'Limit Yok' (Ya Da Sağlık Bakanlığı Ne İş Yapar?)

Bir yolculuk esnasında seyretmiştim. İlginç bir bilim kurguydu.

New York’ta perişan halde yaşayan başarısız yazar (bu yönüyle beni andırıyor) Eddie, iyiden iyiye dibe vurduğu günlerden birinde, “eski” arkadaşı, “eski” kayınbiraderi ve “eski” uyuşturucu satıcısı, Vernon’la karşılaşır.

Olaylar, Vernon’un, acınacak haldeki, Eddie ’ye bir hap vermesiyle başlar.

Beyni tam kapasiteyle çalıştıran ilaç, Eddie’nin –bir süre için- dört haneli bir zekâya, paraya ve çekiciliğe sahip olmasını sağlar. Eddie, sonsuz bir güce doğru ilerlerken, her adımda belaları da etrafına toplar…

*        *        *

Filmin konusu özetle bu ama filmin Türkiye’deki yansımaları belki film kadar ilginç.

Filmin Türkiye’de gösterilmesinin hemen ardından filmdeki ilaç, yani NZT 48, ülkemizde internette satılmaya başladı.

Facebook’tan, Türkiye’nin en büyük gazetelerinin internet sayfalarına, her yerde, ama her yerde ilan karşımıza çıkıyor: 

“Mucize ilaç: NZT 48”

*        *        *

Vallahi cahilliğimden soruyorum, bu serbest mi?

Daha açık sorayım: ilaç üretip satmak, dünyada ve ülkemizde çok ağır bürokratik bir süreci gerektirirken, olmayan bir ilacı (fasulye değil ilaç) satmak ve milleti dolandırmak serbest mi?

Bu ilanlar neden her yerde? Benden başka kimse görmüyor mu?

*        *        *

Bizim memlekette bütün baharatçılar eczane, bütün baharatçı tezgâhtarları doktor. İnanmıyorsanız birine girin, sorun, “filanca hastalığım var” diye, bir torba baharatı koltuğunuzun altında bulursunuz, duyacaklarınız hep aynı: “Kaynat, iç… Bitkisel, yan tesiri yok!”.

Artık baharatçıların camlarında baharat isimleri değil, hastalık isimleri yazıyor. Hiç rastlamadınız mı? Sağlık Bakanlığı da rastlamıyor zaten.

 

*        *        *

Bir yakınımın ayağında yara çıktı. “Biberiye kaynat, suyunu iç” demişler, o da içmiş, “bitkisel” ya…

1 yıl hastanede yattı. Doktoruyla görüştüm, “Yaşaması mucize, karaciğerinin fonksiyonları tamamen durmuştu, sürpriz bir şekilde, tam olarak olmasa da çalışmaya başladı” dedi. O yakınım şimdi ilaçlarla yaşıyor.

Gastroenteroloji doçenti bir tanıdığım var, biraz bu hastadan bahsedecek oldum, çok sıradan bir olaydan bahsedercesine,

“ -Hastaneler, benzer sebeplerden karaciğerini ve böbreklerini kaybedenlerle dolu” diye cevap verdi.

Hayatlarını kaybedenlerin sayısını tespit etmek mümkün değilmiş. Çoğu, ‘doğal sebeplerle’ ölüm olarak bilinip, geçiliyormuş.

*        *        *

İlaçların önemli bir bölümü bitkilerden yapılıyor. Etken maddenin bitkilerden elde edilmesi, yani ilacın ‘bitkisel’ olması, onun, mesela yüksek dozda kullanıldığı zaman zararsız olduğu, başka etken maddelerle etkileşime girmeyeceği ya da başka hastalıklar üzerinde olumsuz tesirler yapmayacağı anlamına gelmiyor.

Peki, buna kim karar verecek? Baharatçı mı? Ya da şimdilerde çok kullanılan adıyla aktar mı?

*        *        *

Sık sık söylüyor, yazıyorum. Devlet, vatandaşlarının haklarını korumak için var… Hangi vatandaşlarının? Elbette öncelikle “zayıf” olan vatandaşlarının haklarını korumalı devlet.

Evet, bilgisi veya idraki kısıtlı vatandaşlarının da “zayıf” olduğunu bilerek onları da korumalı ve kandırılmamaları için tedbir almalı. Bunu yapamıyorsa, onların eksiklikleri üzerinden ve onların hayatlarıyla oynayarak menfaat temin edenleri cezalandırmalı.

Vatandaş çaresizlikten, cahillikten, aptallıktan, her ne sebeple olursa olsun, akıl dışı tedavi yöntemlerine başvuruyorsa onu devlet olarak engellemeyi başaramayabilirsin, kabul… Ama “ilaç satıyorum” diye her yere ilan verip dolandırıcılık yapanları, baharatçıların, doktorluk ve eczacılık yapmalarını engellemek, devletin görev ve ilgi alanına girmez mi?

e-mail  : ahmetuzun001@gmail.com

twitter : AhmetUzun001



YORUM EKLE