Hangi MHP...?

Uzunca bir yazı olacak ,maceramız gibi..sabır, dua'larımızla ....

Türkiye'de siyaset ve siyasi partiler her zaman zayıf olmuştur.Demokrasilerde siyasi meşruiyetin halktan alınan yetki ile sağlandığı yönetme hakkının siyasal partilerde olduğu söylene gelmiştir hep ,ancak bu kağıt üzerinde kalmıştır.Siyasi yapıların kaderi iktidar olsa da muktedir olamamak,yönetememek olmuştur denebilir.Siyasi pratik biraz daha yakından incelendiğinde ise siyasi yapılarında böyle bir dertlerinin olmadığı,siyasi partilerdeki hakim zihniyetinde düzen ve onun kurumlarındaki zihniyetle benzeştiği,mevcut düzenin iktidarlara tanıdığı alan içerisinde ,maddi manevi rant paylaşımının Türkiye'de siyasi mücadelenin temel konusu olduğu görülür.

Dönüşümlü olarak iktidar olan partilerin birbirlerini yolsuzlukla suçlamalarının toplumda fazla bir etkisinin olmaması bu durumun neredeyse tabii karşılanması,sistemin böyle çalıştığının herkes tarafından bilinmesinden kaynaklanmaktadır .

Türk siyasi hayatında siyasi yapılara isnat edilen tek suç vardır, yönetmeye kalkmak! Devlet aygıtını halktan aldığı güç oranında yönetmeye kalkan,bu iddiada bulunan her yapının düzene hakim güçlerle başının belaya girmesi siyasi hayatımızın en temel geleneği olmuştur.Türkiye'de ''devlet politikası'' kavramı altında kimin tarafından kimlerin menfaatine üretildiği belirsiz ,doğruluğu kendinden menkul politikaların uygulayıcısı konumuna indirgenmiş politikasız partiler ,bu politikaları uygulamanın rüşvetini devşiren menfaat şebekelerine dönüşmüştür.

Bu yapının şu veya bu biçimde dışına taşan yapılar ''uç'' olmakla suçlanmış ,siyasi yelpazedeki yerleri bir dışlamayı içeren''aşırı''kavramı ile ifade edilmiştir.Mevcut sisteme karşı olmak,mevcut düzene alternatif geliştirmek,lafta herkesin şikayetçi olduğu düzene sistematik eleştiri getirip değiştirme iddiasında bulunmak,vatana ihanete uzanan bir suçlamalar zincirinin muhatabı olmaya adım atmaktır adeta.Topluma, devlete hakim zihniyetin ve tüm kurumların mükemmel olduğu izlenimini verir bu suçlama,kötü olan siyasetçiler,uygulayıcılardır!beceriksiz, hırsız siyasetçiler bu çarkı bozmakta, işletememektedir!

Onun içindir ki siyaset,ayakları yere değmeyen kelimeler,kavramlar,kimlikler,değerler üzerinden yapılır ve onu yapma hakkı aslında toplumdaki hakim güçlerden icazet almış,onların batılı ağabeylerinin onayını almış kişi ve yapıların tekelindedir.Büyük güçlerin!Türkiye'ye biçtiği rol çerçevesinde, içeride destek verdikleri odakların sınavını başarı ile geçen siyasetçiler,''merkez siyaset''statüsündeki siyasi yapılarda Türkiye'yi yönetme hakkına sahip olur.
Tabii olarak halkın beklentileri de kırılmıştır,seçmek zorunda olduğu ''hormonlu''siyasetçilerden biridir,çaresizdir.Biraz uyanık ,becerikli olanı bu oyuna katılır,siyasi yapılardan birine kapağı atar düzenden menfaat devşirmenin yolunu tutar.

Biz siyasete hakim ,meşru! ana damarı ifade için bu genellemeyi yaptık,bunun dışında yaşayan ve gerçekten büyük bir dinamizme sahip millet,bu yapıyı her gün,her dönem,didik didik hırpalamış,yönlendirmiş ,değiştirmiş ve Türk siyasi hayatını adeta devletle milletin çekişmesine, mücadelesine çevirmiştir.Her ne kadar bu çekişme ülke için bir kan kaybı olarak not edilebilirse de ,milletin dayatmalara,tepeden inme şekillendirmelere boyun eğmediğinin,direncinin,hayatiyetini muhafaza ettiğinin göstergesidir.

