İstanbul…İstanbul…

 Eskiler söylerlerdi. ”İstanbul’un taşı toprağı altın”

Ataları 1877’den beri “İstanbullu” olan birisi olarak hoşuma giderdi. Ancak bugün aynı İstanbul canımı acıtıyor!

İstanbul gözümüzün önünde elimizin altından kayıyor. Türkiye’yi ve İstanbul’u uzun süredir yönetenler başta olmak üzere herkes en masum ifade ile seyrediyor…

Evet, İstanbul bir dünya şehri, tarihi şehir, stratejik konumda bir şehir… Bu özelliklerine yüzlercesi ilave edilebilir. Ancak dünyadaki benzeri özellikleri olan şehirler gibi korunup kollanmıyor.

İstanbul bugün artık bir “talan” edilen ,”rant’a kurban edilen bir şehir konumunda.

“İstanbul” her geçen gün betonlaşıyor, plansız, programsız, imarsız olarak katlediliyor.

Bu konuda Mimar Odaları, şehir planlamacıları, Ahmet Vefik Alp başta olmak üzere dünya çapında ün sahibi mimarlar ve şehirleşmenin kültürel, sosyal boyutları konusunda uzman kişiler konuşuyorlar, anlatıyorlar, öngörüleri var!

Ancak 1994 yılından bu yana İstanbul’u 2002’den beri de merkezi yönetimi ellerinde bulunduranlar “dediğim dedik, çaldığım düdük” mantığı ile bildiklerini okumaya devam ediyorlar.

Evet, ve maalesef İstanbul her geçen gün elimizin altından kayıp gidiyor…

İstanbul’un oksijen alanları rant uğruna imara açılıyor. Buna itiraz edenleri İstanbul’u uçak ya da helikopterle yukarıdan izlemeye davet ediyorum.

E-5 karayolunun ve sahil yolunun iki yanında “dikey mimari” ile yükselen estetikten uzak ucube binalar yükselmeye devam ediyor.

Boğaz’da her geçen gün sayıları gittikçe azalan yalılarda çıkan yangınları da unutmayalım.

Bilinen hukuk kuralıdır. ”Sahiller kamuya açık alanlardır.” Ancak bugün maalesef bu hukuk kuralı kağıt üzerinde kalmıştır.

1999 Marmara depreminin üzerinden 18 yıl geçti. İstanbul’u yönetenler halen “Kentsel Dönüşüm” konusunda kaplumbağa hızı ile hareket ediyorlar.

İstanbul yüksek riskli bir deprem bölgesi olmasına rağmen doğal afetler anında kullanılması gereken “toplanma alanları” ‘nın imara açıldığı hatta bir kısmının üzerinde AVM’lerin bulunduğu, körler sağırlar da dahil bütün İstanbul halkının malumudur.

Büyük projeler olarak İstanbul halkına sunulan köprüler, Kanal İstanbul, Avrasya Tüneli, Marmaray v.b. projelerde imalat maliyeti, yer seçimi, uygulanabilirlik gibi teknik konular hiç tartışılmadan, yapılan ikazlar göz önüne alınmadan “hamaset/siyaset” ikilisi ile yola devam edilmektedir.

Ancak İstanbul’u yönetenlerin! Unuttukları bir şey var. Tabiat/doğa kendisine yapılan katliamın intikamını ilk fırsatta almaktadır.

İstanbul’da son on gün içinde yağan sağanak yağmurlar sonucunda biz İstanbullulara yaşatılanlar artık hepimizi “mızrak çuvala sığmıyor” diye haykıracak duruma getirmiştir.

İstanbullular dere ıslah çalışmalarının yapılmamasından dolayı. İkitelli’de ana yol üzerinde 31 vatandaşımızın hayatını kaybettiğini unutmamıştır.

Başta söyledim ben ataları 1877’den beri İstanbullu olan bir vatandaşım. İstanbul dışında başka bir yerde yaşamayı da düşünmüyorum.

Benim gibi düşünen İstanbullu vatandaşların da milyonlar olduğunu biliyorum.

İşte tam bunun için İstanbul’u 1994’den beri, Türkiye’yi 2002’den beri yönettiği iddiasında olanlara ve bundan sonra yönetmeye talip olanlara sesleniyorum!

İstanbul’u talan etmeyin, rant iştahınızı artık bastırın,

İstanbul’un oksijen depolarını imara açarak bu güzel şehri yaşanmaz hale getirmeyin,

”Her şeyi biz biliriz.” Mantığını terk edin hamaset/siyasetten uzak size uyarı yapanları, ikazda bulunanları dikkate alın.

“Ben dikey mimariden yana değilim” sözünü söylemekte geç kaldığınızı idrak edin, hamaset yapmayın,

Son sözüm şudur! Tabi ki her şeyi İstanbul’u yönetenlerden ve/veya yönetmeye talip olanlardan beklememeliyiz! Şahsen, ilgili STK’lar marifetiyle topyekün İstanbul’a sahip çıkmalıyız!

Aksi taktirde tabiat/doğa kendisine yapılan katliamın intikamını daha korkunç şekilde alacaktır vesselam!  

 

 

 

   

 

 

   

YORUM EKLE