Kafkasya Ve Vatikan (2) Eyvah

Aylardır tüm kamuoyu Kobani’ye bakarken, inatla ordunun Halep’e girmesini, Suriye sınırımızın uluslar arası destekte alınarak güvenli hale getirilmesini tavsiye etmiş, bu yapılamazsa Türk devletinin tek başına bu kararı almasını savunmuştuk.

Türkiye bu noktada kararlılık göstermezse çatışmaların Kafkasya’ya atlatılacağını iddia etmiştik.

Daha kalemlerimizin mürekkebi kurumadan, Kafkasya’da çatışmalar başladı. Çeçen’den sonra Kabartay Balkar’da karıştırıldı. Kabartay Balkar muhtar cumhuriyeti Kafkasya’da iki dilli toplulukların tek devlet çatısı altında bulundukları devlet yapılarındandır.

Bu ayrıntı niye önemlidir?

İki halkta Müslüman olmalarına rağmen, zemin hazırlanırsa çatışmaya müsait hale gelmesi kolay coğrafyadır. Birde buna İslami ekollerin ayrılıkları eklenince çatışmanın daha kanlı ve tedavisi mümkün olmayan hale gelmesi kolaylaşır.

Birde başka yönü de Kabartay Balkar’ın uzun yıllardır Gürcistan’la bitmeyen problemi ve coğrafyanın Gürcistan’a sınır olmasıdır.

İşte tüm bu özelliklerden dolayı Kabartay Balkar’da iç savaş ve Rus müdahalesi teşvik ediliyor.

Yine bıkmadan usanmadan Vatikan; Ortodoks Hıristiyanlığı sıkıştırmak, bununla beraber enerji ve ticaret yollarını sıkıntıya sokarak Türkiye’nin yani “hilalin merkezinin” siyasi, ekonomik, kültürel olarak coğrafyanın zorladığı birliğin oluşturulmasını engellemek istiyor.

Artık Türk dışişleri farklı bir projeksiyonla Kafkasya’ya bakmalı, var olan problemleri iyi teşhis etmeli, bu problemleri zaaf olmaktan çıkararak kendisine silah olarak dönmesinin önüne geçmelidir.

Türkiye’nin sosyolojik etki coğrafyası asla vasat, günübirlik politikalarla yönetilemez.

90’lı yıllardan sonra oluşmuş coğrafi vaziyete Türkiye ne yazık ki gerektiği gibi vaziyet edemedi.

Bu bölgeleri anlayamadı, anlayamadığı için de gereğini yapmadı. Tabii her olumsuzluğu siyasilere yüklemekte çok doğru olmaz.

Üniversitelerimizin, sivil kuruluşlarımızın, iş dünyamızın gündeminde ne yazık ki, bir türlü Kafkasya olamadı.

Kafkasya’yı sadece Gürcistan, Azerbaycan, Ermenistan’dan ibaret zannettiler.

Hâlbuki reel dengeler şimal Kafkas’ta kurulur. Yani Kafkasya stratejisi Abhazya, Adıge, Karaçay- Çerkez, Kabartay- Balkar, Osetya, Çeçenya, İnguşya, Dağıstan göz ardı edilerek anlaşılamaz.

Bu muhtar cumhuriyetler ve buralarda yaşayan halkların dinamikleri bilinmeden Kafkasya politikamız oluşamaz. Güvenli reel Kafkasya politikası oluşmadan da Türkiye’nin hem kuzey doğu hem Rusya politikası oluşmaz.

Televizyonlardan Osmanlıyı anlatanlar ve ahkâm kesenler imparatorluğun Kafkas ve Ortadoğu politikalarını kaçırdıktan sonra dağıldığını da anlayamazlar; anlamadıkları içinde anlatamazlar.

Bugünde şartlar 1.dünya savaşı şartlarından farklı değildir, neredeyse aynıdır. Şartları oluşturan da dün olduğu gibi bugünde Vatikan’dır ve yine dün olduğu gibi bugünde baş aktör Almanya’dır.

Türkiye’yi yönetenler veya yönetmeye talip olanlar Allah (c.c) rızası için bu gerçekliği görsünler ve vaziyet alsınlar. 130 yıldır vah, vah diye imparatorluğu kaybettiğimiz şartlarda olduğumuzu anlamalı ve artık eyvah dememeliyiz.


Kafkasya ve Vatikan (I)



YORUM EKLE