Tanzimat'tan itibaren aydın ve yönetici sınıfın millete öncü olma vasfını kaybetmesi yaşadığımız fetret döneminin en temel sebeplerinden biridir. Bunun üstüne batının ilim ve teknoloji üstünlüğünü dev bir sömürü mekanizmasına dönüştürmesi,insanları maddi ve manevi alanda köleleştirerek,tabii kaynaklarını yağmalaması,kültürel emperyalizm yoluyla,batı dışındaki halkların aydın ve yöneticilerini devşirerek,kendi halklarına karşı kullanması eklendiğinde ,toplum ,devlet, siyasi hayattaki çalkalanmalarımızı,kısırlık ,sığlık sebeplerimizi anlamak kolaylaşır.

Bu tabloyu çizmemizin sebebi ülkücü hareketin oluştuğu ve içinde geliştiği siyasi,toplumsal zeminin tespiti ve bu zemindeki işlevinin ne olması gerektiğini irdelemek,ne için ve neye göre, nasıl organize olması gerektiği ve geldiğimiz noktadaki başarısızlığın sebepleri üzerine kafa yormaktır.

Hemen söyleyelim ki; ülkücü hareket, herhangi bir siyasi ,ideolojik harekete karşıt olmak üzerinden tarif edilemez,aksiyoner bir hareket olarak doğmuştur.Çöken bir medeniyet ,çöken bir imparatorluğun külleri üzerine kurulan devletimizdeki hakim düzene, sisteme alternatif bir düzen, sistem oluşturmak,devleti tarihi,milli misyonuna oturtarak,medeniyetimizi yeniden inşa ve ihya etme iddiası ile yola çıkmıştır.

Ülkücü hareket kendi dışındaki ideolojik hareketlerle,kendi dışındaki siyasi yapılar ve partilerle ancak taktik bakımdan uygun gördüğü ölçüde ilgilenir,onlara muhalefeti kendi temel misyonunun milletçe,karşılıklı mukayese yoluyla daha kolay anlaşılabilmesi içindir,birde bu hareketlerin milli yapıya verebilecekleri kalıcı zararın önlenebilmesi adınadır.Şu veya bu ideolojinin,siyasi görüşün anti tezi olarak algılanabilecek her siyaset,her organizasyon harekete zarar verir.

Milliyetçi hareket yeni bir düşünce etrafında milleti seferber ederek,devlete bir nizam vermek,milleti maddi ve manevi anlamda çağlar üzerinden aşırarak,insanlığa yeni bir ışık,soluk olmak iddiasıyla siyaset hayatında sahne aldı.Her türlü aksiyonunu da bu düşünce ile ilişkilendirerek,onu günlük siyasetin ötesinde,geleceğin inşasının bir merhalesi olarak ifade etti.Ülkücü kadroları bu topyekun değişimin mimarı olarak yetiştirdi ve öyle lanse etti.onların eğitim ve donanımını da bu düşünce ile şekillendirdi.Medeniyet düşüncesi,İslam ,tarih,jeopolitik,insan ve idealizm bu eğitimin temel alanları oldu .

Ülkücü hareket düzen açısından muhalif ,yıkıcı bir unsurdur.Devlet ve düzen kavramlarını itina ile birbirinden ayırması bunun içindir.Devlet düşüncesinin,Türk tarihinde, milletin misyonunu üstlenen, milletle bütünleşen bir organizasyon olarak şekillenmiş olması, bu kavramı bu manada yücelten ülkücülerin anlamak ve anlatmakta zaman zaman zorlandığı bir durumdur.Bundan yola çıkıp hareketi düzenin bekçiliğine soyundurma gayretleri hep olmuştur.
Ülkücü hareketin kurucu lideri Türkeş ölümüne kadar,sistem dışı bir hareket var etmenin bedelini ödemiştir,Muhtemeldir ki ölümü ile de!Türkeş'in ,Türkiye'de terörün kaynağı, siyasi şiddetin yaratıcısı varlığı milletçe hissedilen gayrı milli derin yapının organizatörü,sisteme mal edilebilecek bilumum yanlışların merkezi olarak sürekli hedef tahtasına oturtulmuş olması ,başlı başına siyasi bir ironidir.Gayrı milli düzen yapılanması ,kendi sorumlu ve sorunlu cümle yapılanmalarını kendine gerçek anlamda muhalif tek lidere yıkarak ,düşmanlığı ona ve hareketine yöneltme ,mal etme çabası ,Hala süren kahpe bir algı operasyonudur.

Türkeş'siz Türkiye'nin son onbeş yıllık siyasi savruluşlarında ,siyasi lağımın ortaya dökülmesi ile ,dünkü Türkiye'nin derin devlet avcılarının! hangi derin yapılanmaların uşağı olduğu,solcu aydın, ilerici,liberal muhalif,komünist,dinci ve hatta kürtçü geçinenlerin istisnaları hariç, düzenin sürmesi adına,çalışan ,düzen beslemeleri oldukları açığa çıktı.

