Kapatma Davasının Düşündürdükleri, Muhalefetimizin Halleri

    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının HDP'nin kapatılması talebiyle iddianemesi düzenlemesi gecikmişte olsa hukukun gereği. Öncelikle şu tesbiti yapalım; Sadece Türk hukuku bakımından değil,AB,ABD veya dünyanın herhangi bir ülkesi hukuku açısından da,terörle bu kadar içiçe bir yapının,normal bir siyasi iklimde,siyasi parti gibi yaparak yaşaması olağan bir durum değil.Türkiye PKK'nın silah bırakarak,meşru bir iddiası varsa siyasi bir zeminde,siyasetin metotlarıyla, iddialarını sürdürebilmesinin yolunu açmak adına HDP'ye gereğinden çok tolerans gösterdi.HDP,PKK'nın lojistik aparatı,meşru zemindeki truva atı olmanın ötesine geçemedi ve
deniz bitti.Siyasi parti olmanın imkanlarını terör örgütünün hizmetine sunmanın siyaset yapmak olmadığı,bu çarpıklığa uzun müddet hiçbir devletin göz yummayacağı açıktı.

    Meselenin bu kısmı malumun ilamından ibarettir. Kaldı ki,iç ve dış kamuoyunda "Kürt meselesi" üzerinden kendine meşruiyet oluşturma gayretindeki PKK'nın, açıkça ABD'nin bölgeyi dizayn etmek için kullandığı bir maşaya dönüşmesi,Kürtler üzerinden bölgedeki ABD -İsrail menfaaetlerinin sağlanabilmesi adına Türkiye,Suriye,Irak'tan toprak talep eden,BM'lerin, ülkelerin meşru sınırlarının değişmezliği ilkesinin,arkadan dolanarak ABD tarafından çiğnenmesinin aparatı olarak kullanılmaya başlanan PKK'nın, terör örgütü olmanın ötesinde bir değerlendirmeye tabi tutulması gerektiği de açıktır. ABD'nin Suriye de silah,mühimmat,desteği
verdiği siyasi,askeri eğitim,koruma sağladığı, PYD meselesinin Türkiye ve ABD arasındaki gerilimlerin başat konusu olduğu bir dönemde,Türkiye'nin ABD ye rağmen bölgede böyle bir devletleşme çabasına ne pahasına olursa olsun karşı çıkacağını,izin vermeyeceğini alenen ifade etmiş ve fiili adımlarını atmaktan kaçınmamış olduğu bir durumda,HDP nin Türkiye parlementosunda,bir eline silah,arkasına ABD'yi almışlığın şımarıklığı ile boy göstermesine tahammülün mümkün olmayacağı bellidir.Türkiye'nin istisnasız bütün meselelerinde karşı taraf kimse onun yanında duran bir partinin, Türkiye'ye ve Türk halkına hizmet etmek için kurulmadığını görmek için göze dahi ihtiyaç bırakmayan HDP ye teşekkür bocumuz var (!)

     ABD'nin gösterdiği tepki normal,önce ülkenin şehirlerinden,dağlarından kovulan eşkiyasından mahrumiyetinin eksikliğini yaşarken,Türkiye'nin meşru zeminine ayak bastığı bir uzvundan da olmak, Türkiye siyasetini şekillendirmede onu zorlayacak bir gelişme tabii ki..Ancak Suriye de PYD ye tahammülü olmayan Türkiye'nin,HDP'ye daha fazla tahammülünü beklemek bir Amerikan iyimserliği olsa gerek! Bölgede uzun süre devletçe meşru bir yapıymış muamelesi
gören,bundan istifade ile aldatarak veya güçle yanına çektiği halkın masumiyetine inanan Türkiye'nin iyi niyetinin,bu iyimserliği beslediği de açık. Halkına bu yapının iç yüzünü deşifre etmek için, kendi hatalarını da gördüğünü kabul için zaman tanıdığı da bir başka gerçek..Bir dönemin kapandığı ve benzer zaaflara düşülmeyecek,halkın devletinden şüphe etmeyeceği yeni bir dönemin açılması gerekliliği ise asıl vazgeçilemez gerçek ...

       Adım adım PYD'nin Türk versiyonuna dönüşen CHP nin kimi sözcülerinin,eski bürokrat,akademisyen Amerikanın kimi adamlarının,kimi ekranlarda "bak,ABD çok fena yapacak" modunda Türkiye'ye parmak sallamalarının, kendi kimliklerini deşifre etme dışında bir işlevi,demokrasi maskeli tehditlerinin bir hükmü yoktur.ABD ile kozlarımızı şu veya bu zaman diliminde Suriye ve ırakta HDP üzerinden paylaşacağımız muhakkakken HDP'nin lafımı olur?

