Işid Ve Türkiye-1

İkiyüzlü dünya terörü, terörizmi bir yandan insanlık için en büyük tehlike ve suç ilan ederken diğer yandan yüz yıla yakındır milletler mücadelesinin alenen bir parçası haline getirdi. Nitekim kökü dışarıda PKK, KCK ve türevlerinin, DEV-YOL DEV-SOL, MLSBB gibi değişik Marksist sol örgütlerin, dinci radikal örgütlerin Türkiye'nin istikrarını, birliğini bozmak için nasıl kullanıldığını her gün yaşayarak gördük görmeye de devam ediyoruz. Türkiye’yi çok yakından ilgilendiren, Kısa ve orta vadede Türkiye’nin en önemli meselelerinden biri olma potansiyeli taşıyan IŞİD'i doğru değerlendirip doğru yere koymak gerekir.

IŞİD ile ilgili doğru sonuca gidebilmek için öncelikle örgütün oluşum sürecinde bölgedeki örgütlerle bağlantılarını, bu örgütlerden taban ve militan çalma taktiklerini, oluşum biçimi ve sürecini, ideolojik bakışını, eylem-ideoloji paralelliğini, eylem uygulama biçim ve yöntemlerini, strateji, taktik, propaganda metodunu, irtibat kanallarını, ekonomik kaynaklarını, kullandığı silah ve mühimmat çeşitliliğini göz önüne almak gerekir.

Bu hususlar gözden geçirildiğinde karşılaşacağımız ilk husus IŞİD’in Doğu veya Ortadoğu mentalitesinin dışında oluşudur. Bu tespit bizi örgütün profesyonel ellerde şekillenmiş güdümlü organizasyon olduğu gerçeğine yüzleştirir. Örgüt lideri olarak gerçek ismi İbrahim Avvad İbrahim Ali El Bedri (Ebu Bekir El Bağdadi) görülse de örgüt öncesi kişiliği tahlil edildiğinde kişisel ikna kabiliyetinin dışında önemli sayılacak bir yeteneğinin olmadığı; askeri bilgisinin, eğitiminin geniş tabanlı bir örgüt organize edecek imkan ve potansiyelden uzak olduğu söylenebilir. Bu sebeplerle Bağdadi’nin şişirilmiş ön görüntü olduğu kanısı yaygındır. Bölgede varlığını kabul ettirmiş örgütler tarafından dışlanmış olması hakkındaki şüpheleri artıran ayrı bir soru işaretidir. İstihbarat örgütleri arasındaki rekabet, ön almalar, çekişmeler sebebiyle yaptıkları manipülatif ifşaatlardan aslında liderliği "hayalet liderlik" şeklinde CIA ve DGSE’nin yürüttüğünü öğreniyoruz.

Sözü dolandırmadan söylemek gerekirse IŞİD denen yedi kocalı Hürmüz; emperyalist soyguncuların, Ortadoğu soygununun son resepsiyon davetiyesidir. Bölgede istikrarsızlığı kontrollü süreklileştirmek için kurulmuş, Batı’nın ortak iştirak kuruluşudur. Arkasında CIA, MOSSAD, BND, DGSE ve MI6 gibi profesyonellerin yanında dolaylı olarak Rusların da dahil olduğunu söylemeliyiz.
Tabii olarak çıkar çatışması yaşaması gereken bu güçleri bir araya getiren anahtar kelime “Haçlılık” ruhudur. Obama bu anahtar kelimeyi üzerine basa basa ifade edip "Yeni Haçlı seferinin" başladığını söylemişti. Bu Haçlı seferinde soyguncu Batı’yı koruyucu şirin melek gösterme girişimi ilk hamlede başarılı olmuş gibi görünüyor. Bu cihetle İslam ile alakası ismindeki “İslam” kelimesinden ibaret olan IŞİD Haçlı ideallerinin Truva atıdır.

