ÂMÂ İMAM

Siyaset kovuculuk,  ayıp araştırma ya da iki yüzlülük mesleği değil; alâkalı olduğu bütün toplumun bir ferdini bile dışarıda tutmayan, onların menfaatleri hangi istikamettedir sualine verilen cevaplar mahiyetindedir.

En küçüğü ülke menfaatleridir. Yani, ülkede yaşayan bir ferdi bile dışında görmeyen, hepsinin toptan menfaatleri siyasetin konusudur. Diyelim ki, doğu Karadeniz’de yaşayan insanları toptan ilgilendiren bir konu stratejinin konusu olurken, sadece bir kasabayı alakadar eden konu taktik seviyededir.

Ferdî ya da taktik yahut stratejik seviyede bir konu siyasetin konusu da olabilir. Şartı bütün toplumun menfaatleri ile alâkalı olmasıdır.

Öteden beri siyaset kavramı, içi boşalmışlığından mı yoksa uğraşıyor gözükenlerin niteliksizliklerinden mi nedir toplumca sıcak bakılmayan, insandan uzaklaşan görünüşüyle, algısıyla zor meslek sayılmıştır.

Siyaset; geleneksel kültürümüzde “ ben bu işe ehil değilim “ denmesine rağmen idarecilerin adeta kendi noksanlıklarını tevil ya da temyiz için başvurdukları bir yol asla olmamalıdır.

İş yapan hata da yapar. Lakin hatadan sonra tevil ya da temyiz yollarına başvurmak ahmakların kârıdır. Aklı olan hatasından tövbe edip müspet olanı sevinç duyarak yapandır.

Tövbe eden Hakk nezdinde makbuldür. “ Siz kendinizi düzeltmedikçe, biz sizi düzeltecek değiliz “ emri-şerifindeki ağır çaresizlikten de kurtulur. “Sevilenden bir şey gelmedikçe seven sevemez “ ve “ marifet iltifata tabîdir” ölçülerince Allah (c.c) tarafından tasdik gören insanın duası makbul (kabul) olur.

Size Azerbaycan’da yaşanan ülkücülerin bir hikayesini anlatayım.  “Yıl 1988. Başbuğun talimatı ile Azerbaycan’dalar. Ticaret yapıyorlar. Şartların ağırlığı hedef tutmaya engel, olumsuzlukların yoğun zamanları. Bunalmışlar. Ölümü arzular haldeler. Gence’de “buralarda nerede Cuma namazı kılabilirim” diye sorarlar. ”5 km. yürümek lazım” diye cevap alırlar, yürürler. Bir mescitte kör bir imam beklemektedir yolcularını. Toplaşanlar arasında konağı çağırır “gel bakalım Türkeş balası. Gece düşümde Türkeş’i gördüm. O benim beylerbeyim, nerede kaldınız? Türkeş’e rüyamda “kurtlarını göndersene!” dedim. “ Sana içi kurt, dışı arslanlarımı gönderiyorum” dedi. Demek ki, o arslanlar sizsiniz. Bunca yıl gelmediğiniz için helallik verdim. Hakkım size helal olsun. Lakin 70 yıldır yolunuzu gözlemekten gözümün feri kaçtı, âmâ oldum. Gözümle nasıl helalleşirsiniz, ben ona karışmam” dedi. Halin şiddeti benim için çok fazlaydı. “Namaz kılalım” diyebildim. “Şimdi dua zamanı ”dedi. Bundan sonra Azerbaycan’da gün, gün iyilikler, güzellikler arttı ve muradımız bağımsızlığa ulaşıldı.”

Hikâyeyi aktarmaktan maksadım sadece bizler düş görmeden yol yürüyemeyiz demek için değil; Allah’ın (celle şanühü) kaderinin yine Allah adamları eliyle, harikulâde şekilde idrak edilebildiği gerçeğini ifade içindir. Türkeş’le ömründe teması olmamış kör imam da Türkeş gibi Allah adamı idi. Allah’ın işini yapıyorlardı.

Ne mutlu Allah’ın (azze ve celle) kendi işinde kullanılana…

Selam olsun doğuya, batıya, kuzeye, güneye…

Selam olsun milletine hizmet edene…

Bakî selamlar…                   

YORUM EKLE