      Biden'nin gelişini bayram havasında karşılayan Avrupanın üç ay içinde geldiği hayal kırıklığını,bunun sebebini okumaktan aciz kimilerinin politika yapmaları veya uzman kılığında ekranlarda arz- endam etmelerini anlamak hakikaten güç.Hala ABD hegemonyasını dünyada tek belirleyici güç, ne emrederse o modunda ahkam kesmeye devamla,yeniden Türkiye de kendilerine güç, iktidar bahşedecek efendi sanma aymazlığından uyanamayacak kadar zihni tembellik,ruhsal
sefalet sergilemekte berdevam..

   Almanya ve Avrupanın kapatma davasında verdiği tepki ılımlı, Türkiye de bazılarını hayal kırıklığına sevkedecek kadar cılız.ABD dayatmalarının Trump dönemini aşan dozu, Avrupa'yı acz içinde bırakacak taleplerin giderek yoğunlaşması el altından yürüyen ABD-Avrupa çekişmesi yaratmış görünüyor.AB den ayrılan İngiltere'nin hızla ABD'ye yanaşması kara avrupasının karalar bağlamasına yetmiş gibi..ABD Biden ile Teksas'a ayar veremezken, Almanya,Rusya,Çin dahil
dünyanın kalanına toptan ayar verme iddiasıyla Trump'ı masum çocuk yapacak bir aymazlığa sürükleniyor görüntüsü vermekte.Yani hem kel ,hem fodul...Bu pencereden bakınca Putin'nin sağlık temennisi yerinde gibi...

   Avrupa'nın doğu Akdeniz,Libya,Rusya,Çin politikaları,Orta Doğu'daki menfaatleri ABD'den farklılaşma sinyalleri veriyor...ABD gerilimleri arttırarak Avrupayı hizada tutma derdinde,anlaşılan soğuk savaşın imkanlarını özlüyor ABD...Avrupa ekstradan bir de PYD ve HDP üzerinden Türkiye ile sertleşmeye pek meraklı görünmüyor denilebilir...ABD Suriye ve Irak politikaları başta olmak üzere Orta Doğu politikalarını revize etmeden,Türkiye ile uyumlu hale
getirmeden bölgede kuracağı her oyunu bozacak,çıkmaza sokacak bir Türkiye'yi karşısında bulacaktır.Rusya'yı düşman ilan eden ABD'nin Türkiyesiz Rusya politikalarınında tutarlı bir zemine oturması pek mümkün görünmüyor. Türkiye'yi yanında görmek isteyen bir ABD'nin ise tehdit ve baskı politikalarıyla netice almasınında neredeyse imkansız olduğunu kavraması,Türkiye'nin menfaatleriyle uyuşan politikalarla Türkiye'yi yanına çekmeyi denemesi
gerekiyor.

     Meselenin iç politik yansımalarının enteresan olacağını düşünüyorum. Irak işgalinin ardından bölgede Kürt devletine yönelen ABD ve batının, Türkiye ile müttefiklik ilişkilerini uzun uzun istismar ederek PKK ve sivil ayağına hamilik yaptığı bilinen bir gerçek. Bunun bölgede PKK HDP'ye siyasi, ekonomik, sosyal alanda at koşturduğu bir alan yarattığı, bölge halkının kafasını karıştırdığı, yoğun bir propaganda ve güç gösterileri altında bu yapılarla ilişkiler geliştirdiği,
gönüllü, gönülsüz önemli bir kesimin bu yapıları etki alanına girdiği de bir gerçek. Kimi demokrat Türk(!)çevrelerin, Kürtlerden çok Kürtçülük yaparak ABD-AB hattına yalakalıkta yarıştığı bu dönemin yaralarının sarılmasının bir zaman alacağı, bu süre zarfında Türk siyasetinde bu zeminin
Türkiye'ye hiza verme derdinde olanlarca kullanılmaya çalışalacağı görünen bir şey.

