Hakan Fidan Üzerine

AK Partiden milletvekili olmak için istifa etti.
Türkiye'de daha önceki seçimlerde de üst düzey bürokratlar, müsteşarlar milletvekili olmak için görevlerinden istifa etmiştir ve bazıları milletvekili ve bilahare de bakan dahi olmuştur.
Bana göre fırtınanın kopmasının sebebi Sayın Hakan Fidan’ın MİT Müsteşarı olmasından kaynaklanmıyor.
İstihbarat örgütlerinin bir numaralarının siyaset alanında göreve talip olması ve hatta bakanlığa ve devlet başkanlığına kadar yükselmesi dünyada olağan dışı bir olay değildir.
Türkiye belki, gecikmeli de olsa bir ilki yaşayacaktır.
Peki medyadaki haber nitelikli fırtınanın asıl sebebi nedir?
Çok basit: Milletvekili olmak üzere Sayın Fidan'ın istifasını anlamlaştırmanın zorluğu ve her yönde istismara ve de yoruma müsait olması.

Hem komplo teorilerine müsait hem de flaş haber olmaya...

Başbakanlık müsteşar yardımcılığından MİT Müsteşarlığı’na atandığı günden beri,ismi MİT müsteşarlığı makamında kendisinden önce görev yapan herkesten daha çok (mukayese edilemeyecek oranda), medyada ve siyasi tartışmaların içerisinde yer aldı.

Göreve geldiği günden itibaren devletin bekası ve hükümetin varlığının kesiştiği her siyasi tartışmada ismi, bir müsteşardan daha ileri düzeyde hükümetin siyasi kanadının kurmay bir ferdi hüviyetinde anıldı. Bu yüzden de muhalefet partileri başta olmak üzere Atlantik Paktı’nda mevzilenmiş Türkiye üzerinde hesabı olan iç ve dış odakların sürekli hedefinde oldu.

Her yerde o konuşuldu. Ama bugüne kadar onun sesini hiç duymadık. Çünkü o hiç konuşmadı. Oslo ve çözüm sürecinde, paralel yapının hedef operasyonlarında, Suriye, Irak ve İran politikaları gündeminde hep ön planda ve bazen oyun kurucu bazen de hedefte hep yer aldı.

Peki şimdi neler oluyor ya da olacak?

İlk önce doğru bir analiz yapabilmek için günümüz siyasi gündeminde yer alan muhalefetin iddialarını ve suçlamalarını birkaç cümle ile özetleyelim:

MİT’i, AKP’nin siyasi hedef ve politikalarının aleti bir kurum haline getirmek.
Oslo'da PKK ile masaya oturarak tavizkar bir tutumla ülkenin BOP kapsamında bölünme sürecini hızlandırmak.
Suriye'de Esed'in devrilmesi sürecine muhalifler safında olup destek ve organizasyonlarda yer almak.
İran'a yakın tutum izleyen ve ambargoyu delen çevrelerle ilişki içinde olmak.

Ana hatları ile yukarıdaki suçlayıcı iddialar bağlamında muhalefetin sürekli hedefinde oldu.

Türkiye'de dışa endeksli iç siyasi gelişmeleri analiz etmek için tarafları konumlandırırken hataya düşersek çok yanıltıcı sonuçlara ulaşırız. Siyasetin polemikten öteye gitmeyen günü kurtaran sığ sularında saçma sapan, güya propaganda için söylenen sözler, açıklamalar gerçeği görmemizi her zaman engeller.
Akil adamlar olayında da bir şeyi geç fark ettik.” Oslo sürecinin “ bir parçası olarak Kürtlerdeki çatlağın çatışma ortamını yumuşatmak ve Kürtleri sakinleştirmek için yapılmış bir organizasyon olduğunu heyete seçilenler ve muhatapları denkleminde anlamamız gerekirdi.
Çözüm sürecini Türk milletine kabul ettirmek için en son adam Mahçupyan ve benzerleri olacağını tahmin etmek zor olmasa gerek. O heyetler Kürtlere yönelik belirlendi ve işlevselliğinin hedefi de Kürtlerdi. Zaten proje belli oranda da olsa Kürt çevrelerde netice verdi.


Bu çerçevede şimdi Sayın Fidan'ın adaylığı ile ilgili analizimi Türkiye Devleti’nin yeniden yapılanması kapsamında izah etmeye çalışayım.

Türkiye'nin Oslo ile başlayan süreçte BOP kapsamında bölünme sürecinin hızlanacağı iddiasına başından beri hiç inanmadım. Daha sonrasında ise gelişen olaylarda bu düşüncem değişmedi.
Türkiye'nin bölünmesi BOP kapsamında ABD’nin ve İsrail'in bir projesi olduğuna göre ki öyle, Oslo bu sürecin bir parçası ise niçin “ Oslo “ görüşmelerini basına o paktın yandaşları sızdırdı?
Cemaatin yayın organları ve Atlantik Paktı'na yandaş yayın organları bir anda Türkiye'nin bütünlüğünden yana ve PKK düşmanı yayınlar ile “ Oslo” sürecini ülkeyi bölen hain süreç olarak yaftaladılar ve hala ısrarla aynı yayın çizgisi sürdürüyorlar.

