Kendi İçinizde Birbirinize Karşısınız

 MHP’de ve Türkiye’de yaşananları anlamak için 1996 Mayıs ayından sonraki süreci bir bütünlük içinde değerlendirmek gerekir. O tarihten sonra Türkeş’in izlediği politikanın; 12 Eylülde ihanetlerini ifadeleriyle tescillemiş; Türkeş ve Ramiz Ongun başta olmak üzere Türkeş’in gözü gibi koruduğu, “helal süt emmiş yiğit, mert ülkücüler” diye övdüğü kadronun idamla yargılanmasına temel teşkil eden ifadelerini düzenin mükâfatlandırdığı; şimdilerde ülkücüleri nesebi gayrisahih ilan eden, ülkücülere hakaretler yağdıran şeref yoksunu üç-beş istisna dışında herkesi kucaklayan, iktidar odaklı olduğu görülür.

Türkeş’in iktidar yolunu kapatmak için harekete geçen 28 Şubatçılara karşı, demokratik zemini koruyabilmek için Genelkurmay Başkanlığı seviyesinde yürüttüğü çalışmalarla, devrin Cumhurbaşkanının destek verdiği, ABD güdümlü 28 Şubat sürecinin zararlarını asgariye indirmeyi başarmıştır. MHP dışındaki patilerde siyaset yapan milliyetçi siyasileri de bu anlamda organize ettiğini bu siyasilerin bir kısmı açıkladılar. Nitekim vefat ettiği akşam katıldığı düğün merasiminde bu siyasilerin bir kısmı ile birlikte olmuştu.
Diğer yandan uzun zamandır gözden ırak görüşmelerle, birlikte planlamalar yaptığı Ramiz Ongun ile birlikte kadrosundan bir gurubun temsili olarak partiye katıldıklarını ilan etmesi; iktidar yürüyüşünü kimlerle yapacağının resmen ilanıydı.

Türkeş ne zaman iktidar yürüyüşü başlatmışsa Türk milliyetçiliğini tehlikeli gören ABD ve Batılı güçler ve işbirlikçileri hemen karşı hareket başlatmıştır. 12 Eylül, 28 Şubat bunun en açık örnekleridir. (13 Kasım 1960, 14’lülerin tasfiyesi de buna dâhil edilebilir)
28 Şubat, 12 Eylül gibi doğrudan Türk milliyetçiliğine karşı yapılmış en açık ABD operasyonudur. Sosyal mühendislik eseri operasyonlar çok amaçlı, çok aşamalıdır. Bu operasyonlarda sebepler sunidir, dizmecedir, maksadı sonuçlarında görülür. Bu operasyonun temel amacının Türk milliyetçiliğinin yolunu kesmek olduğu açıkça ortadadır.
Organize edilmiş dizmece radikal İslamcı hücrelerin açık provokasyonları sebep gösterilerek, 28 Şubatta yaratılan mağduriyetle, İslam’ı istismar eden zihniyete yolu verilerek Türk milliyetçiliğinin önü kesilmiştir. 28 Şubatta demokrasiye balans ayarı verildiğini, 100 yıl süreceğini söyleyen eblehlik, büyük hücrenin başını, ABD’ye göndermekle en büyük aptallıkla Türkiye’ye büyük düşmanlık yapmıştır. Ordu başta olmak üzere bütün kurumlar bu operasyonun aşamalarından yara almıştır almaya da devam edecektir, çünkü 28 Şubatın doğurduğu iktidar devam ediyor. Görünen o ki, rejimde 28 Şubattan payına düşeni alacaktır.

Rejim de payını aldıktan sonra meselenin bu topraklarda yaşayanların birbirini gırtlaklama boyutuna dönüşeceğini söylemek kehanet olmaz. Bizi bunları söylemeye mecbur edense; Jeopolitik karşısında reel politiğe kilitlenen, tarih bilincinden ve şuurundan uzak, üç ay sonrasını göremeyen, oynak merkezli, derinliği kendinden menkul stratejinin ülkeyi içine sürüklediği keşmekeştir.
Bu konuyu burada bırakarak dönelim Türkeş sonrası MHP de yaşananlara ve 28 Şubatın MHP içinde yürüttüğü operasyona.

Türkeş’in bu kadroyla iktidarı, küresel sistemin şövalyeleri için, ahlaksız soyguncu düzen için yolun sonu demekti. İl, ilçe kongrelerine bizzat katılıp, sistemin sızdırdığı çaşıtları ayıklaması, Türk milliyetçiliğini tehlike gören, ülkücü hareketin iktidar olmasını istemeyen, zararlı gören; iç-dış, sivil, asker, derin mekanizmaları işbirliğine yöneltti. Şahsen katıldığım yaygın kanaat odur ki; Onun iktidar yürüyüşünü meşru zeminde durduramayan katiller, bildikleri yolla müdahil oldular.
12 Eylül öncesinde ateş çemberinde hayatının çapı üç-beş kilometreyi geçen ülkücü yoktu. Üç-beş kilometrenin dışına çıkanınsa geri dönme garantisi yoktu.

