Kara Yanvar II

 20 Yanvar (Ocak), Azerbaycan tarihine kanla yazılan şerefli bir gündür.
Kara Yanvar, Azerbaycan Türkünün yeniden doğuşudur.
Kara Yanvar, Azerbaycan Türkünün yayılmacı Rus emperyalizminin yüzüne vurduğu hürriyet tokadıdır.
Kara Yanvar, sahte cennet reçetesi Marksizm’in çöküşü, Sovyet sistemi demir perdenin yıkılışıdır.
 
Hürriyetin bedeli ağardır, bedelsiz hürriyet olmaz, bedelini ödemeyen milletler de hür olmaz.
20 Ocak 1990 da Azerbaycan Türkü hürriyetin bedelini Yayılmacı Rus emperyalizmine kanıyla, canıyla ödedi. Bu bedel yalnız Azerbaycan’ın değil, öz yurdunda esir, Sovyet sisteminin esaretindeki bütün milletlerin hürriyet bedelidir. Bu bedel için şehit olan, kanını, canını güzel Azerbaycan toprağına akıtan yiğit Türk evlatları ve onlara başçılık yapan büyük lider Ebulfez Elçi Bey ve dava arkadaşları dünya var oldukça saygıyla minnetle yâd edilecekler. “Yükselen bayrak bir daha inmez.” Şiarını yükselten şehitlerin, gazilerin ve büyük lider Ebulfez Elçi Beyin aziz ruhları ve büyük davaları önünde bir daha saygıyla eğilirken, onların şahsında Türk milletine, İslam alemine hizmet edenleri, emek verenleri rahmetle minnetle anıyoruz, ruhları şad mekanları cennet olsun.
 
Batı Türklüğü ile doğu Türklüğü arasında köprü olan Azerbaycan bu özelliği ile Türk dünyası için büyük öneme haizdir. Kadim Türk yurdu Azerbaycan coğrafyası Anadolu’dan sonra dünyanın en önemli, en stratejik coğrafyalarının başında gelir. Bu öneminden dolayı tarihin cereyan ettiği bir coğrafya olmuştur ve olmaya da devam edecektir. Dünyaya hâkim olmak isteyen güçlerin “Türk” “Şark” “Kafkasya” politikalarının düğüm noktası, Batının Rusya politikalarının, Rusya’nın da yayılma politikalarının nirengi noktalarındandır. Yer altı zenginlikleri, özellikle Hazar petrolleri sebebiyle her zaman Batılı güçlerin ve Rusya’nın planlarının içinde olmuştur.
 
Tarihin her döneminde Rusların ve farsların özel ilgi alanı olduğu gibi bugünlerde ilginin daha da arttığı görülüyor.
Güçlü Azerbaycan, zayıf Rusya demektir.
Güçlü Azerbaycan, Güçlü Türkiye demektir.
Güçlü Türki, güçlü Azerbaycan demektir.
Güçlü Azerbaycan’a her zaman Türk dünyasının ihtiyacı var. Azerbaycan’ın güçlü olmasının ön koşulu Türkiye’nin güçlü olmasıdır.
Batının Türkiye üzerinde yürüttüğü “Anakonda” planına Rusya, Suriye hamlesi ile büyük katkı yaptı. Bu katkı şüphesiz aralarında derin düşmanlık olan batı için değil, uzun zamandır Azerbaycan üzerinde gerçekleştirmek için fırsat kolladığı hamlelerde Türkiye’yi hareketsiz bırakmak amacına yöneliktir.  Rusya’nın Azerbaycan üzerinde muhtemel hamlelerine karşı batının göstereceği tavrın; sessiz ve seyirci kalmak olacağından kuşku yoktur. Rusya’nın muhtemel hamlelerine Batının gerçekçi bir tavır göstermesini beklemek her zaman için hayaldir. Batının Karabağ soykırımına gösterdiği tavır bunun en açık canlı delili olarak karşımızdadır.
 
Bunları anlatırken haklı ve kaçınılmaz olarak akıllara gelecek olan; Rusya’nın Azerbaycan üzerinde hamleler yapmaya hazırlandığı nereden çıkıyor? Sorusudur.
 
Bu sorunun cevabını bulmak için biraz beyin jimnastiği ile şu karşı soruların cevabını aramamız gerekiyor:
-          Karabağ’ın işgal edilmesinde önemli rolü olan, Rusya bağlantıları bilinen Suret Hüseyinov’un enteresan şekilde ortada dolanmaya başlamasının ardında kim var?
-          Rusya beş senedir seyirci olduğu Suriye meselesine neden balıklama daldı?
-          Rusya Türkiye’nin kararlı tutumuna rağmen neden güneyde Türkiye hava sahasını ihlal etmeye devam etti?
-          Rusya bu ihlallerin devam etmesi halinde Türkiye’nin gereken cevabı vereceğini bilmiyor olabilir mi?
-          Rusya NATO’ya dâhil olan Türkiye’ye karşı savaşı göze alabilir mi?
-          Rusya’nın mevcut ekonomik yapısı Türkiye ile bir savaşa girecek güçtemi?
-          Türkiye’nin Rus uçağının düşürülmesinden sonra Ermenistan’daki hava savunma sistemlerini neden genişletti ve neden füze sistemleri yerleştirdi?
 
Bu ve benzeri soruların cevabı Rusya’nın Suriye üzerinden gitmek istediği asıl hedefini bulmamıza yardımcı olacağı kanaatindeyim. Bu soruların cevabını sütunumuzun imkânları ölçüsünde, panoramik bir perspektifle değerlendirdiğimizde çıplak gerçeğin; Türkiye’nin Türk dünyası ile kurup geliştirmeye çalıştığı güçlü iş birliğinin fiziki, fikri, kültürel köprüsü Azerbaycan’ın Rusya karşısında Türkiye’nin yanında yer almasının önüne geçmek olduğunu söylemeliyiz.
 
