Haziran Seçimleri ve MHP(2)

Bu seçimler anlaşılan o ki, artık iyice ortaya çıkan Atlantikçi kanatla Avrasyacı kanadın Türkiye üzerinde güç savaşının fırtınaları arasında geçecek.

Ne dedi Putin: “Erdoğan sağlam adam. Bazı projelerimizi basının önünde paylaşmayalım.

Yarın AB’ciler Türkiye'ye damlar sıkıntıya girersin dedim. Fakat o bunu kabul etmedi. Herkes elinden geleni ardına koymasın.“ dedi.

Rusya’ya sempatik yaklaşımlar gösterilirken, AB üzerinden batıya, Cemaat üzerinden ABD‘ye restler seçime kadar devam edecek.

Dini duygularda istismarın pazarı daraldı. Şimdi sıra milliyetçi duyguların istismarında.

Muhalefetin AKP iktidarına hala hırsız, soyguncu diye saldırmasını ve bunu medya aracılığı ile her gün ekranlardan bar bar bağırarak yapmasını hayretle izliyorum. Çünkü hırsız ve soyguncu diye bağırdığınız adam’a cumhurbaşkanlığı seçiminde aynı söz ve cümlelerle muhalif olan herkes saldırdı.Buna rağmen hâlâ aynı cümlelerle saldırıyorsunuz. Borsacı tabiri ile “O beklenti zaten satın alındı veya satımı yapıldı.” Başka sermayeniz yok mu? Adam muhalefetin hırsız suçlamasının karşısına “ülkeye ihanet eden hainler var” iddiası ile çıktı ve milleti hırsız–hain tercihinde bırakarak aleyhine çok ciddi olan bir suçlamayı kendi lehine çevirdi.

Propaganda tekniklerinin en basit kurallarını bilenler bilir ki sakız edilerek tekrarlanan siyasi suçlamalar sürekli en yetkili ağızlardan günlerce, aylarca söylenirse etkisini yitirir. Yapılması gereken ise muhalefet partilerinin, partili mensuplarının halkın arasında bu söylemleri canlı tutacak çalışmayı bıkmadan sürdürmeleri ve AKP’ye destek vermiş olan dürüst seçmen çevresinde sürekli bu olayın canlı tutulmasını sağlamalarıdır. Yeni bir vurgun ve yolsuzluk olayı ortaya çıkarmadan sürekli olarak bir seçimde kullanılmış ve değerlendirilmiş iddiaları gündemde tutmak sadece kolaycılığın ve tembelliğin göstergesidir. Muhalefet gerçek bir muhalefet gibi davranmayarak pehlivan tabiri ile “oynaş güreşe“ devam ediyor.

Geçen yazımda önümüzdeki seçimlerde iktidar ve muhalefet partilerinin toplumla bütünleşmiş, ismi duyulunca partisi hemen hatırlanan birçok milletvekilinin genel başkanları tarafından aday yapılmayacağını iddia etmiş ve beni bu düşünceye sevk eden gerekçelerimi bu yazımda sizlerle paylaşacağımı ifade etmiştim.

Türkiye'de “vasat akıllı devlet” stratejik bir karar verdi ve Türkiye'nin yeni güvenlik konseptinde “Avrasya” ağırlıklı yeni ittifakların yolunu açmaya başladı ve Atlantik Paktı’nın da mevcut dengelerde yeniden hesap yapması gerektiği hususunu da kararlılıkla ortaya koydu. Cumhurbaşkanı'nın yönetimindeki iktidarın artık ABD–AB eksenindeki Batı siyasi kulvarlarına mesafeli ve tavırlı olduğu çok açık bir gerçek. Türkiye'de iç siyasi dinamikler sürekli dış siyasi dinamiklerin tesir ve rüzgârlarının etkisinde kalmıştır.