Düzene muhalefetin risk ve maliyetinden,dışlanmışlığından bıkan,rahat ve huzur, itibar arayan kimi ülkücülerinde bu kervana katılışını üzüntü ile izliyoruz.Atatürkçülüğün sınırları ve muhtevası belirsiz,mensuplarında hiç bir ölçü ve tutarlılık aramayan, engin genişliğine iltica eden bu her cinsten düzen piyonunu dikkatle incelememiz gerekiyor..neyse ,konumuz bu değil.

Türk milliyetçiliği hareketine,sisteme muhalefeti dolayısıyla devleti ele geçirmeye çalışan ''faşist,yabancı güç'' muamelesi yapan hakim güç odaklarının bugünlerde cumhuriyetin kurucu felsefesi ,Türk milliyetçiliğinden bahsetmeleri bukalemunları kıskandıracak bir renk değiştirme becerisinin ötesinde bir kurnazlığı da barındırmaktadır..Cumhuriyeti kuran milli ruhun,ilk meclis sonrası tasfiye edilerek yerini CHP zihniyeti denilen batıcı sömürge zihniyetine terk ettiğini sağır sultan bilmesine rağmen ,yanlışların faturasını hala Türk milliyetçiliğine ödetme ,düzenlerine ülkücüleri bekçi yapma kurnazlığıdır bu. Ki ;bence bir çaresizliği ifade eder.

Ülkücüler öz vatanında garip ve parya olmanın anlamını yaşayarak öğrenmiş,dövüşerek direnmiş ,şehit olup destanlaştırmış bir geleneğin evlatlarıdır. Ateş çemberlerinden geçerken ateşi yakanları bilmediğimiz mi sanılmaktadır ya da unuttuğumuz? Sananlara hayatın içinde oluşmuş anonim bir dörtlükle mesaj verelim..

Ülkümüz kahpe düzene kinse

Namluların gölgesinde büyüsün

Kimimize vur emri, kimimize kelepçe

Bırakın düşenleri sağ kalanlar yürüsün.

Sağ ve sağlam kalanlar vardır ve yürüyecektirler...Türkeş devrinde hareketin dinamiklerini ,özetledikten sonra günümüze gelelim.Bahçeli dönemi MHP'si nin başarısızlığını ve hareketimizin mevcut haliyle ilgili tespitlerimizi paylaşalım.Seçimler ve oy hesabı tabii ki önemlidir,siyasi başarı ölçüsüdür ancak ideolojik etki ve hakimiyet çok daha şümullü,bir anlama ,öneme sahiptir.İdeolojik hareketlerin gerçek başarı ölçütü ve gücü bu alanda olmalıdır ,oy ,siyasi başarı buna endekslidir.

Ne yazık ki MHP ve ülkücüler, sisteme muhalefetin para ettiği ! günümüzde,kendi misyonlarının ,mücadele tarihlerinin hak ettiği analizlerle sahada değildir.Türkiye'de kan, emek,fikir, çile ile yazdıkları sisteme muhalefet tarihinin savunucusu da değildirler.Hakim güçlerin devlet aygıtını da kullanarak gayri milli dayatmaları karşısında,fikir,aksiyon,ile organizasyonları ile,cesaret ve atılganlığı,feragat ve fedakarlığı ile dikilen,sahada göğsünü siper eden mazisini gerçek anlamda sahiplenememektedir.Muhalif meydanı hayatlarında tek güreş atmamış İslamcı! pehlivanların hayali kahramanlık tarihine terk etmiştir.Samimi Müslüman halkımızın samimi direnç ve çabalarına en küçük katkısı olmayan İslamcı hareketlerin bu direnç ve çabayı sahiplenerek sahte tarih yazmalarını seyretmekte,hatta sistemin bekçiliğine soyunma gafletinde bulunmaktadır.

Birilerinin hareketin geçmişini anti-komünizme, anti-kürtçülüğe indirgeme gayretlerini ve ucunu devlet içinde birtakım yapılara bağlama gayretini anlıyoruz da, hareketin geçmişindeki o muhteşem işlevini yeni nesillere aktarmayan,kendi hareketimizin aydın ve yöneticilerini anlamakta güçlük çekiyoruz.

Günümüzde yaşananlar ülkücü hareketin,Türkeş önderliğinde, sistemin en güçlü döneminde ,milletin hissiyatı ve gençlikle bütünleşerek sisteme başkaldırısının Türkiye'de gerçek anlamda milli ,tek muhalif hareketi olduğu ve sistemi sarsan,siyasi konjüktürü temelinden değiştiren ,gerçeğini değiştiremez.

