Hasan Bülent Bey'e Eleştiri



Keisuke Wakizaka*
(*)Ortadoğu Teknik Üniversitesi Bölge Çalışmaları Ana Bilim Dalı Doktora Öğrencisi, Kafkas stratejik araştırmalar merkezi KAFKASSAM kıdemli araştırmacısı.
 
24 Nisan 2015 tarihinde Sabah Gazetesi’nde yayınlanan Hasan Bülent Kahraman’ın “Soykırım…” yazısı Ermenilerin tezini savunmakta ve birçok insan bu yazıya karşı sert tepki göstermişlerdir. Bilimsel açıdan baktığımızda da bu yazı birçok yanlış bilgileri içermekte ve kamuoyunu yanlış yönlendirme tehlikesini taşımaktadır.
Birinci olarak “Anadolu Ermenileri, 1000 yıl yaşadıkları topraklardan 100 yıl önce bugün verilen bir kararla sürüldüler.” cümlesini değerlendiririz. 24 Nisan 1915 tarihi, 235 kişi komiteciler tutuklandığı tarihtir ve Sevk ve İskân Kararı ise 27 Mayıs’ta çıkartılmıştır. Osmanlı Devleti, 20 Nisan 1915’teki Van İsyanı’nın başlaması ve isyan ateşinin tüm Ermenilere yayılacağı korkusuyla 24 Nisan’da komitecileri tutuklamıştır. Çünkü onlar halk üzerinde baskı yoluyla isyana teşvik ediyordu ve 20 Mayıs’ta Van Ermenilerin eline geçmiştir.Bunun üzerinde Osmanlı devleti 24 Nisan’da alınan tedbirin başarılı olmadığını görünce mecburen ermeni isyanların önüne geçebilmek için ve Rusya’nın Doğu Anadolu’ya girme yolunu kesmek için 27 Mayıs’ta Sevk ve İskân kararını çıkartmıştır. Bu karar çıktığında Van, Kars, Iğdır ve Ardahan gibi yerler Rusya’nın etkisi altında kaldığı için o bölgedeki Ermeniler bu karara tabi tutulmamıştır.
“Neticede şöyle veya böyle 1 milyon insan bu topraklardan (topraklarda demiyorum, özellikle) yok edildi.” tümcesi de tam olarak doğru değildir. Tehcir edilen Ermenilerin önemli bir kısmı 1918’den sonra Anadolu’ya geri dönmeye başlamışlardır. Bu tarihten sonra Suriye Osmanlının elinden çıktığından Osmanlı o bölgede gerektiği gibi Ermenilere yardımda bulunamamış ve Osmanlı 1. Dünya Savaşı’nı kaybettiği için kendi iç sorunlarla uğraşmak zorunda kalmıştır. Böylece Ermeniler günümüzdeki Suriye ve Somali gibi durumda kalmıştır. Anadolu’daki Ermeni nüfusunun azalma süreci özellikle 1945’ten sonra SSCB’nin “anavatana geri dönüş” propagandası münasebetiyle başlamıştır. 1960’lı yıllardaki gayrimüslimlere saldırıların yoğunlaşması ve 1970’li yıllardaki ASALA’nın ortaya çıkması ve Kıbrıs Harekâtı’nın başlaması Ermenilerin göçü için çok önemli nokta olmuştur. 12 Eylül Darbesi’nden sonra ise onlar Anadolu’dan İstanbul’a toplamaya başlamış ve daha sonra Ermeniler Avrupa, SSCB ve Amerika gibi yerlere göçmeye başlamışlardır.
“Bu katliamların oluşturulması için her şey yapıldı. Her şey sistemli şekilde düşünüldü, tasarlandı.” Cümlesi de gerçeğe aykırıdır. Bu konu hakkında Avukat Hulusi Üstün, Ermeni Meselesi’nde devletin iradesinin tehcir yönünde olduğunu ve tehcir edilenlerin muhtelif kişilerce, sivil güçlerce, başıbozuklarca katledildiğini anlatmaktadır. Bir de Üstün söylüyor ki, tehcirden sorumlu tutulanların yargılanması, hatta kimi günahsız kimselerin cezalandırılması, tehcir edilenler için kamplar oluşturulması, geçimlerinin sağlanması için iş imkânlarının gösterilmesi devlet iradesinin Ermenileri yok etmek değil, doğuyu boşaltmak olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca 28 Nisan 2015’te Radikal Gazetesi’nde Fırat Aydınkaya, Ermenilere yapılan katliamlarda Kürt Şeyhleri ve aşiretlerinin önemli rol oynadığını vurgulamaktadır. Yani bu tarihte Ermenilere yapılan katliamlar devlet tarafından sistemli şekilde planlanmamış, tam tersine çoğu zaman kargaşa altında sivil güçler tarafından gerçekleştirilmiştir.