Bu bir çelişki değil mi? ABD kendi planına hizmet edecek “Oslo” sürecini niçin sabote etmek için ifşa etsin ve bu sürecin taraflarına karşı top yekûn tasfiye hedefli mücadeleye girişsin.

“Oslo“ ile başlayan sürecin baş aktörü Sayın Fidan “cemaatin” dolayısı ile ABD’nin bu süreci planlayan hükümetle birlikte niçin baş hedefi olsun?
Bu durum en fazla bizleri Türk Milliyetçilerini düşündürmesi gereken önemli bir ayrıntı değil mi?
Dışişleri, Başbakanlık, İçişleri ve daha devletin güvenliği ile ilgili birçok birim dinlenerek kevgire dönmüş, istiklal ve istikbalimizi tehdit eden bilgiler işportaya düşmüş bunu yapanlarla birlikte hep beraber “Oslo“ sürecine ihanet diye saldırıyoruz.
Aynı zamanda da biz hain diye saldırırken “Oslo“ sürecinin planlayıcısı kurum ve isimleri ABD yok etmek üzere hedefine koyuyor. Bu yaman bir çelişki değil mi?
Hele MHP’nin, her türlü ahlaki ve insani değeri, pis bir makyavelist yaklaşımla ayaklar altına alarak çeteleşmiş bir cemaat üst yapısına, çiğ siyaset beklentisi ile yandaş bir görüntü içinde olması, bu işi çelişki boyutundan çıkarır. O zaman bu çabalar ve iş birliği görüntüsü “ ülkücü hareketin“ geleceğini çalmakla eş değer bir itibarsızlaştırmaya eşitlenir.

“ Oslo süreci “ benim Haberhergünde ilk yazılarımda ele aldığım ve tanımlamaya çalıştığım
“vasat akıllı bizim derin devletin “ beğensek de beğenmesek de kendi milli bir projesidir.
ABD’ye, AB’ye ve İsrail'e rağmen “Kürt Politikasında” ilk defa silahlı mücadele dışında denediği ve bana göre bir ölçüde de başardığı“ yerli, milli ve tam bağımsız bir projedir.

“Oslo” PKK’nın Kandil ve İmralı arasında bölünme sürecinin başlangıcının adıdır.
ABD ve İsrail’in desteğinde İran, Irak ve Suriye ile Türkiye Kürtlerinin birlikte yürüttükleri siyasi bütünlüğün Türkiye lehine ve MİT’in kontrolünde ilk defa ciddi ve gittikçe de büyüyen çatlağın adıdır “Oslo”.
ABD’yi kızdırmaktan öte planlarını bozan ve gittikçe zora sokan sürecin adıdır “Oslo”
Cemaat elbette canhıraş saldıracak. Eğer ABD’nin BOP gerçekleşip Erdoğan vazgeçtim buraya kadar herkes yoluna demeseydi ve bağımsız Kürt Devleti kurulsaydı bu kurulan devletin ilk bürokrasisi ve kadroları kimin hazırlayıp yetiştirdiği kadrolar olacaktı acaba?

Hakan Fidan ve Ahmet Davutoğlu; Selamet, Fazilet geleneğinden gelen kimlikler değil.
Milli Nizamdan, Selamet’ten kısaca Erdoğanları, Arınçları, Gülleri ve diğer AKP kurucularının geldiği ana gövdeden gelmiyorlar.
Erdoğan'ın ve Arınç’ın, Fidan'ın istifasına verdikleri tepkileri kimse yanlış yorumlamasın.
Hele hele Davutoğlu ile Erdoğan'ın arasında bir soğukluğun olduğu ve Fidan'ın, Davutoğlu'nun yerine başbakan olacağı uçuk ve magazinsel yorumlara hiç kulak asmayın.
Gerçek muhalefetin olmadığı ya da etkili muhalefet tehdidinin olmadı günümüz siyasetinde AKP kendi içinde ufak itiraz ve karşıtlıklar oluşturarak iç dinamiklerini diri ve bütün tutmaya çalışıyor. İş, birlik içinde karar vermeye gelince hedeflenen kararı, kasta ve itiraza dayalı tek bir fire vermeden alma becerisi bu basit ve çok teknik taktikte gizli


