Kıbrıs, Suriye ve Akdeniz Politikası

Devletler ve milletler hafızalarını devam ettiremez süreçler yaşarlarsa coğrafyalarına dayalı kadim problemlerle karşılaştıkları zaman, kalıcı çözümler bulamaz ve oluşan problemlerin altında kalırlar.

Bugünde yaşadığımız tam da böyle bir şey…

Gerek Kıbrıs meselesine, gerekse Suriye meselesi çözümsüzlüğe doğru sürüklenmemizin ana sebebi meseleyi coğrafyanın doğurduğu bir Akdeniz meselesi gibi göremememizdir. Dünyayı geçmiş asırlarda yıkımsal savaşlara götüren ana sebep, Akdeniz’e hâkim olma kavgasıydı. Bugün de durum aynı. Bundan dolayıdır ki, oynanan oyuna bu gözle küçümsemeden ve şahıslara indirgemeden bakmak lazım.

Alınacak vaziyeti de, iç siyasetle, ideolojik yansımalarla, tarafgirlik ruh haliyle değil, tamamı ile coğrafya gerçeklikleri içselleştirerek; ekonomik, sosyal askeri gerçeklikleri de, değerlendirilmelidir.

Bir kere Anadolu’nun tek parça vatan vasfıyla ayakta kalmasının olmazsa olmazı, Kıbrıs’ın muhakkak elde kalması ile eş orantılıdır. Kadim zamanlarda da, böyleydi. Yarınlarda da, Türkiye Cumhuriyeti iddialı misyonunu yaşayan bir devlet olarak kalacaksa böyle olacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti hızla Kıbrıs politikasını değiştirmeli, Kıbrıs Türk Devletinin başta Türk Cumhuriyetleri olmak üzere diğer dünya devletleri tarafından da tanınmasını sağlayarak bu meselenin artık bağımsız devlet statüsünde sonlandırmalıdır.

Akdeniz iddianız için sadece buda yetmez. Tüm Ortadoğu’da bu yaşanmışlıklardan sonra, ne Suriye’nin ne de Irak’ın tek devlet olarak kalma imkânı yoktur.

Türk devleti tüm hazırlıklarını bu gerçeklik üzerine kurgulamak zorundadır. Bugün en hızlı yapılması gerekende mutlaka Bayır Bucak Türkmen bölgesi diye anılan, Havza dâhil, Halep’den Laskiye’ye kadar ki bölgede tam hâkimiyet sağlamak olmalıdır. Bundan gayrisi boş sözdür, havanda su dövmektir.

Bugün itibarı ile güvenlik bürokrasisinden maliye bürokrasisine kadar, Ordudan sanayi ünitelerimize kadar, her kurum, her zemin kendini bu gerçeklik üzerine konumlandırmalıdır. Bu günkü dünyanın aldığı vaziyetin 2.dünya savaşından daha zor bir zemin olduğu unutulmamalıdır.

Yine hatırlanmalıdır ki, tarihte Türklerin kurduğu en muhteşem devleti olan, Osmanlının çöküşü fiilen Yemen’in kaybı ile oluşmuştur. Coğrafyanın önemini anlamak için bu tarihi gerçekliği iyi anlamak lazımdır.

Türkiye’nin bugün karşı karşıya kaldığı durumda tam da böyledir.

Türkiye hemen Türk Cumhuriyetlerini arkasına alarak yüksek diplomasi ve siyasi kararlılıkla tavrını net oluşturmalıdır.

Tüm ülkede siyasi birliği de oluşturarak, tam millet desteğiyle coğrafyanın zorladığı gerçekliğin gereğini yapmalıdır.

Dün daha kolay olabilirdi, yarın ki günler çok daha zor.

Yarın ki zorlukların tedbirleri alınmalı, gereği ne olursa olsun yapılmalı.

Sağlıcakla kalın…

YORUM EKLE