İnat !

İnatçı bir toplumuz vesselam,

 “Pire için Yorgan Yakan” insanların yaşadığı bir toplumun mensuplarıyız. Bu özelliğimizle de gurur duyarız… Ama yorganı temizlemek aklımıza gelmez!

 Bahçemize giren komşunun tavuğunu keseriz ama yemeyiz, ortalık yere atarız! Hele bir komşumuz çıksın da meydana, er mi yaman bey mi yaman gösterelim diye… Ama tavuğu bahçeden çıkarıp, komşumuzu uyarmak aklımıza gelmez!

 Çocuklarımızın kavgasında taraf oluruz! Hatta çocuklar kavgadan çekilir ve büyüklerinin, taşlı sopalı kavgalarına tanıklık eder… Ama çocukları barıştırmak ve uyarmak aklımıza gelmez!

 Kızlarımızı okul çağında okula kaydettirmeyiz, okulda ne demek? Tövbe tövbe! Maazallah! eğitimli bir nesil olarak yetişip, namussuzlaşırlar! cehaletin kabı İnatçılığı bir tarafa atarlar…Ama onları okula gönderip cehaletimizi yenmek aklımıza gelmez!

 Sokakta inadına! Caka satar, inadına kahkahalar atarız! Sahip olduklarımızı, yaşadığımız evi bile inadına yakarız! Okey onarken bile inadına sırıtır, inadına taş çalarız…

 İnadına fanatiğizdir mesela! Öyle ki rakip takımın taraftarı arkadaşımız, desteklediği futbol takımının renklerine sahip formasını giymeye görsün! Biz sahip olduğumuz renkleri donumuza kadar nakşederiz…Hele onlar sahaya belirlenemeyen bir cisim atsın! Biz çakmak, ayakkabı, su, mümkün olsa el bombası atmazsak namerdiz! Biz böyle inatçıyız…

 İnadına severiz mesela! Sevgimizde karşılık bulamazsak; ağaca tırmanır, çatıya çıkar, eğer İstanbul’daysak boğaz köprüsüne gider, sevdiğimizin buraya gelmesini isteriz. Gelmezse mi? Tabi ki kendimizi aşağı atarız… Ama karşılık görebilecek davranışlar sergileyip, normal bir insan olmak aklımıza gelmez!

 İnadına çalışırız; sırf mesai arkadaşımızın haklı terfisinin önüne geçmek için, amirimize her türlü yalakalığı yapar, akla ziyan yalanlar söyleriz. Hatta hırsızlık yapar suçu onun üstüne atarız… Ama  çalışıp, verimli olmak ve tercih edilebilecek seviyeye ulaşmak aklımıza gelmez!

 Siyasette inatçılığımız ise bambaşkadır; Öyle ki desteklediğimiz siyasi liderin iki metrelik boyuna vurulur, diğer ülkelerin siyasilerinin karşısındaki oturuşu ile de gurur duyarız! Yaptıkları yolsuzlukları, hırsızlıkları ve hatta vatana ihanet derecesine varan uygulamaları görmeyiz, göstermeyiz de! Evvela kendimiz inanmayız bu tür meczup iftiralara!

 Hem neymiş; efendim rüşvet konuşmalarının çarşaf çarşaf kaydı varmış! Başbakan ve oğlunun, yaptıkları yolsuzluklar sonucunda elde ettikleri kaynağı belirsiz paraların kaçırılmasına, eritilmesine dair uzun metrajlı film niteliği taşıyan görüntüleri varmış!

 Hakkında yolsuzluk soruşturması açılmış dört Bakandan birisi çıkmış; “Ben Başbakandan habersiz adım atmam, yaptığım her şeyi onun talimatı ile yaptım, bana değil ona sorun” demiş. Geçin bunları efendiler, gözlerimiz ile çaldıklarını görsek ve hatta yediklerine şahit olsak, kendileri dahi yolsuzluk yaptıklarını itiraf etseler, biz yine de inanmayız… Biz böyle inatçı bir seçmeniz işte!

 Hem gelmeyin üstümüze; inadına yine aynı lidere oy verir, onu da seçeriz, ve seçtik de yani! Sonra diğerlerinin karşısına çıkar, “gördün mü” diyerek nanik yaparız, ve yaptık da yani! Ama böylesine ciddi devlet meselelerinin, bir inada kurban edilmemesi gerektiği düşüncesi asla aklımıza gelmez!

 İnadına Ülke yönetiriz, öyle ki; tüm bilimsel rasyolar ve teknikler sonucunda elde edilen yıllık bazda cari açığımız, 52 milyar 176 milyon dolar olmuş, sanayi üretimi dip yapmış, üreten bir toplum olmaktan çıkıp, tüketen bir toplum haline dönüşmüşüz, terör örgütleri ile pazarlık yapılıyormuş ve hatta kimi terör örgütlerine tırlar ile silahlar sevk ediliyormuş, kimi terör örgütü lideri ile de üst düzeyde görüşmeler yapılıyormuş, ulusal güvenlik tehlike altındaymış, diplomatlarımız terör örgütü tarafından esir alınmış… Tüm bunlar boş laflar! Hem biz seçilmiş bir hükümetiz ve hatta seçilmiş bir cumhurbaşkanı. Tüm bunları biz değil “Milli İrade” “Milli Güç” yapıyor yok yok “Paralel Yapı” yapıyor, ama siz merak etmeyin, inadınızdan da vazgeçmeyin, “Hallolur inşallah” der  kurtuluruz! Hem Türkiye değişti artık! Yeni Türkiye modelinde yönetim anlayışımız tam olarak şöyle; dua’ya beddua, bedduaya ise daha sert karşılık veren beddua…

 Ama aklımıza; bilimsel yöntemler ile bir ekonomik model oluşturmak, dinamik bir yapıya bürünmek, kukla devlet olmaktan çıkıp, kendi çıkarları doğrultusunda politikalar geliştiren bir devlet olmak, savunma sistemimizi kendi güdümüz altına almak,  sorumlu bir devlet adamı gibi; 77 milyonu kucaklamak, onların sorunları ile hemhal olmak, haramdan uzak durmak ve durdurmak, ülkeyi ideolojik kadrolaşma yapmadan, konusunda uzman bürokratlar ile yönetmek, askeri, polisi ve adaleti kendi vesayetimizden çıkarmak, Milli Ordu, Milli Polis ve Güvenilir Adalet sistemini oluşturmak ve inattan vazgeçmek hiç aklımıza gelmez!

Bırakalım, holiganizmi, kavgadan ve inattan vazgeçelim! Aklı selim olalım, yalanlara itimat etmeyelim! Elinde değnek ile başımızda çoban istemeyelim! Düşünelim, araştıralım, kendi özgür irademizle kararlar alalım! Pavlov’un Klasik (Tepkisel) Koşulama teorisinde olduğu gibi; bir gün zili çalarlar, ama et olmayabilir! Geleceğimizi, çocuklarımızın geleceğini, bir inada kurban etmeyelim!

 Herhalde; Mehmet Akif Ersoy “Çanakkale Şehitlerine” şiirini bu günlerde yazmış olsaydı; “Bir İnat Uğruna Ya Rab, ne güneşler batıyor”… diye devam ettirirdi…


Saygılarımla,

Ferhat Bozer

YORUM EKLE