Kafalar neden karışık?

Zihinler çok karışık. Herkesin bir teorisi, teorisini oturttuğu bir senaryosu var. Felaket senaryoları, cilalı yeni Türkiye senaryoları havada uçuşuyor, adeta senaryolar savaşı sürüyor. Toplumda sanki ortak payda kalmamış gibi. Aynı dünya görüşüne sahip insanlar arasında bile ortak nokta bulmak zor.

En önemli konularda bile düşünceler birbirine yüz seksen derece zıt. Belki birçoğumuzun dikkate alıp önemsemediği, belki zenginlik saydığı, belki hür düşüncenin tezahürü olarak gördüğü bu zıtlıklar, aslında toplumdaki ayrışmanın ciddi göstergesidir. Kimse kendini sorgulamıyor. Herkes sözünün sonunda mutlaka suçlayacak birisini arıyor. Toplumu sâri bir hastalık gibi saran, herkesin suçlayacak birini araması neredeyse toplumun tek ortak noktası. Bu da ayrışmanın başka bir göstergesi. Ayrışmanın başka bir göstergesi de; kimsenin ortak bir paydada buluşma istek ve arzusunu, arayışını göstermemesi.

Toplumu ayrıştırıcı hususlar bulunup öne çıkartılıyor. Milliyetçi geçinene çevrelerin sosyal medyada Kürt vatandaşlarımızı tamamını hedef alan, potansiyel bölücü, PKKlı olarak gören yazıları, kullanılan sorumsuz incitici, kırıcı yanlış dil Adeta bölücülüğe hizmet eder durumda.

Herkesin doğrusu kendine göre . Kimsede ortak doğruyu bulma arayışı, ortak doğruda buluşma derdi, niyeti görülmüyor. Gerilimden beslenen uzlaşmadan uzak siyaset kurumunun, siyasi aktörlerin bu ayrışmanın mimarıdır dersek bizde birilerini suçlamış olmayız kanaatindeyim.

Kurumlar, toplum hayatının tanzimi, tesanütü, disiplini, ferdin ve cemiyetin güven ve huzurunun, hak ve hukukunun korunması, ekonomik, sosyal kalkınmasının temini, mutluluğunun sağlanması için oluşturulmuştur. Yargı, eğitim, siyaset, ordu ve emniyet, sağlık, sosyal güvenlik kurumları başat kurumlardır. İşleyiş ve görevleri, sorumlulukları yasalarla, teamüllerle belirlenmiş kurumların fonksiyonlarını yerine getirmeleri için öncelikle kurumların manevi şahsiyetlerine azami ihtimam gösterilmelidir. Bu ihtimamın gösterilmemesi kurumları hırpalar, yıpratır, fonksiyonlarını işlevsiz hale getirir. Yapılan hizmetlerin kıymetini sıfırlar.

Adaleti gölgelenmiş, siyaseti kayıkçı kavgasına dönmüş, ufukunu kaybetmiş,Projeden, uzlaşmadan uzak, belirsizleşmiş, eğitimi sıfırlanmış, ordusu yıpratılmış, emniyeti zanlı hale gelmiş, sağlığı, sosyal güvenliği ranta dönüştürülmüş, gelir dağılım dengesi bozulmuş, işsizliği tavan yaptığı bir ülkenin, bir sistemin insanları mutlu etmesi beklenemez.

Nitekim YME (Yaşam Memnuniyeti Endeksi) son dört yılda %72 lerden % 56 düzeyine gerilemiştir. Türkiye, ülkeler arası mutluluk, memnuniyet karşılaştırmalarında Fas, Tunus, Mali, Moritanya, Nikaragua gibi ülkeler gurubunda yer almakta. Dünyada HME (Hayat Memnuniyeti Endeksi) sıralamasında 130. BÜE (Başarısız Ülkeler Endeksi) sıralamasında 96. sıradayız. Bu endekslere hukuk alanı dâhil değildir, oda dâhil olsaydı durum herhalde daha vahim olurdu.
Bu istatistikler, TÜİK başta olmak üzere dünyanın önemli istatistik kuruluşlarının verileri. AK parti iktidarının adeta illüzyon gösterisini andıran açıklamaları ile ilmi istatistiklerin ortaya koyduğu gerçeklerin birbirinden çok uzak olduğu bir gerçek. Bu istatistikler mevcut Ak parti seçmeninin % 20-30 aralığında bir oranın da mevcut durumdan memnun olmadığını açıkça ortaya koymakta.

Muhalefet, AKP iktidarının özellikle de RT Erdoğan’ın benimsediği toplumu ayrıştırıcı gerilim politikaları tuzağından kurtulmalı, yandaş medya vasıtasıyla oluşturulan algı yönetiminin yolunu kesmelidir. Bunun en önemli yolu seçim meydanlarında iktidarın açıkladığı verileri, dünya ülkeleriyle kıyaslayıp vatandaşa doğru bilgilerin aktarmasıdır. Bu çalışmalar iktidarın toplumu maniple etmesinin yolunu kapatacağı gibi, muhalefete de ufuk açacaktır.