“Vasat akıllı derin devletin” Avrasyacı kanadının, yanına aldığı Cumhurbaşkanlığı ve iktidar gücü ile hedefine yürüme kararlılığı önümüzdeki seçimleri her yönü ile etkileyecek en önemli faktördür. Seçim sonrası yeni anayasa ve başkanlık sistemi çok önemli ulaşılması gereken tek hedeftir. Yeni şekillenecek parlementonun sayısal yapısı bu hedefi gerçekleştirecek özellikleri taşımalıdır.

Bunun için ya AKP 330’un üzerinde bir milletvekili çıkarmalı ya da yanına alacağı ikinci bir parti ile bu hedefi gerçekleştirecek sayıya ulaşmalı. 330 sayısı kan kaybeden AKP için zor bir hedef. CHP bu projeye kesin muhalif olduğuna göre geriye grup kurması beklenen iki parti kalıyor. Birisi MHP diğeri ise HDP’dir. MHP’nin mevcut yönetiminin başkanlık sistemine karşı olduğu ve kamuoyu önünde AKP’ye nefret ve karşıtlığı görünen bir politika olarak devam ettiği ve edeceği düşünüldüğünde, geriye projenin ikinci ayağının HDP ile olacağı gerçeği önümüze çıkmaktadır.

“ Apo’yu ve PKK’yı destekleyen ABD ve AB ülkemizi bölecek iddiası artık dünün gerçeği idi. Köprülerin altından “Oslo”dan sonra çok sular geçti.

Artık Türkiye Kürtlerinin Apo ve HDP merkezli çoğunluğu “vasat akıllı derin devletin“ “Avrasyacı“ kanadının koruması altında. Dolayısı ile İktidarın. Türkiye Kürtlerinin gelecek projelerinin ana yüklenicisinin ağırlık merkezi artık Atlantik odaklı değil Avrasya odaklıdır. ( bu yazı yayına hazırlanırken Demirtaş'ın Rusya ziyareti ve özel görüşme haberleri ajanslara düştü.)

Oslo'dan sonra şiddetlenen Cemaat- İktidar kavgasının buz dağının altındaki görünmeyen gerçek sebebi ve Fidan’a kadar uzanan tehdidin kaynağı Türkiye Kürtleri üzerindeki inisiyatifi Avrasyacı kanada kaptıran ABD ve Batı’nın hiddet ve kızgınlığıdır.

Cemaat televizyonlarının haberlerinde ve dizilerinde Apo ve PKK düşmanlığının ve Türkiye bölünecek iddialarının kaynağının Türk milliyetçiliği çizgisine sahip olmalarından kaynaklanmadığını, aksine ABD ve Batı destekli devam eden ilk Büyük Orta Doğu Projesi kapsamında kurulacak Kürt devletinin bürokrasi ve siyasi omurgasında önemli görevler üstlenme hazırlıklarının ellerinden kaçmasının canhıraş feryadından kaynaklandığını görmek için biraz siyasi dikkat, biraz da analitik analiz yeteneği yeterlidir.

Dolayısı ile önümüzdeki seçimlerde, Meclis aritmetiğinde başkanlık sistemine gidecek olan yeni Anayasa’nın kabulünde AKP’nin eksiğini tamamlayacak olan parti HDP olacaktır.

Zaten iç ve dış kamuoyunda savunulabilir ve korunabilir yeni Anayasa'yı sadece Türklerin yapması fırsatı çoktan kaçtı ve siyasi gerçekliğini de kaybetti.

Peki, o zaman bu durumda AKP’nin, HDP’ye fazla ihtiyaç duymadan az bir eksik milletvekili ile Meclis çoğunluğuna sahip olmasının yolunun merkez sağ ve muhafazakâr seçmenin bölünmemesinden geçeceğini bilmek için allame olmaya da gerek yok herhalde.? Bundan önceki yazımdaki iddiamın kaynağı işte bu tespitimdir.

Bu Hedefin Gerçekleşmesi İçin MHP Seçimlere Nasıl Girmeli?

