Kök İnanç: Gök-Tanrı

Orkun Yazıları 1893 de Danimarkalı bilgin Thomson’un okumasına kadar, bilim dünyasınca bilinmiyordu. Bugün de, binlerce yıllık Türk geçmişi ile ilgili birçok bilgi ve belge bilinmezlikler içinde. Tanrı Dağlarında, Altay Dağlarında, Ural Dağlarında, Seykun, Ceykun, Orkun Irmaklarının vadilerinde; Avrasya’nın geniş topraklarında açılmamış kurganlarda, bulunmamış mağaralarda, kazılmamış yer altı kalelerinde kim bilir daha neler var. Onlar birer birer açığa çıkarıldığında Türk’ün görkemli varlığı daha iyi anlaşılacak.

Türklerin inançlarının kökenini, başka deyişle “Kök İnançlarını” anlamak için bugün elde bulunan en sağlam bilgiler Orkun Yazıtlarında. Biz, öncelikle o yazılara bakmalıyız.

Baktık, gördük… Önce Tengri sözü anlaşıldı, sonra Türk… Sonra öteki sözler.

Tengri ya da Oğuz Türkçesiyle Tanrı hem Gök demek hem de Yaratıcı. Kimi yerde Gök anlamında kullanılıyor kimi yerde Tanrı anlamı veriliyor. İşin gizemi de burada. Tanrı, Gök’tür, Gök, Tanrı’dır. Gök, kelimesinin Gökyüzünden başka bir anlam taşıdığını bilmeliyiz. Gök, sonsuzdur, başlangıcı yoktur, sonu da olmayacaktır. Yer yani dünya ve kişioğulları da (kız ve er oğullar) Gök’ün içindedir. Gök veya Tanrı doğrudan Varlığın kendisidir.

Gök-Tanrı görünen, açığa çıkan her varlığın toplamıdır. Aynı zamanda her varlığın içinde gizlidir.

Kültigin Yazıtının Çince bölümünün başlangıç cümlesini okuyalım:

SONSUZ GÖK-TANRI VAR OLANLARIN TÜMÜNÜ KAPSAR, VARLIĞIN BÜTÜNÜNÜN DE İÇİNDEDİR. KİŞİ OĞULLARI (kız ve erkek oğulları) GÖK-TANRI İLE BÜTÜNLEŞİRSE OLGUNLAŞIR VE TAMLIĞA ULAŞIR.

Bu düşünce birçok din ve inançta “Kök İnanç” olarak bulunur ve İslam’da “Tevhid” veya “Vahdet-i Vücud” olarak anılır.

Prof. Dr. Cavit Sunar “Melamilik ve Bektaşilik” adlı kitabının önsözünde gerçeği şöyle dile getirmiştir: “Vahdet-i Vücud, aslında Şarkın en eski felsefesidir ve Şarkın kendine has görüş ve düşünüşünün sonucudur. İlk’ten TURAN’da görülen bu görüş ve düşünüş, bazı ufak değişikliklerle, Hindistan’a; Çin’e ve Akad, Sümer, Asur ve Keldan diyarları vasıtasıyla İran’a, Mısır’a; oradan da Finike’ye, Yunanistan’a atlamış, daha sonra da İran ve Yunan kanallarıyla Abbasilerin ilk devirlerinde Arap topraklarına geçerek Tasavvuf felsefesinde (İlahi Vücud) kavramıyla kaynaşıp birleşmiştir. Araplar, Tevhid fikrini bile yadırgadıklarından (Vahdet-i Vücud) görüşüne de ısınamamışlardır. Bu yüzden de Tasavvuf’a (Vahdet-i Vücud’a) dair eser yazanlar, başta İbn-i Arabi olmak üzere birkaç Arap büyüğü müstesna, çoğunlukla TURAN’da ve başka ırk ve muhitlerdendir.”

İbn-i Arabi’nin Türkler arasında ilgi gördüğünü bu arada hatırlatalım.

Diyorum ki: “Kök İnanç” Gök-Tanrı İnancıdır. Sonsuz Gök’ün Yaratıcı ve Yönetici olduğu ve her var olanı kapsadığı ve varlığın içinde bulunduğu inancı…

Her görünen Sonsuz Gök-Tanrı’nın bir görüntüsüdür. Her görünen de gizlenen de yine Sonsuz Gök-Tanrı’nın gizlisidir. Görüneni ve gizli kalanı ile Gök-Tanrı bir BÜTÜNDÜR. İnancın temeli budur ve bu temelin üstünde sağlam ve görkemli bir ERDEM DÜZENİ vardır.

İnsanlara, canlılara ve cansız denilen varlıklara Ulu Tanrı’nın görüntüsü olarak bakmak ve onlara iyilik yapmayı Tanrı’ya iyilik, onlara kötülük yapmayı da Tanrı’ya kötülük olarak görmek. İşte Erdem Düzeninin temel fikri de budur.

 

YORUM EKLE