Yazının başında belirttiğimiz ayrışma sebeplerine dönecek olursak siyaset kurumunun özellikle de iktidarın bu ayrışmada en büyük etkiye sahip olduğunu söylemiştik. Mevcut iktidar mağduriyet edebiyatıyla iktidara geldi. İlerleyen zaman içinde iktidarı elinde tutmak adına oy veren tabanını kemikleştrmek için, temelinde ayrıştırma özelliği taşıyan gerilim politikalarına yöneldi. Bu gerilim politikaları ve mağduriyet yakınmalarıyla üst-üste seçim kazanma şımarıklığı, iktidarı topluma ve siyasi muarızlarına tepeden bakmaya ve hakaretamiz söylemlere yöneltti. Muhalefet tarafından karşılık gören bu hakaretamiz söylemler, toplumu had safhada kutuplaştırdı.

Yolsuzlukların ortaya saçılmasıyla köşeye sıkışan iktidar daha da agresifleşti. Kriz yönetiminde ki başarısızlığı iktidarı kısa bir dönem olsa da dağılma noktasına getirdi. Ancak olayların arkasına takılmış tembel muhalefet, doküman oluşturup kamuoyunu doğru verilerle besleyip, gerçeklerin ortaya çıkması için bu dönemi iyi değerlendiremedi. İçi boş sloganlarla, bağırıp çağırmakla yetindi, iktidarın toparlanıp açıklarını kapatmasına bir anlamda yardımcı oldu. Muhalefetin öngörüsüzlüğü sayesinde iktidar; 12 yılın başarısızlığını, bozulan ekonomik dengeleri gizlemek için sınırlı bir gücü olan cemaati abartarak, paralel yapı hüheylasına dönüştürüp günah keçisi yaptı.

İktidarın bu ayrışmalardaki diğer bir rolü de; reel politikle bağdaşmayan, kendi tabanında da büyük güven kaybına uğradığı açılım politikalarıdır. Nitekim Azerbaycan’ı, Türk dünyasını neredeyse kaybetme noktasına geldiğimiz "Ermeni açılımı", Kıbrıs açılımı fiyaskoyla sonuçlandı, diğerlerinin sonucunun Türkiye’nin faydasına olacağı da şüpheli.

İktidarı PKK'ya ve siyasi kuruluşuna neredeyse mahkûm duruma getiren çözüm süreci denen şaibeli ilişkiler ağı da daha derin bir ayrışma unsuru haline geldi. RT Erdoğan’ın tutumundan kaynaklanan muhalefetin bu konudaki tavrı da toplumdaki ayrışmada en az hükümet kadar etkili olmakta.

Başlangıcından itibaren sis perdesine bürünen, RT Erdoğan’ın kendisini kahraman yapacağını umut ettiği çözüm süreci yanlış bir mecrada başladığı için, hem hükümeti hem muhalefeti hem de toplumu ciddi şekilde yormakta. Her seferinde İngiltere-IRA örneğini veren iktidarın IRA-İngiltere görüşmelerindeki en önemli noktaları dikkate almamasından, sonuçtan iktidar dâhil herkes şüphe eder durumda.

IRA-İngiltere görüşmelerinde "güven" problemi yaşanmamasının en önemli sebeplerinden birisi İngiltere adına baş müzakereci olan; babası IRA tarafından vurulmuş, kardeşi Iranın ölüm listesinde yer alan, IRA’nın fiili hedefi durumunda olan Jonathan Powell dır. Bu bakımdan Powell in görüşmelerde IRA tarafından "kandırılma" ya da IRA lehine, İngiltere aleyhine bir konuya evet demeyeceğine İngiliz halkının ve İngiliz devletinin güvenmesidir.

Yani görüşmeciye hem psikolojik hem de fiili olarak halkın güveninin sağlanması çok önemlidir, hükümetin bu konuda gerekli hassasiyeti göstermemesi süreci sonuçlarını, süreç başlarken önemli ölçüde menfi etkilemiştir. Seçilen akil zevatın iktidar yardakçılarından oluşması ve PKK sempatizanı söylemleri tepkileri artıran, güveni sarsan diğer önemli bir sebep.

RT Erdoğanın Başbakanlığı döneminde on sene birliktelik kurduğu cemaatin kandırdığını açılamasından sonra toplumda haklı olarak ABD ve AB desteğindeki PKK'nın da kandırabileceği endişesini güçlendirmesi ayrı bir güvensizlik sebebi oldu.

Hükümetin ülke için birçok risk barındıran süreç hakkında PKK’nın siyasi uzantısı ile paylaşılan bilgileri muhalefetten, ordudan sakınması, tabii olarak herkesi çözüm sürecine karşı tavır almaya yöneltmiştir.

Sürece ve süreci yürütenlere karşı güvensizliğin diğer önemli bir sebebi de; Kürt vatandaşlarımızın önemli bir kısmının halen PKK’nın karşısında olmasına rağmen, hükümetin PKK’yı Kürtleri temsil noktasına taşımasıdır.

RT Erdoğan'ın şahsından kaynaklanan meselelere "ben yaptım oldu" mantığıyla yaklaşımı sürece de hâkim olmuş, sonuç iyi bile olsa süreç hep tartışılacak şaibe altına sokulmuştur. Bütün bu olanlar toplumda ayrışmaların yanı sıra kafaları karıştırmakta, devlet politikası haline geldiği muhtelif ağızlardan dillendirilen sürecin milliliği de tartışılır duruma gelmekte.


YORUM EKLE