Kendi dışındaki her ideolojik ve siyasi hareketin ,siyaset yapma tarzını fikir ve düşüncelerini,eylemlerini,mensuplarının zihniyetini etkileyen yönüyle hareketin bıraktığı derin izleri silemez.


Bahçeli MHP'sinin,siyasi ve ideolojik duruşu,siyasette güç birliği yaptığı veya karşıt olduğu kesimler,odaklar,partiler,siyaset yapma tarzı,siyasi kadro seçimleri, ülkücü kadrolara bakışı,dünya görüşünü siyasete yansıtışı,teşkilat anlayışı ve teşkilata yaklaşımı değerlendirildiğinde ve Türkeş dönemi ile mukayese edildiğinde adeta iki zıt hareketin mukayesesinden bahsedildiği sanılabilir.Aradaki fark ,kalite farkı ,yeterlilik farkıyla izah edilecek gibi değildir.Aradaki fark söylemden eyleme ideolojik farkı çağrıştırmaktadır.Bahçeli MHP sinin ,Türkeş MHP'sinden ziyade Ecevit DSP'sinin siyasi tavrıyla benzerliği şaşırtıcıdır.Ecevit'ten ''devlet adamlığı dersi'' almak bu olsa gerek. (Toprağı bol olsun ondan en son alınacak derste devlet adamlığı dersi olurdu zaten.)

Şimdi şunu tartışalım, siyaseten bitip tükenmiş Ecevit'i tam teslim alarak, milletvekili adaylarının önemli bir kısmını dahi tanımadığı DSP' ile,MHP'nin koltuk değnekliğinde başbakanlığa taşıyan,ardından buruşturup atan güç ,Bahçeli ile MHP'yi nereye taşımaktadır.DSP nin gittiği siyaset mezarlığı MHP' ye de uygun görülen yer midir ?

Lafı gevelemeden ,eğip, bükmeden bir analizden ziyade bir hükümle konuya dalmanın ,hafif doz eleştirileri dahi ''MHP'ye ihanet'' le karşılayan mevcut MHP yönetim ve kadrolarınca nasıl karşılanacağı bellidir ,ancak benim sözlerimin muhatabı ülkücülerdir ve bahsi geçenler ülkücü hassasiyetleri kadar muhatabımdır.

Meseleyi biraz açalım bu dönemde MHP çıkış noktası olan söylemlerin tamamını terk etmiş yeni toplum ,yeni devlet iddiasıyla sisteme yaptığı muhalefeti kestiği gibi,adeta sistemin savunucusu kesilmiştir,ülkücülerle ters düşmek bahasına, kendini dar politik bir alana hapsetmiştir.Dolayısı ile MHP kendi varlık sebebi üzerinden bir iktidar stratejisi ve güne uygun taktik geliştirecek ideolojik temelden yoksundur..Geleneğinde siyasi iktidara muhalefeti ,düzene muhalefet temelinde oluşturan,gereğinde onu yapmadıkları,yapamadıkları,cesaret edemedikleri ile eleştiren uygun konularda cesaretlendiren,önünü açan ,zorlayan MHP tavrı yok olmuştur.

Yerine ,sistemle bütünleşen, sistemin ürettiği argümanlarla siyaset yapan,,geçmişin merkez sağ parti benzeri bir yapı oluşmuştur.Hareketin ruhuyla uyumsuz bu politikasızlık ve eylemsizliğin sürdürülebilmesi için ülkücülerin tasfiyesi zorunludur ,öylede olmuştur.Akıl almaz bir biat politikası üretilmiş,hareketin kadrosu dağıtılmıştır.Tabanın sesine sağır bir yönetim anlayışı iç dinamikleri öldürmüş,teşkilatı da anlamsız,işlevsiz kılmıştır.Yapı giderek ucuz siyasi ihtiraslara sahip,sığ insanların siyaset yapabileceği bir zemine dönüşmektedir.

Doğrularıyla,yanlışlarıyla,eksikleriyle hayli tartışmalıda olsa,mevcut iktidarın sisteme muhalefeti,hiç değilse söyleminin ana teması yapması ve MHP'nin bu alanı boşaltması,MHP'nin oy potansiyelini de giderek PKK tepkisinden ibaret bir alana sıkıştırmıştır.Siyasal alanda garip bir açmaza sürüklendik.Siyasi başarımız adeta PKK tehdidinin etkinliğine endekslendi.

