KATİP ÇELEBİ GÜNÜMÜZE IŞIK TUTUYOR 2

 

Birgili Mehmet Efendi akli ilimlerden mantık fennini çok iyi öğrenmiş ve ömrünün yarısını ona vermişti. Lakin başka felsefi ilimler meşrebine uygun olmadığından kitaplarında bunları inkar etmiş, insanları örf ve adetlerini tanımak amacıyla tarihte okumamış, şeriata bağlı ve dindar bir kimse olduğu için söylenen konularda ve sufilerin zikir sırasında sallanıp dönmelerinde ve basılmış paraların ayarlarının düşürülmesi dolayısıyla halkın işlerinin bozulmasında, meşrebinin gereğini Tarikat-ı Muhammediye adlı kitabında yazmış; örf ve adete bakmayıp Seyf-i Sarım’da demiştir.

ÇÖKÜŞ İBNİ HALDUN

Ben de derim ki, İslam fethinden sonra Osmanlı devletinin orta dönemine kadar Anadolu’da felsefeye ve hikmete çok önem veriliyordu. Bu asırlarda insanın değeri öğrendiği ve kavradığı akla ve nakle dayalı ilimler kadardı. Onların döneminde hikmet ile şeriatı bir araya getiren örnek insanlar vardı. Mesela allame Şemseddin El-Fenari, erdemli Kadızade er-Rumi, allame Hocazade, allame Ali Kuşçu, erdemli İbn el-Müeyyed, Mirim Çelebi, allame İbn Kemal ve sonuncuları olan İbn el-Hınnai (Kınalızade Ali Efendi) gibi.

Çöküş vakti geldiğinde bazı müftülerin felsefe öğretimini yasaklaması, (talebeleri) Hidaye ve Ekmel’i öğrenmeye yönlendirmesi sebebiyle ilimlerin rüzgarı durgunlaştı ve azaldı, az miktardaki belirtisi dışında ilimler tamamen yok oldu. Edebiyatçı Mevlana Şihabeddin (Ahmed) el-Hafaci’nin Habaye’z-Zevaya’da söylediği gibi adı geçen Mevlana Anadolu’dan ilimlerin yok olmasına sebep oldu. İbn Haldun’un da anlattığı gibi bu durum devletin çöküşünün belirtilerindendir.

Bağdat’ta okullar inşa edildiği haberi kendilerine ulaştığı zaman Maveraunnehir bilginlerine bu durum söylenip açıklanmıştı. Onlar da ilmin matemini tuttular ve şöyle dediler: “Yüksek gayret sahipleri ve üstünlüğü için, kendisiyle olgunlaşmak için ilmi isteyen akıllı kişiler ilimle meşgul oluyorlardı; kendilerinden ve ilimlerinden yararlanılan bilginler oluyorlardı. Ücretli olduğu zaman ise alçaklar ve tembeller ona yaklaşıyor ve ortadan kalkmasına sebep oluyor. Aslında (medreseler) değerli olsa da hikmet ilimleri oradan göç etti.

Katip Çelebi Mizanü’l-Hakk’ta “hikmet ile şeriat cem eden ve ikisine birden sahip olan alimlerde” biri olarak Kınalızade Ali Efendi’yi gösterir ve onun Ahlak-ı Alai adlı eserini şöyle över:

Hakka talip olan imanlı dostlar o kitabı canı koruyan bir muska bilip evrat ve ezkar yerine onu okumayı iltizam etmeleri icap eder. Ta ki din ve dünya itibarıyla önemli olan şeylerin neler olduğunu öğrenip gereğince hareket ederler. Zira hikmet ile şeriat arasını telif etmiş mübarek bir kitaptır, müellifi dünyaya bir kere gelen şahıslardandır.

Bir taraftan Birgivi ve Kadızadeliler, diğer yandan Çivizade ve Ebussu’üd Efendi gibi şeyhülislamların muhalefetiyle hikmetin ve akli ilimlerin düşüşe geçtiği, Osmanlı devletinin sınırları genişlerken bilim ve düşünce alanınınsa aksine daraldığı bir gerçektir. Taşköprüzade, Katih Çelebi ve Koçi Bey’in yakınmaları ve uyarıları boşuna değildir.

 

YORUM EKLE