Hangi Osmanlı (3)

 Avrupa fabrikalarının rekabetinden, önce pamuklu sanayi zarar görmüştür. İstanbul ve Avrupa Türkiye’sinde bu sanayi zayıflatılmıştır. Fakat pamuğu aile içinde işleyenler, sefalete düşmek pahasına, dayanmışlardır. Serbest ticaret yoluyla mucizeler vaat eden Urquhart, “İngiliz pamuk ipliklerinin ithali dolayısıyla, kazançlar yarıya, hattâ bazen üçte bire inmiştir. Ancak bu ithâlat, dâhilde fiyatları düşürmek ve Türkiye pamuk ipliklerinin ihracatını durdurmakla beraber, aile sanayinin hissedilir derecede yerini alamamıştır.” demektedir. Fakat zamanla sanayinin çöküşü hızlanmış ve yaygınlaşmıştır. Önce pamuk, sonra ipek sanayi buhrana sürüklenmiştir. Viquesnel, 1845-1855 yıllarına ait olan eserinde Şam, Halep, Amasya, Diyarbakır, Bursa gibi şehirlerde, ipek tezgâhı sayısının gittikçe azaldığını yazmaktadır, Hommaire de Hell'e göre “boyalı bezlerin bütün halk sınıflarına nüfuzu” ipek sanayini yıkmıştır.

1847'den önceki yıllarda Bursa, 25 bin okka ipek işleyen bir tezgâha sahipken, işlenen ipek miktarı 4 bin okkaya, tezgâh sayısı 75'e düşmüştür. 1851'de Mordtmann, “Unutmayalım ki, İstanbul'da hâlâ, hemen hemen hiçbir ecnebi ipekli kumaşın ithal edilmediği zamanları pek iyi hatırlayan birçok tacir vardır. Hâlbuki şimdi, Marsilya ve Triyeste'den gelen her vapur, Milano, Lyon ve İsviçre'den balyalarca ipekli getirmektedir.” demektedir.

Serbest ticaret döneminde, bir köylü sanayi sayılabilecek olan ipek ipliği yapımı dahi sarsıntı geçirmektedir. Köylü, iplik yapımı yerine, kozayı işlemeden satmaktadır. Mordtmann’a göre “birçok yıldan beri, gerek Amasya’da gerek Türkiye’nin öteki yerlerinde, kozalar, Avrupa kurumları tarafından satın alınmaktadır. Bu durum, Türk sanayi bakımından sakıncalı ise de, üretici, iplik yapımı yerine, koza satmaktan daha çok yararlanmaktadır. Avrupa iplikçisi, Türk iplikçisinden daha yüksek fiyatlar ödediği sürece, bunun önüne geçilemeyecektir.”.

1932 yılında Millet Meclisi’ne sunduğu bir raporda, Milletvekili Hayrettin, eskiden bir ipek şehri olan Bilecik’in serbest ticaretten sonraki durumunu şöyle özetlemektedir: “Vaktiyle gümrük kapılarını ardına kadar açtığımız sıralarda, Avrupa iplikçisi, Bilecik vilâyetinde dutlukları kökünden söküp atmıştır.”

Böylece 1838-1850 arasında yerli üretim yok oldu. Yüzyılların birikimi Avrupa mallarını satın almak için harcandı. Yeniden satın almak ve yeni hayat biçimini sürdürebilmek için dışardan borç almak ihtiyacı ortaya çıktı. Batılıların istediği de buydu.

İlk borçlanma anlaşması, Reşit Paşa’nın sadrazamlığı sırasında, 1850 yılında yapılmıştır. Ne var ki, eski tereddütler sürdüğünden, Reşit Paşa, sadrazamlıktan uzaklaştırılınca, Bakanlar Kurulu borç alma mukavelesini feshetmiştir. Devlet, bu yüzden 2 milyon 200 bin Frank kadar bir tazminat ödemek zorunda kalmıştır. Fakat 1854’te borç alma çığırı açılmıştır.

(Devamı Yarın)

YORUM EKLE