Hoca Ahmet Yesevi ve Yunus Emre

 11. yüzyılın son çeyreğinden başlayarak 12. yüzyılda Türkistan ve Horasan’dan Türkmen boylarının yoğun bir şekilde bugünkü Türkiye topraklarına göç ettikleri bilinen bir konudur. Ve elbette bu boyların önlerinde ve yanlarında Mansûr çizgisinden mürşidler ve dervişler vardı. 12. yüzyılda Ahmet Yesevi’nin gönderdiği erler, erenler, yol göstericiler yoğun bir şekilde Türkmen boyları içinde etkinlik gösteriyorlardı. Onlar insanlara yararlı işler yapmanın yanında Pîrlerinin şiirlerini yani Hikmetleri çalgılar eşliğinde ve ezgilenmiş olarak söylüyorlardı. Bu ardıcıl etkinliklerin Türkler arasından irfanî İslâm’ın yaygınlaşması ve bu yolda eğitimin dışında Türkçe’nin yeniden edebî dil olarak dirilmesini sağladığı da bir gerçektir.

Yesevi Hikmetlerini tekrar ede ede onun gibi hikmet söyleme geleneği yaygınlaştı ve bu akım Anadolu’da en büyük şairini ortaya çıkardı. O, Yunus Emre’dir. Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli çatısı altında toplanan Yesevi mürşidlerinden Tapduk Emre’ce eğitilmiş ve erdirilmiştir. Yunus Emre, Divan-ı Hikmet’teki konuları Anadolu Oğuz Türkçesinde yeniden seslendirmiş ve Oğuz topluluklarının manevî hayatının temellerine koymuştur.

Ahmet Yesevi’nin diline Hakanî Türkçesi diyen ve Oğuz Türkçesiyle arasında büyük fark olduğunu savunanlar, bu konuda ne yazık ki bilgiden ve bilim bilincinden uzak olmuşlardır. Ahmet Yesevi’nin Türkçesini “Karluk Türkçesi” Yunus Emre’nin Türkçesinin “Oğuz Türkçesi” olduğu bellidir. Ancak o çağlarda Türk boyları arasında hareketlilik ve ilişkiler öylesine yoğundur ki birbirlerini anlamalarında herhangi bir sıkıntı söz konusu değildir. Bir örnek vermek gerekirse, bugün bir Erzurumlu ile İstanbullunun veya Trabzonlunun yerli Türkçeleri de birbirinden farklıdır. Ama anlaşma sıkıntısı yoktur.

Ahmet Yesevi’nin Hikmetlerinin zamanla Türkistan’daki Türkçenin değişmelerinden etkilendiğini ve Yunus Emre Türkçesinin ise bu çağda yeniden oluşturulduğunu hatırladığınız zaman, birbirini anlamazlar sözünün ne kadar boş olduğunu daha iyi anlarız.

Gelin, eldeki Divanlardan bir karşılaştırma yapalım.

Önce Yunus Emre’den bir örnek:

İşit (dinle) sözümi iy gâfil tanla (sabahla) seher vaktinde tur (kalk)

Eyle buyurmuş ol kâmil tanla seher vaktinde tur

Ki gör ne dir horusunuz virür Hakk rûzunız (rızkınız)

Dost dergâhına tutgıl yüz tanla seher vaktinde tur

 

Şimdi bu konuda Divan-ı Hikmetten bir örnek:

Seher vakti turganlar (kalkanlar) cânı  fedâ kılganlar

Işk (aşk) otıda (ateşinde) küygenler (yananlar) seher vakti bolganda

 

Denilirse ki Yunus Emre “aşk” diyor, Ahmet Yesevi’de ise “Işk”…

Yunus Emre Divanından bir örnek:

Işksız Âdem dünyâda bellü bilün ki yoktur

Her biri bir nesneye sevgisü var âşıkdur

 

Yani diyorum ki Yunus Emre de “ışk” derdi.

Dil konusunu daha derinden incelemek isteyenler Prof. Dr. Faruk K. Demirtaş’ın hazırladığı ve yayınlanan Yunus Emre Divanı ile bu kitaptaki Ahmet Yesevi Hikmetlerini karşılaştırabilirler.

Gelin biz Divan-ı Hikmet ile Yunus Emre Divanı arasında bir karşılaştırma yapalım, ama Yunus’un sözlerini bugünkü Türkiye Türkçesinde söyleyelim.

Hoca Ahmet Yesevi dedi ki:

Aşkın kıldı şeydâ meni

Cümle âlem bildi meni

Kaygım sensin tün ü küni

Menge sen ok kerek sen

 

Yunus Emre bunu şöyle dedi:

Aşkın aldı benden beni

Bana seni gerek seni

Ben yanarım dün ü güni

Bana seni gerek seni

 

Hoca Ahmet Yesevi dedi ki:

Âlimlere kitap kerek

Sufîlere mescid kerek

Mecnûnlara Leylâ kerek

Menge sen ok kerek sen

 

Yunus Emre bunu şöyle dedi:

Sûfîlere sohbet gerek

Ahilere âhiret gerek

Mecnûnlara Leyla gerek

Bana seni gerek seni

 

Hoca Ahmet Yesevi dedi ki:

 Fedâ olsun senge cânım

Töker bolsan menim kânım

Men kulunmen sen sultânım

Menge sen ok kerek sen

 

 

 

Yunus Emre bunu şöyle dedi:

Eger beni öldüreler

Külüm göğe savuralar

Toprağım anda çağıra

Bana seni gerek seni

 

Hoca Ahmet Yesevi dedi ki:

Hoca Ahmet menim atım

Tün ü küni yanar otum

İki cihanda maksûdum

Menge sen ok kerek sen

 

Yunus Emre şöyle dedi:

Yunus’dur benim adım

Gün geçtikçe artar odum

İki cihanda maksûdum

Bana seni gerek seni

 

Hoca Ahmet Yesevi dedi ki:

Ne hoş tatlı Hakk yâdı... 