    CHP ve İyi Partinin Erdoğan'ı devirmek, Batıya göz kırpmak adında masa altından, üstünden "stratejik ortaklık"geliştirdikleri HDP'nin kurumsal olarak ortadan kalkmasına verecekleri tepki, geliştirecekleri tavır, oluşan boşluk karşısında geliştirecekleri siyasetler, Türkiye partisi
olabilmeleri için bir fırsatmı yaratacak? Yoksa giderek PYD-HDP'nin Türk versiyonuna dönüşen, mandacılığın yeni versiyonları işlevini üstlenen, siyasi yapılara doğru evrilmelerini hızlandıran bir sürecimi yaşayacağız? Hep beraber takip edeceğiz...

  CHP ve İyi Parti'nin iç ve dış siyasetteki "Millileşme Çabalarına" karşı, Türk kamuoyuna verdiği mesaj, biz daha iyisini yaparız iddiası ve bu konuda siyaset üretmek, teklifte bulunmak, proje geliştirmekten ziyade hegomonlara göz kırpmaktan, iktidarı devirmekten, Batıyla iyi geçinmek
hatta demokratikleşme, insan hakları söylemini siper alarak Türkiye politikalarına saldırma biçiminde gerçekleşti. On yıllarca batıcılığa şartlandırılmış bir kesimi radikalleştirip istim üstünde tutsa da bu politikaların Türkiye'ye kazandırdığı birşey olmadığı gibi, geniş kesimlerde alternatif bir iktidar ümidi oluşturmadığı da görülmekte. Türkiye merkezli, iktidar olma merkezli, Türkiye'yi yönetme merkezli hiçbir politik söylem ve eylem gerçekleştirmeden, birtakım güçlerin dizayn
ettiği, tabii olmayan "stratejik ittifakla" iktidar arayışı, mandacılıktan güç devşirme gayretinin ötesine geçemez. Hegomonların Türkiye'ye yön vermekte kullandığı, hegomonik müesseselere,vasıtalara vurulan büyük-küçük her darbeye, demokrasi, insan hakkı vesaire söylemi ile karşı çıkmak, hegomonları memnun etse de,sahiplerine Türk halkı nezdinde bir itibar kazandıramaz.

   Türkiye'nin adım adım, batı ne der demeden, HDP'nin kapatma davası, Ayasofya'nın ibadete açılması, Boğaziçi'ne rektör atanması, İstanbul Sözleşmesi'nin feshi gibi kendine demokrasi adına dayatılan hegomonik sembol veya müesseselere tavır alması karşısında muhalefetin batının sesi değil, Türkiye'nin sesi olması beklenir. Muhalefetin henüz bu dengeyi kuramadığı, iktidara alternatif bir yapılanma yerine, iktidarı yıkacak Batı rüzgarından Türkiye'nin uğrayacağı zararı
hesaba katmaksızın, iktidar devşirebilirmiyiz kısır hesapları içinde, politik polemik üretmenin ötesine geçemediği görülmekte.

  Dünyanın ve Türkiye'nin devasa problemlerle boğuştuğu bir dönem yaşamaktayız. Tarihte az rastlanır kırılmaların eşiğindeki bir dünyada, jeopolitiği ve potansiyeli nedeniyle kilit ülkelerden biri olan Türkiye'nin iç-dış hiçbir problemiyle yüzleşme gereği dahi duymadan siyaset yapma,iktidara talip olma lüksü ve rahatlığını muhalefete veren akla ve duyguya hayran kalmamak mümkün değil! Erdoğan gider, dertler biter formülünü tek siyasi proje olarak Türkiye'nin önüne
koymak, bunun için şeytanlarla işbirliğini bile mübah görmek kolaycılığı,Türkiye'yi de Türk milletini de, devleti de hafife almanın, çapsızlığın ötesinde bir durumdur. Günlük siyasi polemik üretmek dışında Türkiye'nin hiçbir meselesi karşısındaki muhalefetteki yapıların hangi tavrı alacağını öğrenemedik bugüne kadar. ABD-Batı ile ilişkilerden tutun, Libya ve Suriye meselelerine, ABD'nin PYD üzerinden Kürt devleti kurma girişiminden S-400 meselesine, Rusya ile ilişkilerden,mesela sağlık, savunma, eğitim alanında hangi politikaları izleyeceklerine dair bir fikri olan varsa beri gelsin(!) bu politikasızlığın gerçek sebebinin, her alanda batıya tam bir
teslimiyetçiliğin olduğu, Erdoğan illüzyonu ile gözlerden kaçırılanın aslında bu olduğu endişesini duymamak mümkün mü?