Bilindiği gibi bu ideallerin başında Büyük Ermenistan projesi vardır. Ermenileri çok sevdikleri için değil, Türkleri Anadoludan atmak için yürütlen bir proje. Ermeniler 150 yıldır bu projeyle kullanılıyor. Hiç bir zaman kurulma şansı olmayan, kurulsa dahi yaşama şansı olmayan Kürtlere de senelerdir devlet kurdurma vaatleri ile Büyük Ermenistan projesinin taşeronluğu yaptırılıyor. Neden kurulamaz neden yaşayamaz önce onu söyleyelim: Talmut doktrinine göre o topraklar “vadedilmiş topraklardır” bu birinci sebep. İkinci sebep Batı için Büyük Ermenistan topraklarıdır. Üçüncü sebep Kürtler Batılı değildir, Batı için sadece piyondur. Dördüncü bir sebep olarak aralarında her zaman rekabet olsa bile Türkiye, İran, Irak ve Suriye’nin buna izin vermeyeceğini söyleyebiliriz.

Suriye’nin Ayn El Arap kasabasında PKK’nın Suriye’deki kolu PYD ile IŞİD arasında çatışma devam etmekte. IŞİD Ayn El Arap’a gelinceye kadar binlerce Türkmen ve Arap’ı katlederken kılını kıpırdatmayanlar, sıra Kobani denen Kürt yerleşim kasabasına gelince Kobani adeta kürre-i arzın merkezi ilan edildi. Büyük bir bölümü Türkiye’ye sığınmış, boşaltılmış olmasına rağmen Batı’nın Kobani ile ilgili bu tavrının ardında ne var? Savaş sıtratejisi açısından bir ehemniyetimi var? Sureten öyle bir ehemniyet yüklenmek istensede reel bir ehemniyete sahip değil. Bebek katilinin Türkiyeden kaçtıktan sonra yerleştiği için "temsili" bir önem yükleniyor. Bu tavırının arkasındaki şey: Kürtler, Batı’nın desteğini arkasında göremez, Kobani IŞİD’in eline geçerse Türkiye’ye karşı kullanılan Kürtlerin güveninin kaybedilmesinden ve Büyük Kürdistan vaatlerinin boş olduğunun anlaşılması korkusudur. Yalan vaatlerle aldatıldığını anlayan ve terörü yaşama biçimi haline getirmiş bir topluluğun sayısı ne olursa olsun teşkil ettiği tehlikenin boyutlarını elbette herkesten iyi o nlar biliyorlar. Onun içinde haklı olarak korkuyorlar. Türkiyenin yardımını temin için üzerinde yoğunlaştırılan baskının diğer bir sebebide budur.

Türkiye’de Kobani ile ilgili ilk açıklamayı bebek katili yaptı. O açıklamayla Türkiye’nin dışındaki Kobani’yi sözde çözüm sürecinin parçası haline getirip Türkiye’ye yeni bir tuzak kurduğunu kendisine umut bağlayan yöneticilerimiz geç fark etti. Bebek katiline baş aktörlük imkanını verenleri, tarihin aptallıkla anması iyi niyetli temennimdir. O tuzakla ortalığı toza dumana katmasının anlamı, değişen konjonktürde Türkiye’nin etkinliğini kırarak Batı desteğinde büyük tavizler elde etme arzusudur. Bir anlamda bölücübaşının çözüm istemediğini, ne verilirse verilsin tatmin olmayacağının açık delilidir. Türkiye’yi yöneten zevat bu kötü niyetin, çözüm sürecinin çözülmeyle sonlanmasının en büyük ihtimal olduğunun işaret olduğunu görmelidir. İlle de bir süreç işletilecekse Türkiye değişen konjonktürle elini güçlendiren yeni argümanları görmeli, pozisyonunu yeniden ve süratle oluşturmalıdır.

Bir bakanın ifadesiyle bebek katili çözüm sürecine ihanet etmiştir.

Huylu huyundan vazgeçer mi?

Sayın bakana günaydın demek lazım.

IŞİD ve Türkiye-II



YORUM EKLE