MHP sisteme muhalefeti ,siyaset olarak AKP'ye kaptırmamalı idi,bu alan anasının ak sütü kadar kendisine helal ,kavgasını verdiği mücadelenin iktidar yolu idi.Bahçeli döneminde''bu kadar hata özel tahsil ister '' dedirten hatalar yaparak bu alanda boşluk oluşturduk. AKP'nin kuruluş zemini böylece doğdu ve birilerinin ''özel teşviki ile'' bu alanı doldurdu.Hala'' özel''hatalarımızı sürdürerek AKP 'yi bu alanda yalnız, rekabetsiz bırakıyoruz,sistem argümanları ile muhalefet! yaparak, desteğimizi esirgemiyoruz!

Ümidimiz pek yok ama yinede olması gerekenleri söyleyelim;MHP'nin yolu kaptırdığı bayrağı kazanmak olmalıdır ki bu, sisteme muhalefet esaslı bir siyasetten geçer,ülkücü olmaktan geçer.Ülkücü kadroları bir araya toplamaktan,ortaya AKP'den hem daha akılcı,hem daha cesur bir siyaset koyabilmekten,dürüst,çalışkan ve donanımlı kadrolar oluşturmaktan,fikir çevreleri ve gençlikle yeniden sağlam bağlar oluşturmaktan,hem kendi teşkilat ve kadrolarının, hem milletin dertleriyle hemhal olmaktan geçer.

Halbuki MHP ,AKP'yi tam ters istikametten eleştirip sistemi sahipleniyor,bunun için CHP var zaten..Bu onların alanı ..Sistem ürünü tüm sağ merkez! partileri de millet tasfiye etti zaten. MHP' yi sevk ve idare edenlere soralım ; hedefiniz MHP'yi de tasfiye etmek midir? tavanı CHP'ye ,tabanı Fethullah'a peşkeş çekmek midir,politikadan anladığınız?.Yoksa ülkücülerin misyonunu tamamladığı fikrinde misiniz?Birilerinin tavsiyesiyle misyonu AKP'ye devrettiniz de bizim mi haberimiz yok?

Kaos içindeki ülkücüler MHP'den cevvaliyet bekliyor,yanlış.Bu siyasi ,ideolojik duruşunu sürdüren MHP'nin göstereceği cevvaliyet milletin ana gövdesini oluşturan sağ kitle gözünde hareketi biraz daha ''işbirlikçi''konumuna itmekten,hareketle millet arasındaki gönül bağını koparmaktan öte bir netice vermez.Hele bilinç altı güçlü ve büyük devlet olma hayalindeki milleti,aşağılayarak ; üçkuruşa,satılık oydan,milletin cehaletinden dem vurmak,onu aldanmışlıkla,menfaatçilik ve aptallıkla suçlamak,tam bir düzen ahmaklığından ,hastalığından başka bir şey de değildir.

Millet ne satılık ne de cahildir arayış ve yönelişleri doğru ve yerindedir,en azından özlemlerini dile getiren ,dertleriyle hemhal olduğunu düşündüklerine yönelmiştir.Suç aranacaksa muhteşem bir geleneğin mirasını onbeş senede har vurup harman savuran ,mazisinin birikiminden ancak ucuz siyasi kariyer devşirmekte faydalanan Bahçeli MHP'sinde aranmalıdır.

Siyaseti tembel bir demeç savaşı sanan ,söylem olarak dahi ülkücülüğü çağrıştırmayan yavan ve bayat bir retoriği tekrarlamaktan ibaret ''Bahçeli siyaseti'' iflas etmiştir ve bunun anlaşılması için seçimleri beklemeye de gerek yoktur.
Ancak milletin önündeki asıl tehlike, bu kulvarda yalnız kalan AKP 'nin gerek geliştiği zeminin bugün taşıması gereken misyonla uyumsuzluğu,gerek kadro yapısının ciddi zaaflarla malul olması,gerek Fethullah olayında olduğu gibi devlet tecrübesi ve bilincinin zayıflığından ağır kazıklar yiyebilmesi,geçmiş sağ parti kadrolarında da bolca görülen ,rüşvet,hırsızlık,yolsuzluk ahlaki açmazını kıramamaktan oluşan zaaflardan ,başarısızlığı durumundaki alternatifsizliktir.

Tarihi kırılma anlarından birinin yaşandığı zamanımızda,,güçlü ve büyük Türkiye inşasının gerçek sahibi ülkücülerin silkinip,günlük meseleleri aşan ,ciddi bir uyanış sergilemeleri,karargahsız hareketin karargahını kurmaktan başlayarak,yeni bir seferberlik başlatabilmeleri,milletimizin gerçek güvencesi olacaktır.Başarabilmeleri ümidiyle ......

Baki selamlar.

YORUM EKLE