Seher vakti bolganda (olanda)

Baldan tatlı Hû adı...   

Seher vakti bolganda

 

Yunus Emre şöyle dedi:

İşit sözümü ey gâfil...

Tanla seher vaktinde dur (kalk)

Eyle buyurmuş ol kâmil...

Tanla seher vaktinde dur

 

Hoca Ahmet Yesevi dedi ki:

Cândan geçmeden Hû-Hû diyen hepsi yalan... 

Bu arsızdan yol sormayın yolda kalan

Hakk’ı bulan özü pinhân sözi pinhân (gizli)... 

Bu sebepten altmış üçte kirdim yerge

 

Yunus Emre şöyle dedi:

Âşıklar ortasında sofilik satmayalar...

İhlâs ile bu aşka riyâyı katmayalar

 

Hoca Ahmet Yesevi dedi ki:

Âbid olma zâhid olma âşık ol sen…

Aşksızların ne dini var ne îmânı

 

Yunus Emre şöyle dedi:

İşitin ey yârenler aşk bir güneşe denk...

Aşkı olmayan gönül misal-i taşa benzer

 

Hoca Ahmet Yesevi dedi ki:

Özünü bildi ise Hakk’ı bildi...

Hudâ’dan korktu ya insafa keldi…

 

Yunus Emre şöyle dedi:

İlim ilim bilmektir ilim kendin bilmektir... 

Sen kendini bilmezsen ya kuru emektir.

 

Hoca Ahmet Yesevi dedi ki:

Seherlerde kopup duâ kılsam... Dostlar 

Hâcem meni bendem der mi

Yaş yerine kanım töküp duâ kılsam... Dostlar 

Hâcem meni bendem der mi

 

Yunus Emre şöyle dedi:

Ey yârenler ey kardeşler...

Nicedeyim n’ideyim ben

Sen benim kulum değilsin...

Der olursa n’ideyim ben

 

Hoca Ahmet Yesevi dedi ki:

Aşk bâzârı ulug bâzâr savda harâm... 

Âşıklara senden özge gavga harâm

 

Yunus Emre şöyle dedi:

Aşk makamı uludur aşk kadîm ezelidir…

Aşk sözünü söyleyen cümle kudret dilidir

 

Hoca Ahmet Yesevi dedi ki:

Yok menim dek şum bula âlem ara...

Hiç olmadı menden râzı Hak’u Hudâ

 

Yunus Emre şöyle dedi:

Ey bana iyi diyen benim kamudan kemter...

Şöyle mücrimen yolda mücrimler benden server

 

Hoca Ahmet Yesevi dedi ki:

Bir şey umma nâdânlardan kadîr bilmez... 

Karanlıkta yolu sorsan yol göstermez

Boynun büküp yalvarsan da elin almaz... 

Nâdânlardan yakınarak geldim işte

 

Yunus Emre şöyle dedi:

Eksük olman ehillerden kaça görün câhillerden...

Tanrı bîzâr bahîllerden bahîl dîdâr görür değil

 

Hoca Ahmet Yesevi dedi ki:

Sünnet imiş kâfiri de incitme...

Gönlü katı, kalp kıranı Hudâ sevmez

 

Yunus Emre şöyle dedi:

Bir kez gönül yıkdın ise...

Bu kıldığın namaz değil

 

Hoca Ahmet Yesevi dedi ki:

Mansûr gibi başım verip aşk dârında...

Zatı Uluğ Rabbim sığınıp geldim sana

 

Yunus Emre şöyle dedi:

Mansûr gibi dâra beni ayân göster anda beni...

Kurbân kılayım bu cânı aşka münkir olmayayım

 

Hoca Ahmet Yesevi dedi ki:

Eri gördüm erlestim istediğimi sordum...                     

Hepsi sendedir dedi kaldım hayret içinde

Arş u Kürsi’yi gördüm Levh u Kalem’i gezdim...

Vücut şehrini gezdim dedim bu cân içinde

Daldım denize girdim vücut şehrini gezdim...

Sedefde inci gördüm cevher kaynak içinde

Hoca Ahmed’in cânı hem cevherdir hem kaynak…

Cümle onun mekânı o mekânsızlık içinde

 

Yunus Emre şöyle dedi:

İstediğimi buldum âşıkâr cân içinde...

Dışta isteyen kendi kendi nihan içinde

Baştan ayağa Hak’dır ki seni tutmuş...

Hak’dan ayrı ne vardır kalma gümân içinde

Girdim gönül şehrine daldım onda denize...

Aşk ile gider iken iz buldum cân içinde

Yunus senin sözlerin  mânâdır bilenlere...

Söylenecek sözlerin devr-i zamân içinde 

 

İşte böyledir bu iş... Bu kadar yeter, yoksa söz çok uzar.

 

Böylece konumuzun bir özetini vermiş olduk. Bundan sonra Divan-ı Hikmet’in içindeki hikmetlerden seçilenleri, bugünkü Türkçeye aktarımını ve açıklamaları bulacaksınız. Ayrıca bazı tarihî gerçekleri de bu vesileyle ilginize sunuyoruz. Hakk’ın yardımını dileyerek…

YORUM EKLE