Öncelikle Rusya’nın silah gücünün Türkiye’den üstün görünüyor olmasına rağmen, mevcut ekonomisiyle, NATO üyesi Türkiye ile savaşa girmeye hiç uygun olmadığını söyleyebiliriz.
Türkiye hava sahasını ihlaldeki ısrarı ise bir yandan Türkiye’nin kararlılığını test ederken, diğer yandan uçağını bilerek ve isteyerek düşürttürmesi; Suriye’ye ve Ermenistan’a füzelerini konuşlandırmak için zemin hazırladığı bir gerçek. Rusya’nın uçağını planlı şekilde düşürttüğünü Türkiye’ye karşı hemen uygulamaya koyduğu yaptırımları önceden planlandığı açıkça göstermekte. Rusya’nın bu hamlelerinin en önemlisi şüphesiz oluşturduğu tehdit algısı ile Ermenistan’a yerleştirilen füze sistemleridir. Rusya’nın bu hamlesi hem Ermenistan karşısında güçlenen Azerbaycan’ı, hem de Türkiye’yi tehdit altına almıştır. Suriye’ye balıklama dalmasında şüphesiz Ortadoğu’da olmayan güçlerin dünya da söz sahibi olamayacakları gerçeğidir. DAEŞ le mücadele bahanesiyle kendini dünyaya kabul ettiren Rusya, hinterlandında gördüğü coğrafyalara fiilen müdahale gücünü ve imkânını yeniden elde etti. İl müdahale edeceği ülke de Azerbaycan olacaktır. Rusya, ABD ve Batının beklemediği bu hamlesiyle dünyada belirleyici ciddi bir rol üslendi. Suriye de izlediği strateji ve taktikler dikkate alındığında DAEŞ in bulunmadığı Türkmen bölgelerine yönelik saldırılarıyla üç yüz milyonluk Türk dünyasının refleksini test ettiğini de tespit etmeliyiz. Bu test Azerbaycan’a yapmayı planladığı müdahale de karşılaşacağı duruma karşı hazırlık maksadına matuftur. Bu tespitlerimizin yanına PKK ve PYD gibi Türkiye’ye karşı kullandıkları terör örgütleri ile ilişkilerini aleniyete dönüştürmesiyle birlikte, Türkiye içerisindeki beşinci kol faaliyetleriyle bildiriler yayınlanmasının arkasında olduklarından da kuşku duyulmamalı. İçerden yeterince başı dertte olan Türkiye’nin yeni bir organizasyonla karşı karşıya olduğu düşünülürse Azerbaycan iyice savunmasız kalacaktır.
Türkiye yönetiminin içine düştüğü açmazlardan kurtulmak için Avrasya-Atlantik arasında yaşadığı git-gellerin Rusya’ya bu fırsatı verdiği de ayrı bir gerçek olduğunu söylemeliyiz.   
 
Rusya Azerbaycan da yaratacağı iç karışıklıklara hazırlık yapıyor.
Azerbaycan da iç karışıklık çıkartmak için yürütülen beşinci kol faaliyetlerinde güçlü KGB geleneğinin, gelir dağılımındaki adaletsizliği kullanarak halkı yönetime karşı kışkırtan yayınları had safhaya yükseltirken, Sovyet dönemine yönelik telkinlerle yeni kuşaklar üzerinde Rusya sempatisi yaratmak olduğu açıkça görülüyor. KGB geleneğinin parçası olan ve Karabağ’ın işgalinde Rusya’nın isteği doğrultusunda hareket ederek Azerbaycan da yarattığı karmaşayla gene KGB geleneğinden gelen baba Aliyev’in yolunu açan Suret Hüseyinov’un ortaya çıkartılması, oğul Aliyev için çanların çaldığı anlamına gelmekte. Doksan sene Rusya’nın işgalinde kalan Azerbaycan da Suret Hüseyinov’un yalnız olduğu düşünülemez. Suret Hüseyinov’un ortaya çıkartılması Aliyev’i açıktan tehdit olduğu kadar,  yürütülen kışkırtıcı faaliyetlerin halkı etki alanına almasını kolaylaştırırken  faaliyetlere meşruiyet kazandırmak amacını gütmekte.
 
Baba-oğul Aliyev’lerin benimsedikleri istihdam ve üretimden uzak, yalnız petrol gelirine endeksli ekonomik model iflasın eşiğinde. Petrol fiyatları üzerinde oynanan küresel oyunun Azerbaycan ekonomisinde büyük çöküntü yarattı. Gayri safi milli hasıladaki düşüş, gelir dağılımındaki adaletsizlik, rüşvetin aleniyeti halkı büyük sıkıntılara mahkûm ediyor. Bunun yanında yönetimdeki adaletsizlik, adam kayırma halkı canından bezdirir halde. Bu şartlardan bunalan halk, farkında olmadan Rusya’nın organize ettiği dışarıdan açıkça görülen oyuna alet olabilir.
 
Bu noktada Aliyev’in öncelikle yapması gereken; bankaların kucağına düşmüş dar gelirli halkı bankaların elinden kurtarmak, gelir dağılımındaki adaletsizliği gidermek olmalıdır.
 Aliyev yakın tehlikeyi görmeli, büyük bedeller ödenerek, büyük acılarla elde edilen hürriyeti küçük çıkarlara feda etmeyecek kadar büyük devlet adamı olduğunu göstermelidir. 
YORUM EKLE