12 Eylül sonrası büyük bir imtihandan geçtik, hem de ne imtihan. İdam sehpalarında, hücrelerde, işkence odalarında, parmaklıklar ardında hitam bulan bir imtihan. Ama Türkeş sonrası imtihan çok daha zordu. Ne yazık ki bu imtihanı verdiğimizi söyleyemiyoruz. İşte bundan sonrası ülkücüler için çok daha çetin, çok daha çetrefilli bir macera olmaya devam ediyor. Bu imtihana girenler, kaybetmenin bedelini kendileri değil; Türkiye’nin, Büyük Türk dünyasının gelecek nesillerinin ödeyeceğini görmediler, görmek istemediler. Dünyanın gidişini değiştiren sanki onlar değilmiş gibi, sorumsuz, nefsi hesaplardan, davranışlardan sıyrılmayı beceremediler. Bunu göstermek isteyenlerin sesi, gayreti cılız kaldı.
Sanki güneşe göç başlamışta, herkes bir köşeden bir parsa kapma hesabına girdi. MHP operasyonunda 28 Şubatçılar 2004 kongresindeki kırılmayla kesin sonuçla istediklerini aldılar. 28 Şubatın iktidara taşıdığı yapı en büyük desteğine 2004 kongresinden sonra kavuşmuş oldu. Bu artık iddia olmaktan çıkmış, itirafa dönüşmüş bir gerçek.

Başka bir gerçek daha var; Türk milliyetçiliğini tehlikeli gören, şimdilerde merhum, sistemin akıl danesi meşhur istihbaratçının 2014 yılında yayınladığı yazısında Bay bilgenin MHP gibi bir partinin başında bulunmasının ülke için şans olduğunu üstüne basa, basa yazması. Bu yazı açıkça ülkücü hareketin iktidarının ülkeyi kana bulayacağı ve Bay Bilge’nin bu zararı önlediği iddiasındadır. CIA’nın Türkeş ve ülkücülerle ilgili ortaya çıkan bütün raporlarında bu mantık hâkimdir. Türk milliyetçiliğini ve ülkücüleri tehlikeli gören derin güçlerin bu çarpık bakışının CIA ile örtüşmesi, yaşananları başka bir boyutta anmamıza yardım eder mahiyette. Vahim olan da Bay Bilgenin bugün ortaya koyduğu akıldan azade durumunu anlayamayan, akılsızlığı, hukuksuzluğu haklı göstermek gayretinde olan sözde ülkücü geçinen sitelerde bu yazının savunma unsuru olarak yayınlanma ahmaklığı. Merdi Kıpti’nin sirkatini sergilenmesi bu olsa gerek.

Defaatle yazdık, kendimizi tekrarlama pahasına uyanmayanları uyandırma adına gene yamak zorundayım; Ey Ülkücü geçinenler bu hareketin çizgisi Türkeş çizgisidir. Tarihin her yönüyle haklı çıkardığı Türkeş’i, ülkücüleri tehlike gören hiçbir düşünce, hiçbir kurum, hiçbir şahıs saygıya değer değildir, bu ülkenin, Türk milletinin dostu olamaz, onları ölçü alan hiçbir kimse ülkücü olamaz.

Hareketin Türkeş çizgisinde devamını istemeyen 28 Şubatçıların oyununa geldiniz dün. Bu ahlaksız oyunda Türkeş çizgisinin devamı olan Ramiz Ongun’u vururken önce Türkeş’i, sonra kendinizi vurdunuz. Şimdi küfrün bin bir çeşidini savurduklarınızın “hastalıklı zihniyet” olduğunu söylediğinde demediğini bırakmayanlar Ramiz Ongun’a özür borcunuz var.

Bugünse ıspanaktan ucuz demokrasi palavrasıyla on dokuz sene önce gasp edilen iradenin, kelepçelerini kırma mücadelesi var.
Soyguncu düzenin yasalarıyla gasp edilen haklarını önce kurtarmak sonra korumak; millete hizmet yolunu açma gayretinde olan, uyanmış kıyama gelmiş bir şuurdan iradeden bahsediyoruz artık.
Ancak gene şahsi hesaplar! Hesaplar! Hesaplar!

Beyler, hanımlar siz şahsi hesaplarınızda boğulurken, asıl boğulmak istenenin siz değil, sizi sırtlayan bu şuurun, iradenin olduğunu görün lütfen.
Görün, dün sahnelenen derinlikli oyunun yeniden sahnelendiğini.

Siviliyle, askeriyle, birinin yanında derin bir kanat, öbürünün arkasında başka bir kanat, öbürünün karşısında başka bir güç, bir diğeri kenarda ısıtılan bindirilmiş kıta, öbürü geç kalmamak için son dakika çırpınışında. En kötüsü de; kendi içinizde, birbirinize karşınız. Siz hariç, yargısıyla, yürütmesiyle, şahıslarıyla, kurum, kuruluşlarıyla, Ülkücü hareketi tehlike gören soyguncu düzen seferber.

Bu kadar açık bir oyunda nefsinizi aşamıyorsanız, hesaplarınızı birleştiremiyorsanız vereceğiniz bir şey de yok demektir. Bir şey vereceğinize inanmamızı bekliyorsanız önce hesaplarınızdan sıyrıldığınız gösterin. Toplantılarınızda fil fare doğurdu hep. Birbirinizin paçasından çekmek, birbirinizin eteğini çalmak için toplanacaksanız hiç toplanmayın. Bu halinizle hiçbir beklentiye cevap veremezsiniz. Üstelikte harekette kırılmalara yol açıyorsunuz. Kim ki kırılmaya sebep olur, bütün varlığıyla hareketin boy hedefi olacağını bilmelidir.

YORUM EKLE