Hasan Yürekli Serhad!

 Bir gün, bir ADAM çıkar karşınıza ve siz ÇAYı demler yeniden başlarsınız her şeye.

Onun hikayesini dinledikçe, ''yoruldum'' dediğim her an için defalarca tövbe ettim. Bu iman karşısında, ''ne kadar zayıfmış imanım''dedim.

Gencecik, zıpkın gibi bir delikanlı düşünün. Okuduğu lisenin okul başkanı fişek gibi bir ÜLKÜCÜ. Sağlam duruşuyla, ardından yüzlerce köpeği havlatmış bir BOZKURT. Eve gelen tehdit telefonlarına gülüp geçen, anneciğini teselli eden koca yürekli bir delikanlı.

1994 yılında, bir kış sabahı annesi yine onu pencereden el sallayarak uğurlarken, etrafının kuşatıldığından habersiz başını kaldırıp annesine gülümsediği bir anda arka arkaya patlayan silahlar yankılanmış mahallede. Pkklı kalleşler, yine kalleşçe kurşun yağdırmışlar üzerine. En son hatırladığı şeyse annesinin arşı yırtan feryatları. Annesi feryat ettikçe imanı şaha kalkmış sanki. Vücüduna saplanan kurşunlara inat, yere düşmemek için direnmiş.

Ulubatlı Hasan'ı mı düşlüyordun ey yiğit !


Bayrağı surlara dikerken nasıl dik durmuşsa ecdat, 11 kurşuna inat yıkılmamış Hasan yürekli serhad.

Annesinin dizlerinde, kesik kesik aldığı nefesiyle direnmiş Yusuf yüzlü ÜLKÜCÜ.

Derdi VATAN olanın VATAN kadar derdi olurmuş ya, Vatan aşkı ile yananın da arkası ALLAH olurmuş işte.

Ölmemiş, direnmiş BOZKURTça. Yıllar süren tedaviler, yataktan tekerlekli sandalyeye sonra da koltuk deyneklerine kadar süren direnişinde her gün yeniden kazanmış. O günden yadigar, başında kalan kurşun, ÜLKÜ denen nazlı gelinle aralarında ki sırlı düğüm olmuş.

Yıllar, insanın sadece yaşını büyütür, bedenini eskitirmiş. Yüreği deli olanın kanı gamla delirirmiş.

21 yıl önce, bedenine saplanan her kurşun iman çiçeğini sulayan CAN SUYU olmuş onun ruhunda. Kendisini iyi hissettiği anda yeniden başlamış mücadeleye YİĞİT ADAM. Nice görevleri başarıyla yerine getirip, alnının akıyla haleflerine teslim etmiş. Lakin bana sorarsanız, onun en güzel yanı İNSANLIK denen vazifeye ÜLKÜCÜ duruşuyla ömrünü adaması.

Gönlüm ne çok isterdi, böyle bir insanlığın halefi olabilmeyi.

İstanbul'da bir ADAM var. Yüzünü görmediğim, namıyla ÜLKÜ'me sımsıkı bağlandığım. 2 dönemdir Bağcılar Yenigün Mahallesinin muhtarıymış .

Fakir fukara bilirmiş onun ismini en çok.

Nerede bir muhtaç var yetişir, nerede bir gariban var onu bulurmuş. Nefsini koymuş kenara, ''BU ADAM ÜLKÜCÜYMÜŞ'' desinler diyeymiş bunca çabası.

İsmi değil, bedenini feda ettiği davasıymış tek kaygısı.

Adana nereee İstanbul nereee !

Buralara da yetişti koca yürekli ADAM.

10 yaşında ki Kadriye'mize koca bir gülümseme oldu. Kadriye, yanlış teşhis ve tedaviler sonucu yürüme, konuşma ve ellerini kullanma yeteneğini yitirmiş bir meleğimiz. Annesi onu kucağında taşımak zorunda ve yıllar geçtikçe annesi daha da zorlanıyor onu taşımakta. Tekerlekli sandalye lazım ama gücü yetmiyormuş almaya. İçimin kanadığı, çaresizliğin gözlerimden yaş olup aktığı bir gündü bunları öğrendiğim gün.

O koca yürekli ADAMın sesi su serpti yüreğime telefonda. '' Kaygılanma Rabia başkan, 2 güne kalmaz ben size yollarım o tekerlekli sandalyeyi'' dedi. Hiç bir kaygı bu kadar güzel uçup gitmedi yüreğimden.

2 güne kalmadı gerçekten, geldi Kadriye'min eli ayağı. Tekerlekli sandalyeye bindiğinde yüzünde ki kocaman gülümseme ve ne dediği anlaşılamayan çığlıklarla doldu bulunduğumuz oda. Yarım saat aralıksız gülümsedi Kadriye. Sonra nedendir bilinmez, sustu ve gözleri daldı uzaklara. O gece hiç sesi çıkmadı. Arada sırada sandalyeyi okşadı. Belki de aynı şeyi düşündük ikimizde o derinlerde.

'' ALLAH O GÜN SENİ SADECE ANNENE DEĞİL; DOĞMAMIŞ ÇOCUKLARA, ÇARESİZ GÖNÜLLERE, DERMAN OLACAĞIN DERTLERE BAĞIŞLAMIŞ BÜNYAMİN ÇİFTÇİ. SENİ BİZE BAĞIŞLAYANA, AYNI SAFTA YÜRÜMEYİ NASİP EDENE ELHAMDÜLİLLAH !
''

Ülkücü hareketin Gazi'si, davanın yorulmak bilmeyen gönül eri BÜNYAMİN ÇİFTÇİ'ye saygı ve şükranlarımla.




YORUM EKLE