Türkiye ciddi ve büyük bir dönüşümün eşiğindedir. Kabuk değiştirme deyin, Yeni Türkiye deyin, Orta Doğu ve dünya siyasetinde yeni nirengilerde konumlanma ve pozisyon alma deyin fark etmez, Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruluşunun 100. yılı arifesinde yeniden yapılanıyor.
Bu yapılanma sürecinde Hakan Fidan ismini görmeye ve bu isme alışmaya herkes hazırlıklı olmalı.
Yeni Anayasa süreci zor ve sancılı olacak. Bu süreci tehlikeli hale getirecek olan gelişmelerin odakları “iç”ten “çok “ dış kaynaklı olacak. Çünkü “elde var Türkiye bir” demeye alışkın çevreler yeni yapılanmadan çok ciddi rahatsız.
Yapısal değişiklik gerçekleşene kadar mevcut sistemde “güvenlik“ ten sorumlu kurum ve kuruluşların tek merkezli bir yeni yapılanma içinde olması seçim sonrası kurulması düşünülen Hükümet'in gündeminin bana göre ilk maddesi olacaktır. Bugün Meclis’in gündeminde olan “Yeni İç Güvenlik Yasası” bu çalışmanın bir parçası. Bir benzetme yapmak gerekirse muhalefetin özgürlükler kısıtlanacak itirazı doğrudur. Fakat devletin uçağı yeni alana tehlikelerle dolu bir iniş yapma hazırlığında olduğu için yolcuların konforunu bozan “tehlike anında yapılacaklar“ı belli bir süre uygulanmak üzere yolculara anons mecburiyeti vardır.
İşte bu yeni tanımlanacak olan bakanlık ve birimlerden sorumlu konumda görev alacak isim Başbakan Yardımcısı sıfatı ile Hakan Fidan’dır. Erdoğan, Davutoğlu ve Fidan yeni dönemin yeni sac ayakları olacaktır.

“ Hain, satılmış“ yaftasını çok kolay ve basit bir sıfatmış gibi hemen yakıştırmak da hiçbir beis görmüyoruz.
Bu suçlamaları sıradan vatandaşlar sokak tartışmalarında konuşma dilinin rahatlığında söyleyip yapabilirler. Fakat bir siyasi parti yetkilisi hele ki MHP üst yönetiminde görev alanlar bu kadar büyük bir iddiayı kolayca ifade etmemeleri gerekir. Çünkü MHP geleneğinde Türk milletine ve Türk Devletine ihanet içinde olan kişi ve örgütlere karşı dik durmak, engel olmak ve bu yüzden de hedef olmak, bedelini de gerekirse canı ile ödemek, ödettirmek kimliğinin bir parçası olarak hâlâ Türk milletinin hafızasında tazeliğini korumaktadır.
Türk Devletinin İç ve dış güvenliğinin en yüksek makamı olan MİT Müsteşarını bir ihanet sürecinin baş aktörü hatta planlayıcısı olarak suçlamak ve buna inanmak ve milleti de buna inandırmaya çalışmak bana göre Türk Devletinin yıkıldığına inandırmakla eş değer bir iddiadır.
O zaman adama sorarlar bu ihanet bu yıkım olurken sen hâlâ “son sözümüzü” söylemedik avuntusu ile kimi uyutuyordun?

Önceki yazılarımda ısrarla vurguladım. “vasat akıllı derin devlet“ kurumlardaki hakim gücüne ilave, AKP’nin yüzde elliye varan halk desteğini de arkasına alarak Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu günden bugüne kadar millet çoğunluğunun desteği ile ilk defa ciddi bir yeniden yapılanma fırsatını eline geçirdi.
Olayları AKP devleti dönüştürüyor diye yorumlayanlar ve iddia edenler, fevkalade yanılıyor. Aslında olan tam aksi." Vasat akıllı derin devlet" Devleti yeniden yapılandırıyor.
Türkiye'de olup biten çok ciddi gelişmelere en ufak bir fikir ve düşünce çilesi çekmeden, düz mantıkla kolay cümlelerle yaftalar yakıştırmak herkese yakışsa bile Türk milliyetçilerine hiç mi hiç yakışmıyor.
Ben buraya kadar siyaset gündeminde tezi ve iddiası olanların fotoğrafını vermeye çalıştım. Doğruluğunu ve yeterliliğini tartışmak ayrı şeyler.
Fakat en acı olan hem resmi yanlış okumak hem de tezsiz ve tartışılacak bir iddanın ve teklifin sahibi olamamaktır. Sadece karşı olmayı siyaset sanmaktır.
Ülkücü hareketin son on beş yılını boşa harcayanlar ve perişan edenler, buna razıyız fakat siz artık yanlış yerde yanlış ifadelerle ve kirli odaklarla yandaş görüntüler ve ittifaklarla “ ülkücü hareketin “ geleceğini de çalıyorsunuz. Bu vebal âhirete kalmaz...

Hakkı Şafak Ses
YORUM EKLE