Güçlü, birliğini sağlamış, iddialı, hem ülkücüleri hem de milliyetçi, muhafazakâr, vatansever seçmeni kucaklayacak adaylarla seçime hazırlanır ve katılırsa “vasat akıllı devletin“gücünü elinden tutan “Avrasyacı” kanadın projesi tehlikeye girmez mi? MHP’nin hemen hemen tamamlanan ilçe kongreleri bu tespitimin izlerini güçlendiren seçim sonuçları ile dolu. Birazcık sosyal medyada tarama yapan bu gerçeği tespit edebilir.

İddiam, haziran seçimlerinde mevcut milletvekillerinden genel başkanlığa aday olanlardan ve potansiyel genel başkan adaylarından hiçbirisi, ayrıca kamuoyu tarafından bilinen ve belli oranda sempati ile izlenen MHP milletvekillerinin de hiçbirisi Devlet Bey’den adaylık beklemesin idi. Bu arkadaşların kim olduğunu hem kendileri hem de ülkücü kamuoyu çok iyi biliyor. Bu arada unutulmaması gereken bir gerçeği de Sayın Bahçeli başta olmak üzere hepimiz ve de iddiama konu olan milletvekili arkadaşlarımız da çok iyi biliyoruz ki kim aday olursa olsun, hiç tanınmayan hatta geçmişte ülkücülük ve MHP ile hiçbir ilgisi olmayan adaylar olsa bile MHP’nin 50 vekillik ve %12-15 bandındaki konjonktürel potansiyel oyunda bir değişiklik olmaz.

Tasfiye ve isabetsiz adayların olması MHP’nin mevcut oylarını fazla etkilemez ama MHP’nin Türkiye’yi kucaklayacak iktidar partisi olması için gerekli enerjinin ve sinerjinin doğmasının önünü keserek sağ seçmen nezdinde AKP’nin gücünün bölünmesi önlenmiş olur.

Fakat MHP’nin kendi içindeki kadro tasfiyesi olmasa ve mevcut kamuoyunun sempati ile izlediği milletvekilleri ile birliğini sağlayacak isimler aday olarak milliyetçi ve muhafazakâr, vatansever seçmenin önüne çıkartılsa MHP %25 bandını rahat aşar.

O zaman ne olur?Yukarıdaki proje zora girer değil mi?

Peki, bu durumda şu soru aklımıza takılmaz mı? O zaman, MHP “vasat akıllı derin devletin”,“Avrasyacı“ kanadının tesir sahasın da mı ki projeye hizmet etsin?

Önce lütfen Haberhergün’de yayımlanan “Vasat akıllı derin devlet ve MHP“ yazılarıma tekrar bir göz atın ve eski Mit müsteşarı Şenkal Atasagun kimin güvenlik ve istihbarat danışmanıydı ve onun yakın arkadaşları şimdi mevcut MHP Yönetimi'nde kimin yakın arkadaşları lütfen bir de bu bilgileri araştırıp öğrenin. Ve tabii Atasagun’un ne kadar Avrasyacı hatta daha ilerisi Rusya sempatizanı olduğunu da hatırlayın.

O zaman daha belki daha iyi anlarız AKP–MHP kayıkçı kavgasını ve niçin AKP’nin her ayağının takılıp düşmek üzere iken Meclis’teki MHP desteğinin hazır ve nazır olduğunu.

Devlet Bey “Önce ülkem sonra partim derken” samimidir ve bu sözünde her zaman durmuştur.

Avrasyacı olmak kötü mü, iyi mi?

Gerçekçi ve doğru bir strateji mi?

Akla gelecek bu soruyu da tartışmamız gerekir tabi ki.

Biz bu yazımızda mevcut siyasi resmi yorumladık.

Bu soruyu da gelecek yazımızda tartışalım.

Hakkı Şafak SES
YORUM EKLE