Hal-i Pür Melalimiz!

15 Temmuz 2016 Cuma akşamı Türk Milletine yaşatılanlardan sonra gazeteci, yazar, stratejist terör uzmanı, hukukçu, siyasetçi, emekli asker, STK temsilcileri v.b. bütün kesimler konuları bütün boyutları ile tartışıyorlar.
 
Bunları tartışanların arasında geçmişte fiziki olarak hürriyetleri kısıtlananlar, eşlerini, işlerini kaybedenler, gurur meselesi yaparak intihar edenlerin yakınları var.
 
Henüz taşlar yerine oturdu diyemeyiz. Sabırlı, sağlıklı, aklıselim bir toplumsal davranış kalıbı ile inşallah Türkiye Cumhuriyeti fabrika ayarlarına döner.
 
Anadolu’da yöresel bir tabir vardır “Gülüyorum, söylüyorum ama aklım oynaşımda” Buradaki oynaş anlam itibariyle sevgiliyi tanımlar.
 
Benim sevgilim de Türk Milleti, özelde ise Türk Milliyetçileri ve ülkücülerdir.
 
15 Temmuz akşamından başlayan ve bundan sonra uzun yıllar devam edeceği anlaşılan parlamenter rejim, başkanlık sistemi, federasyon/konfederasyon, anayasa, bölgesel dış politika başta olmak üzere birçok konu tartışılacaktır.
 
Peki! Benim özel oynaşım Türk Milliyetçileri/Ülkücüler bu sürecin neresinde, nasıl, ne zaman, kimlerle temsil edilecektir.
 
Bunu niye söylüyorum! 15 Temmuz akşamı Türk Milliyetçilerinin siyasetteki tartışmasız temsil yeri olan MHP’nin Genel Başkanı Devlet BAHÇELİ hiç tereddüt etmeden darbe karşısındaki tavrını net koymuş ve hükümetin yanında olduğunu söylemiştir. Devamında ise Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Kemal Kılıçdaroğlu ile bir araya gelerek  “Olağanüstü Hal” uygulamasına geçilmesine destek vermiştir. Başta 1. Ordu Komutanının Cumhurbaşkanı ile teması esnasında Devlet Bahçeli’yi referans göstermesi başta olmak üzere diğerlerini kendi tabirimle “Darbe Paparazisi”  diye tanımladığım için yazı dışında bırakıyorum.
 
15 Temmuz’dan bu ana kadar Türk Milliyetçileri/Ülkücülerin yukarıdaki paragraf dışında siyasetçi, gazeteci, yazar, stratejist terör uzmanı, hukukçu, emekli asker, STK temsilcileri v.b. sıfatları ile konulara müdahil olmadıkları/olamadıkları özellikle görsel medyada yer almadıkları/alamadıkları görülmektedir.Bunun tek istisnası CNN TÜRK TV’de programa katılan Gazeteci-Yazar Yavuz Selim DEMİRAĞ’dır. Başka da olmuşsa ben atlamışım demektir
 
Türkiye Cumhuriyetinin kurucu felsefesini temsil eden Türk Milliyetçileri/Ülkücüler devam eden ve uzun süre daha devam edeceği anlaşılan Türkiye Cumhuriyetinin fabrika ayarlarına dönme sürecinde muhakkak yer almalıdır.
 
Yazımı kaleme aldığım esnada gündemde olmayan bir husus da konu ile bağlantılı olduğu için bahsetmeden geçemeyeceğim. MHP Genel başkanı Devlet BAHÇELİ’nin,15 Temmuz gününden beri Cumhurbaşkanı ERDOĞAN’ın başlattığı “Demokrasi Nöbeti “ denilen davranış modelinin sonu olarak ifade edilen “Demokrasi Mitingi” ‘ne katılmasıdır.
Gerek sosyal medya’da gerekse tabanın kendi arasındaki fikri tartışmalardan görebildiğim, gözlemlediğim kadarıyla MHP Genel başkanının bu kararı ile ilgili olarak ağırlıklı bir ortak düşünce mevcut değildir.
 
Bu durum devamında geçmişimizde övündüğümüz bir düşünce birliğinin bugün olmadığı tartışmalarının da getirmektedir.
 
Bunu basit mantıkla izah etmemek, camiamızda aynı düşünmeyenlerin birbirini itham etmek gibi davranışlardan kaçınmaları bir zarurettir.
 
Bu süreçte Türk Milliyetçileri/Ülkücüler olarak fikri felsefemize, tarihi konumumuza uygun olarak Türkiye’nin her yerinde “Tek Düşünce/Tek Fikir” oluşturarak “Tek Ses” olarak hareket edilmelidir. An itibariyle “Tek Düşünce/Tek Fikir” ve “Tek Ses” olma noktasında eksiklikler olduğu kanaati tabanda yaygındır. Buna ivedi olarak çözüm bulunmalıdır.
YORUM EKLE