacağınız cevapla o soru işaretinden bir noktayı silersiniz veya bir nokta ilave edersiniz. Soru işareti küçüldükçe insan büyür. Soru işareti büyüdükçe insan küçülür.

On dokuz senedir soru sorulamayan, sorgulanmaktan münezzeh hale getirildiği için büyüyüp koca heyula haline dönen soru işaretinin küçülttüğü insandaki ahlak zafiyeti bütün heyulasıyla üzerimize karabasan gibi abanırken dostumuz, kardeşimiz Sayın Meral Akşener’den olgunlukla ve samimiyetle aldığımız cevaplar bizim için teminat olmuştur.

Bu noktada Sayın Akşener’in bir konuşması mesnet alınarak yürütülen ve aslında hareketi bölme planını ele veren “Kongre yapılmazsa başka parti kuracak, hareketi bölecek.” Propagandasına karşı; hiçbir suretle hareketi bölmeyeceğine dair bir açıklamayla bir garanti daha vermesini beklediğimizi buradan iletelim.

YORUM EKLE