İğrenç Ahlaki Çürüme

 Ahlak meselesi, üzerinde sıklıkla durduğum insanlığın kanayan yarası. Doğudan batıya, kuzeyden güneye, bütün dünya aynı dertten mustarip. Çünkü ahlak insana mahsus, insanı yücelten bir değer. Ahlaktan arınmış insan, kuranda belirtilen “belüm adal” hayvandan da aşağı bir varlık olur. Ahlak, insana insanlık değerini kazandıran en önemli unsur, en önemli vasıftır. İnsanı ve cemiyeti ayakta tutan temel çerçeve ahlaktır. Ferdi ahlak cemiyet ahlakından, cemiyet ahlakı da ferdi ahlaktan etkilenir, beslenir. İlahi dinlerin ortak yönlerine bakıldığında; güzel ahlak ile ilgili telkinlerin birinci sırada olduğu görülür. Hz. Muhammed (S.A) hadislerinde “ Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim.” Buyurmuştur.

Buradan anlaşılması gereken İslam’ın güzel ahlak dini olduğu ve Müslümanın güzel ahlaklı olması gerektiğidir. Güzel ahlaktan kasıtta Kuran hükümleri ve peygamberin sünnetidir, yani İslami hayattır.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı’nın, adı İslami çağrışım yaptıran, Müslüman Kardeşler örgütü imajlı ideolojik ajandalı vakıflardan; “Ensar” vakfının Karaman’da öğrenci evlerinde çocukların uğradığı cinsel istismar, tecavüz olayı ile ilgili söz konusu vakfı sahiplenme adına yaptığı ibretlik açıklama; ahlaki çürümüşlüğü ortaya koyması bakımından numune teşkil edecek nitelikte. Sosyal medyada haklı olarak oldukça yer alan bu açıklama, her ne suretle olursa olsun yargıya aksetmiş lanetlenecek bir olaya adı karışan söz konusu vakfı yargıya karşı koruma girişimidir. Teessüftür ki; bu vakıf iğrenç bir olayla gündeme gelmiştir ve Sayın Bakan Hanımefendinin dediği gibi de adının birlikte anıldığı ilk iğrenç olay da değildir.

Sayın bakanın görevi yargıya aksetmiş iğrenç suçun zeminini teşkil eden bir vakfı sahiplenmek, korumak mıdır?

Bu sahiplenme yargıya karşı koruma değilse nedir?

Bu iğrenç suça başka bir vakıf zemin teşkil etmiş olsaydı, Sayın Bakan Hanımefendi aynı korumayı yapacak mıydı?

Aile ve sosyal politikalardan sorumlu Sayın Bakan Hanımefendi iğrenç suça zemin teşkil eden vakfı sahiplenmeden önce, mensubu olduğu siyasi partinin on dört senedir iktidarda olduğunu hatırlamalı. Ve tecavüz, taciz mağduru çocukların ve daha milyonun üzerindeki çocuğun ajandası olsun veya olmasın bu ve benzeri vakıfların himmet ve himayesine neden muhtaç hale getirildiğinin, neden bu durumdan kurtarılmadığının cevabını vermelidir. İğrençliğin çetelesinden bahisle çirkefe bulanmış zemini sahiplenmek büyük bir aymazlık ve sorumsuzluktur. Yönetenlerin başını yastığa koyduğunda rahat uyuyabilmeleri için bunun hesabını önce kendi vicdanlarına verebilmelidir.

Bu çocukları vakıfların insafına terk etmenin sorumluluğunu duymuyorlarsa o makamda oturmamaları gerekir. Bu sorumluluğu duyuyorlarsa çocukları bu vakıfların istismarından kurtaracak hangi sosyal politikaları geliştirip, uygulamaya koyduklarını anlatmalıdırlar.

İnsanla ilgili her konuda ahlaki boyut vardır. Ahlak, insanın hayatı anlama ve kavramasında dayanak, istinat noktası olmalıdır. “Benim tanıdığım, bana yakın olan, benden olan iyidir, suç işlemez, çalmaz, dolandırmaz.” Yaklaşımı ahlaki boyuttan mahrumdur. Dahası ahlaki çürümenin itirafıdır.

Ahlaki çürüme; İğrenç bir hastalığa yakalanmış, iğrenç, zavallı bir hastanın işlediği iğrenç suç kadar iğrenç noktaya tırmandı.

Tuzu kokutmak yöneticinin işgal ettiği makamın sorumluluğu ile bağdaşmaz.

Yöneticide olması gereken ahlak; “Dicle'nin kenarında bir kurt kuzuyu yese korkarım Allah onun hesabını Ömer'den sorar.” Diyen Hz. Ömer ahlakıdır.

YORUM EKLE