Kıymet İfade Etmeyen Kişilikler

 Ferdin, siyasi fikir hareketlerinde mensup olduğu fikir sistemine ve o fikre mensup topluluğa karşı sorumluluğu vardır. Ferdin kişisel tutum ve davranışı, yaşayışı, sahip olduğu, mensubiyet duyduğu fikre uygunluğu o fikre olan imanının, sadakatinin, samimiyetinin, fikri hazmın ve yeterliliğin göstergesidir. Bir fikre mensup olan fertler kişiliklerinde o fikri temsil etme yükümlülüğündedir. Fikrini yaşamına yansıtmayan ferdin o fikre ve o fikre mensup topluma, siyasi yapıya vereceği fayda tartışılır.
Fikrin toplum genelinde kabul görmesi, inkişafı, toplumu dönüştürecek değişim mekanizmasına dönüşmesi, fikrin mensuplarının iç dünyasında ki yoğunlaşmayla başlar. Fertlerin iç dünyasında fikri yoğunlaşmanın başlaması, fikri, toplumu yönlendiren ve sürükleyen dinamo durumuna yükseltir. Fikrin, ferdin ve toplumun iç dünyasında belli bir yoğunluğa ulaşması halinde iktidar hamlesine dönüşür. Fikrin toplumu cezbedecek sürece girebilmesi, fikri temsil eden bütün fertlerin fikrin romantizmini oluşturup, yaşamasıyla doğru orantılıdır. Romantizmin oluşmasında fedakârlıkların öne çıkartılması ve takdir edilmesi, fikri basmak yapmak isteyen bencilliklerin, ferdi hırsların, ölçüsüzlüklerin frenlenip genel ahlak ölçüleri içinde müeyyidelere, teamüllere bağlanması önemli faktörlerdir. 
Fikre dayalı siyasi yapılarda fedakârlıkların yok sayılıp, fikri basamak yapan bencilliklere, ölçüsüzlüklere pirim verilmesi, fikri sapmaları, kırılmaları da beraberinde getirir. Yönetim zafiyetinden beslenen bu sapma ve kırılmalar fikrin romantizmini öldürmekle kalmadığı gibi iktidara giden yolunu da kapatmış olur.
Toplumun fikre temayülü hangi noktada olursa olsun, fikrin mensubu ferdin sorumluluğu devam eder. Toplum hayatında fikrin kalıcı olması, fikre mensup her ferdin sürekli sorumluluğunun idrakinde olmasına bağlıdır. Fikre mensup fertlerin fikre karşı sorumluluğu aynı ölçüdedir. Kim olursa olsun, ister dağdaki çoban, isterse o fikri temsil noktasında en önde olan fert aynı sorumluluk altındadır. Ferdin kimliği ve kişiliği sadece sosyalleşme ölçüsüdür. Fertlerin görevleri ve eylemleri çok faklı olsa da fikrin yükselişine veya çöküşüne katkıları aynı olduğu için birbirlerine üstünlükleri de söz konusu olmaz. Önde olmak bir avantaj olmadığı gibi, daha büyük fedakârlık ve daha büyük sorumluluk demektir.
Halkın sesi, hakkın sesidir. İstişareler, teklifler ve tenkitler doğru kararların alınmasında etkili faktörlerdir. Fikre dayalı siyasi organizasyonlarda sorumluluk yüklenenlerin başta mensupları olmak üzere toplumun bütün kesimleriyle istişareler oluşturması, halkla iç içe olup teklif ve tenkitleri dikkate alması zafiyet değil güç kazandırır. İstişareye yer vermeyen, mensuplarının teklif ve tenkitlerini dikkate almayan yönetim anlayışı her siyasi yapı için güç kaybettiren en büyük handikaptır. 
Fikri eğitimi olmayan, fikri yetersizlik içindeki ferdin sorumluluklarını yerine getirmesi beklenemez. Ferdin mensup olduğu fikir yapısında kimliğini güçlendirmek, kişiliğini geliştirip sosyalleştirmek için fikri eğitim önemlidir. Fikri eğitim, ferdi, fikrin kadrosu haline getirir. Fikri eğitimi sürekli olmayan, kadro olmayan fikirler ne kadar doğru ve haklı olurlarsa olsun marjinal kalmaya mahkumdur. Kadrosuz fikirlerin toplum hayatına yerleşmesi mümkün değildir.
Fertler ve dolayısıyla da Toplumlar fikri ve kişilik eğitimi ile o fikrin ön gördüğü medeniyet anlayışına ulaşırlar. Yığın haline gelmiş eğitimsiz kalabalıkların bir fikri iktidara taşıyıp, muktedir kılması beklenemez. Bencillik sarmalında hamakatla çıkar kaygısına saplanmış kişiler için fikir; hamaset maskesi ve fanteziden ibaret olur.
Siyasi fikir hareketlerinde eğitim ve kadro oluşturmayı birinci sırada önemsemeyen yönetim anlayışı o fikrin iktidara gidişende en büyük engeli teşkil eder.
 
