Işık görene, ışıktan köre ne?

Milletlerin hayatında zor zamanlar vardır. Konuşmak istersiniz konuşamazsınız, kelimeler düğümlenir boğazınıza. Yazmak istersiniz yazamazsınız kaleminiz küser kâğıda, eliniz gitmez klavyeye. Ağlamak istersiniz ağlayamazsınız içiniz yanar sadece. İşte bu zor zamanlarda söz biter. Sözün bittiği yerdeyiz. Ama gene de aklıselimi, akılsızlığa hâkim kılmak adına bir şeyler söylemek gerektiğini düşünürsünüz. Büyük şair Fuzuli’nin mısralara döktüğü gerçekle yüzleşirsiniz;
“ Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil.
Çektiğim alamı bir ben birde Allah’ım bilir.”
 
Şehzade Mustafa’nın katlini hazırlayan fitne vezir Kanuninin huzuruna çıkar baş sağlığı dilemek ister. Kanuninin fitneye verdiği cevap “Evlat benim, devlet benim sana ne oluyor.” Olur.
 
Evet, vatan bizim, devlet bizim, millet bizim. Vatanın, milletin birliği, devletin bekası için verilen şehitlerin acısı içimizi yakıyor, ama bu acıları istismar edip oya tahvil etmek isteyen, fitneye meydan veren açılımcı vampir zihniyet başta olmak üzere iç, dış düşmanların asırlardır yapmak istedikleri kardeş kavgası kışkırtmalarına fırsat verilmemelidir.
 
Bu ülkede Kürt vardır, Türk milletinin de onurlu üyesidirler. Türkiye de Kürt meselesi yoktur, Türkün ne kadar meselesi varsa Kürtün de o kadar meselesi vardır. Türkün meselesi Kürtün meselesinden ayrı değildir. Türkiye de Kürt meselesi var diyen, her fırsatta otuz altı etnik dilime bölen, bölücülüğü meşrulaştıran, PKK yı şımartan vampir zihniyet topyekûn milletin düşmanı olduğu bilinmelidir. 
 
Suçluyu bilmenin artık bir faydası da yoktur. Suçlu meydanda boy gösterirken gören yoksa bilmenin ne faydası olur ki?
Suçluyu gören gözün olmadığı yerde, işte suçlu bu demenin bir anlamı olur mu?
Okumayan, okuduğunu anlamayan, algı ile gerçeği ayıramayan cahil toplumların ortak özelliğidir celladına âşık olmak. Cehaletin ram olduğu tek şey güçtür. Gücün zehirlediği cellat, cahil için tanrıdır. Cahil için güçlü cellat tanrının bütün vasıflarına sahiptir çünkü. Oysa onun tek vasfı vardır; bölmek. Üçe, beşe değil otuz altıya bölse oda yetmez belki.  Cahil, celladının zehirli hançeri kendisini kaça böleceğini görmeyecek kadar körleşir.
Engin kültürümüzün oluşturduğu güzel sözler her şeyi en yalın haliyle özetler.
“Işık görene ışıktan köre ne.”
Bu körleşmenin sonucunda 13 senede geldiğimiz yer ortada. Umarım ve dilerim 1 Kasım da bu körleşme son bulur.
Celladına âşık cahil celladının ayakları altında paspas olup kanı sızarken, celladı onun ruhunu çiğneyip, bedenini lime, lime etmekten aldığı şuh zevkin doruğuna çıkar. Çünkü cellat vampir gibi arsızca, hayâsızca, ahlaksızca aşığının kanından beslenme derdindedir.
Ömer Hayyam rubaisinde bu trajik hali ne güzel dillendirmiş;
“Celladına âşık olmuşsa bir millet,
ister ezan ister çan dinlet.
İtiraz etmiyorsa sürü gibi illet,
müstahaktır ona her türlü zillet.”
Suç, nefsin, arzu ve isteklerin esiri olmaktır. Akılını şeytanın emrine vermektir. Nefsinin esiri olan, şeytanın esiridir aynı zamanda. Onda sadece “ben” vardır. Onda her şey “ben ‘dir”. Cümleye “benim” diye başlar, her şey onundur, herkes onun “ben ’ine” tabi olsun ister.
Roma’da Neron olur Roma’yı yakar, Almanya’da Hitler olur Dünyayı yıkar. Moskova da Stalin’dir, Tel Aviv de Şaron, Bağdat da Saddam. Apo olur, Reco olur, olurda olur. Cellat varsa kan vardır, gözyaşı vardır, acı vardır. Gözyaşını dindireceğim demesinden korkmalı. Ciğerine zehirli hançer salınan gözde, gözyaşı kalmaz çünkü.
1 Kasım milletin “Ya devlet başa ya kuzgun leşe.” dediği, kaderini cellattın zehirli hançerinden kurtardığı gün olmalıdır.
 
Ülke niye yanıyor?
Millet birbirinin gırtlağına yapışmak üzere neden?
Devletin eli, kolu, gözü, emperyalist beslemeler ittifakının şehiri, köyü, kasabayı silah deposuna dönüştürsün diye mi bağlandı?
Ülkenin can damarı yollar mayınlarla donatılıp tuzaklansın diye mi bağlandı devletin eli, kolu?
Şehirler, kasabalar hendeklerle delik, deşik, edilip direniş hatları oluşturulurken neden seyirci kalındı?
Kimse neden sormuyor kanun zırhına bürünüp ahkâm kesmek, başkası sorumluymuş gibi gerdan kırmak neyin nesi?
Kimse neden sormuyor bu 400 milletvekili hangi partiye verilseydi bunlar yaşanmayacaktı, bu partinin bir yerlere verdiği sözler mi var?
Bu 400 milletvekili anayasada hangi değişiklikleri yapılacaktı ki eşkıyanın silah stoklama sürecinde stokladığı bombalar patlamayacak, eşkıya elini tetikten çekçekti?
Evet, haysiyetli, vatanını, milletini seven 400 milletvekiline ihtiyaç var, ama bu olanların hesabını sormak için ihtiyaç var.
1 Kasım, milletin algı operasyonlarından kurtulup birliğine yapılan ihanetin hesabının sorulmasının başlangıcı olmalıdır.

YORUM EKLE