     Herbiri değişik politik, ideolojik çevrelerin, kendi iddia ve görüşlerini siyasetten geri çekip, Erdoğan karşıtı bir cephe oluşturması stratejisini tek tek bu yapıların benimsemesinin ardındaki güç ve motivasyonun kaynağını merak etmemek mümkün mü? Birilerinin arzusu Saddam gider dertler biter, Kaddafi gider dertler biter, Esat gider dertler biter şablonlarıyla kitleleri kandırdığı ülkelerin akıbetine sürüklemek midir Türkiye'yi? Bu ülkelerdeki o günki muhalefet çevrelerinin
de hesapta demokrasi, insan hakları söylemi dışında bir vaadi yoktu, ülkeyi nasıl yönetecekleri konusunda bir fikirleri de. Türkiye de bugün muhalefeti oluşturan yapıların da. Kendi orijinal halleriyle ancak birbirleriyle didişecek bu çevrelerin "stratejik ittifakının" ardındaki aklın, kendi akılları olmadığı bir gerçek...

    CHP, İP, HDP ve küsürat muhalif yapıların ortak bir Türkiye tahayyüllerinin olmadığı, iktidara alternatif olabilecek hiçbir siyasi proje geliştirilip üzerinde mutabakat sağlamadığı ortada iken, Türkiye'nin reel meseleleri karşısında iç-dış tutarlı hiçbir siyaseti gündeme taşımadan "stratejik
ittifakla" bilinemeyen bir başkan adayıyla seçime gitme ve mevcut sistem içinde gücü bu bilinmeyene devretme arzularını anlamak mümkün değil. Muhalefetteki her aktörün "titreyip kendine dönmesi" kendi pencerelerinden Türkiye vizyonu geliştirip, iktidar talebiyle halkın önüne çıkmaları, yaşadığımız dönemde Batının Türkiye'ye biçtiği misyonun sadece "kaostan" ibaret olduğunu görerek Batı ile ilişkilerini ,batının "hık dedicisi" olmaktan çıkararak,Türkiye'nin
hak ve menfaatleri üzerine kurmaları, "çarşı herşeye karşı" modunda bir politik aymazlığın parçası olmanın, Türkiye adına siyaset yapmak olmadığını anlaması gerektiği düşüncesindeyim.

     Ancak böyle bir gelişme ile Türk siyasi hayatının normalleşmesinin ve rahatlamasının önünün açılabileceği ve yıpranan iktidarın öngürülebilir bir iktidar alternatifine kavuşabileceği kanaatindeyim.

   Aksi halde Türk halkının "kaos mu istikrar mı?" sorusuna vereceği cevap bellidir.Yirmi senedir verdiği cevapta hep aynı olmuştur.Kendini değiştiremeyen yapıların cevabın değişeceği beklentisine girmelerinin boş bir hayal olduğunu, manipülasyonlar ve siyasi mühendisliklerle oluşan yapay beklentilerin bu halkı, onun siyasi birikimini hafife almak olduğunu bir kez daha göreceklerdir.. Burası ne Suriye, ne Irak, ne Libya,ne de ABD. Burada, her ne kadar okumuşu
cahil olsa da, büyük bir millet yaşıyor...

    BAKİ SELAMLAR...

YORUM EKLE
YORUMLAR
Faruk kökten
Faruk kökten - 2 hafta Önce

Metin abi kalemine sağlık

bülent akalın
bülent akalın - 3 hafta Önce

"okumuşu cahil olanlardan elbette sıkıntımız var"...
Bunu geçtik, tez zamanda Fransa nın, korsika, ispanya nın, katalonya ve bask için aldığı tedbiler ne ise onlara başvurmalı ve Türkiye de etnik yapı ve bölücülük üzerinden politik faaliyetler yasal düzenlemelerle yasaklanmalı. (yeni bir bölücü parti kurdurmayacaksın) Yani adamlar kapatılan her siyasi parti nin ardından , bahar güllüğü ve veya eşşek otu gibi siyasi parti kuruyor. Biri gidiyor, biri geliyor.
Dünyanın hiç bir yerinde bir devlet, kendi öz varlığına kasteden hareketlere müsamaha göstermez, Türkiye hariç!
Garabet bir durımdur bu... İzzahı namümkün.
Yazın kollektif, ellerine sağlık... Ömrüne bereket...

Kemaleddin S. GÜNER
Kemaleddin S. GÜNER - 3 hafta Önce

Harika bir perspektiften harika bir analiz. Ülkücü bakış işte budur.