“Bunu sağlamanın yolu, 'ittihad-ı anasır' planı suya düştükten sonra, akıllarınca, Anadolu'da 'etnik temizlik'ten geçiyordu. Sadece Ermenileri değil, zamanla Rumları, derken Yahudileri benzeri akıbetlere uğrattılar.” cümlesine bakarsak, Rus Çarlığı ve İngiltere Osmanlı İmparatorluğu’nu bitirme kararının yerli işbirlikçi eliyle bu söylemi uydurmuşlardır.Nihai olarak Osmanlı direkt olarak İngiltere-Rusya üzerinde sıkıntıya uğramış, hem de kendi bünyesi içindeki sıkıntıya uğramıştır. Rumlar da İngilizlerle işbirliği yapmış, ama sürgüne tabi tutulmamışlardır. Nüfus mübadelesi ise 1924’ten sonra başlamış ve kansız şekilde sona ermiştir. Yahudiler ise hiçbir zaman sürgün ve mübadeleye tabi tutulmamış ve Türkiye’de hayatını devam ettirmektedirler.
Ermenistan da Ermeniler kendisinden daha çok Rusya tarafından kurdurulmuş devlettir. Rus Çarlığı yıkıldıktan sonra Ermenistan devlete dönüşmüştür, Ama daha sonra SSCB’ye bağlanmıştır.
“Hele sonunda Türkiye bu cesamette bir ülke, Ermenistan 3 milyonluk, nüfusunun yarısı açlık sınırının altında bir ülke iken... Kaldı ki, Anadolu'nun zenginleşmesi, sermaye biriktirmesi bu büyük etnisitelerin topyekûn ortadan kaldırılmasından, sermaye aktarımından sonradır.” cümlesine de bakalım. Ermeniler Doğu ve Güney Doğu Anadolu’dan sürüldükten sonra bu bölgelerde denge bozulmuş ve sosyo-ekonomik açıdan uzun zamandır durgunluk yaşanmıştır. Günümüzde bu bölgeler doğal süreciyle yavaş yavaş toparlanmaya başlayınca bu söylem terk edilmiştir.
En komik ve saçma nokta ise “Türkiye, büyüklüğüne yakışır bir tutumla bu sorunu ele almalıdır. tazminatsa tazminat, malların iadesiyse iadesi, o zaman ne soykırım kalır ortada ne bir şey... Türkiye böyle davranmalıdır: vakarla ve namusluca...” kısmıdır. Ermeni Meselesi ve bununla ilgili gelişmeler, Batı’nın kendi suçunu gizleyerek Türkiye’yi gelecek nesiller boyu psikolojik olarak kendi etkisi altında bırakmak için geliştirdiği bir stratejidir. Türk aydınlar iç içine düştükleri fikir bunalımını, aşağılık kompleksini dışa vurum örneği olarak Sayın Hasan Bülent Kahraman’ın fikirlerini eleştirdik. Gerçekten de tazminat ve toprak meselesi “gerçek talep”ten daha çok Ermeni kimliğinin temelindeki “soykırım” iddiasını sürekli gündemde tutmak için bir araç olarak görülmektedir. “Soykırım, tazminat ve toprak” meselesi artık Türkiye-diaspora arasındaki soruna dönüşmeye başladı ve Ermenistan’daki normal halkın çoğu ise bu meseleden artık bıkmış durumdadır. Son olarak bu söyleme karşı eleştiriyi Ermenistan’daki değerli dostumuz Qnarik Alaverdyan’ın sözü ile bitiriyoruz:
“Ben artık 24 Nisan’ın kimliğimizin bir parçası olmaktan rahatsızım. İnsanca yaşamak istiyorum. Karabağ’ın bekçisi olmaktan yoruldum. […] ve artık bitsin bu 24 Nisan sömürüsü. Artık ölülerimizi gömelim, yasımızı bitirelim. Türkiye’den toprak ve tazminat beklerken ekmek bekler hale gelmek ne büyük bir hazin sonudur!”

YORUM EKLE