Sorumluluktan kaçan, fikri inanç ve imanı eksik, samimiyetsiz, yetersiz insanlar toplum içinde kendilerini baskı altında hissederler. Bu baskı onları klikçi teşkilatlanmaya, teşkilat gücünü kullanmaya yöneltir ve teşkilatlarda kendisinin aşılmayacak dar kadroculuğa sığınırlar. Entrikacı teşkilatlanmalara yönelmenin altında; problemleri çözme eğiliminde görünerek aksiyon insanından kurtulmak bu yolla teşkilatı kontrolde tutma, fikri perdeleme gayesi gizlidir.
Yetersiz kişilikler, fikri ön planda tutan hamleci aksiyon insanlarını birinci derecede tehlike ve düşman gördüğü için ilk işi onları dışlamak olur.  Bunun içinde bütün gayretlerini teşkilatı dar kadroculuk anlayışıyla küçük bir çerçeve içinde kontrolde tutmak için harcarlar. Teşkilat, irade zafiyetindeki yetersiz insanların başarısızlıklarının sorumluluğunu yükledikleri mekanizmadır. Çok zamanda iç detayları bilmeyen toplumu buna inandırırlar.
Dar kadrocu anlayış, fikrin halka ulaştırılmasında, dışa dönük değerlendirilmesi gereken teşkilat enerjisini içe dönük çatışma ve çekişmeleri tetikleyerek içe döndürür, kendi içinde harcar, mensuplarını yorar, yıpratır, mensubiyet bağlarını çürütür, fikre zarar verme noktasına ulaşır. Bu sebeple fikri inkıtaa uğratmak isteyen muarızlar için, dar kadrocu anlayışları direk veya dolaylı olarak destekleyip kullanmaları her zaman için en geçerli emin yol olmuştur. Dar kadrocu anlayışları besleyen temel faktörler arasında fikri yetersizlik, iradesizlik, vehim, özgüven eksikliği, korku, titizlik saplantısı, bilgisizlik, bencillik, hırs, ahlaki zafiyet gibi psikolojik kişilik problemleri sayılabilir.  
Oysa doğru ve gerçek olan; fikrin, kurumlaşmış, geniş tabanlı, herkesi kucaklayan, dışa dönük, aktif bir teşkilat gücüne sahip olmasıdır. Meri hukuka ilave olarak fikrin, kendi kaide ve düsturları içinde işleyiş ve yönetim usul ve kuralları oluşturulmuş teşkilat, fikrin olabildiğince geniş tabana ulaştırılması, temel hedefi olan insana inmesi, topluma mal edilmesi için zaruri bir vasıtadır. Teşkilatların kurumlaşması, zamanın şartlarına göre modernize edilmesi, donanımı, dizaynı gereklidir.
Ancak bunların hepsinden önemlisi; bunları yapacak, fikri topluma ulaştıracak, toplumla bütünleşecek, liyakatli, eğitimli insanların var olmasıdır. Eğer bu insanlar bir sebeple ve bir şekilde teşkilatlardan uzaklaştırılıyorsa, fikrin ve teşkilatın gücü toplumun küçük bir yüzdesi ile sınırlanıyorsa büyük ve derin bir problem var demektir.
Ne sebeple olursa olsun problemleri görmezlikten gelip susmak gerçeği ve sonucu hiçbir zaman değiştirmez. Bu problemi her şartta, her zeminde ortaya koymak fikrin mensuplarının fikre karşı sorumluluğudur.
Kendi kadrolarına kıymet vermeyen, küçümseyen, dışlayan anlayışları toplumun bütün larçlığına rağmen hayatında etkin hale getirmesi siyaset sosyolojisine aykırıdır.
 
Problemin kaynağı olarak görülen insan önce fikrin mensupları nezdinde, sonra muarızlarının ve toplumun nezdinde kıymet ifade etmeyen kişiliklere dönüşürler.
 
Liderin dışında hiçbir şahıs fikrimizin üzerinde, önünde ve öncelikli değildir.
Liderimiz Alparslan Türkeş, fikrimiz de Türk milliyetçiliğidir.
YORUM EKLE