Günümüzde Ermeni Tezini Savunanlar ve Türk Tezini Savunanlar Neden Bir Araya Gelemezler?

Haziran ayında Kastamonu Daday Atatürk Ortaokulu 8.sınıf öğrencileri tarafından Sosyal Bilgiler Öğretmeni Muhsin Akça önderliğinde "100. Yılında Ermeni Gerçeği ve Barışın Yeniden Sağlanması" adlı konferans düzenlendi. Bu konferans sırasında Atatürk Ortaokulu Sosyal Bilgiler Öğretmeni ve konferans koordinatörü Muhsin Akça Ermeni Meselesi’ni tartışmak için Agos Gazetesine mektup göndererek açık oturum teklifinde bulundurmasına rağmen mektuba cevap bile gelmediğini söyledi. Bu, Türkiye’de Ermeni tezini savunan tarafı ve Türk tezini savunan tarafı arasında ciddi kopukluk ve büyük mesafe olduğunu açıkça göstermiştir. Özellikle 2000’lı yılların sonundan itibaren Ermeni tezini savunanlar ve Türk tezini savunanlar birbirlerini kendi konferanslar ve toplantılarına davet etmemektedirler. Mesela 2014 Kasım’da Hrant Dink Vakfı tarafından düzenlenen konferansa konuşmacı olarak davet edilenlerin çoğunluğunu Ermeni tezini savunanlar, Marksistler ve liberaller oluşturuyordu. 2015 Mayıs’ta Erzurum’da düzenlenen konferansa ise genellikle Türk tezini savunanlar davet edilmiş ve Ermeniler ve Ermeni tezini savunanlar konuşmacı olarak davet edilmemişlerdir. 2000’lı yılların sonuna kadar ise Hrant Dink gibi insanlar hem Ermeni tezini savunanların hem de Türk tezini savunanların etkinliklerine katılıyorlardı ve bu iki taraf arasındaki mesafeler günümüzdeki gibi büyük değildi.
Bu durum, “Ermeni Meselesi”nin siyasallaşması ve Türkiye’deki Ermeniler içindeki ve Ermeni tezini savunanlar ve savunmayanlar arasındaki dengelerin bozulmasından kaynaklanmaktadır.

Özellikle Türkiye’deki Ermeniler içindeki ve Ermeni tezini savunanlar ve savunmayanlar arasındaki dengelerin korunmasında İstanbul Ermeni Patriği Mesrob Mutafyan ve Hrant Dink çok büyük rol oynamaktaydılar.
Mesrob Mutafyan (II. Mesrob), İstanbul Ermeni Patriği seçildikten sonra Türkiye’deki Ermeni kilisesinin yapısını sağlamlaştırmaya yönelik ciddi çalışmalarda bulunup Türkiye’deki Ermeni topluluğu içindeki kendi etkisini güçlendirdi ve Türkiye’deki Ermeni topluluğunun sosyo-kültürel yapısını daha da özgünleştirmiştir. Diğer yandan II. Mesrob Türk kültürü, Türkçe ve İngilizceyi çok iyi derecede benimsiyordu ve patriklik görevi esnasında Türk kamuoyu, bazı resmî makamları ve siyasal partileriyle olumlu ve yapıcı diyalog kurmuştur. Yani II. Mesrob, Türkiye’deki Ermenilerin muhafazakâr kesimini temsil ederken, aynı zamanda muhafazakâr olmayan kesim ve Hıristiyan olmayanlarla da iyi ilişkileri kurup Ermeni cemaatini açık toplum yapmaya çalışmıştır. Bu girişimin sayesinde o, gerek Ermeni cemaati içinde gerek cemaat dışında saygı topladı ve toplumsal dengenin korunmasında katkıda bulunmuştur. Bu bağlamda Ermeni Meselesi’nin Türkiye’deki siyasallaşması ve dış güçlerin müdahalesini hoş karşılamamaktaydı ve bu girişimlere karşı önlemler ve Ermeni tezini savunanlar, Ermeniler ve Türklerin bir araya gelip tartışmalarında önemli rol oynuyordu. Dolayısıyla Türkiye’deki Ermeniler ve Türkler arasındaki mesafe günümüze göre daha yakındı.

Türkiye’deki Ermeniler içindeki ve Ermeni tezini savunanlar ve savunmayanlar arasındaki dengeleri korumak konusunda Hrant Dink’in katkısı da oldukça büyüktür. Dink önemli derecede sol hareketlerden etkilenip TKP çizgisinde siyaset yapmaya başlamıştır. O, Ermeni cemaatinin patrikhane dışında sivil bir merkezi olması gerektiğini savunmaktaydı ve bu bağlamda 1996 yılında sol ve laikliğe yakın Agos Gazetesi’ni kurmuştur. Hrant Dink röportajda “Evet 1915’te olan bir soykırımdı çünkü dört bin yıldır bu topraklarda yaşayan bir halk ve onun uygarlığı artık yok” biçiminde bir demeç vermişse de Türkiye'deki her etnik topluluğun barış içinde yaşaması gerektiğini her fırsatta vurgulardı. Ayrıca Ermeni diasporasına da 1915 olayları için soykırım kelimesini içermeyen daha yumuşak muhalefet yürütmeleri çağrısında bulunmuştur. Hrant Dink Türklerin milli değerlerini de çok iyi derecede benimsiyordu ve Ermeni Meselesi’ni “sadece Türkler ve Ermeniler arasında çözülmesi gereken konu” olarak görmekteydi. Bu kapsamda Ermeni Meselesi’nin siyasallaşması ve dış güçlerinin müdahalesine şiddetle karşı çıkıyordu ve Fransa Ermeni Meselesi’ni “soykırım” olarak tanıdığında çok sert tepki göstermiştir. Aynı zamanda Ermeni tezini savunanların etkinliklerinden başka Türk tezini savunanların programlarında da aktif şekilde yer almıştır. Böylece Dink; Türkiye’deki Ermeni cemaati, Ermeni tezini savunanlar ve Türk tezini savunanlar aralarında bir köprü olarak görünürdü ve onun çalışmalarından dolayı Türkiye’deki Ermeni cemaati, Ermeni tezini savunanlar ve savunmayanlar arasında denge korunmuştur.

Fakat 2007’de Hrant Dink suikast edildikten ve 2008’de II. Mesrob ağır yaralandıktan sonra bu denge bozuldu ve Ermeni Meselesi Türkiye içinde de hızlı şekilde siyasallaşmaya başlamıştır. II. Mesrob bütün görevden çekildikten sonra Türkiye’deki Ermeni kilisesi içine kapanık yapıya dönüşmeye başladı ve Ermeni topluluğu içindeki muhafazakâr olmayan kesim üzerinde ise Marksist-Liberallerin etkisi oldukça yoğunlaşmaya başlamıştır. 2015 seçiminde Ermenilerin önemli kısmının HDP’ye oy vermesi ve bu kısmın 24 Nisan’daki “Ermeni Soykırımı” anma törenine katılması bu durumu açıkça göstermektedir. Bu süreçte Ermeni Meselesi artık Türkiye içinde “tarihsel sorun”dan tamamen “siyasal sorun ve çatışma”ya dönüştü ve Ermeni tezini savunanlar ve savunmayanlar arasında önemli derecede mesafe açılmıştır.

Ermeni Meselesi üzerinde Ermeni tezini savunanlar ve Türk tezini savunanların bir araya gelip tartışmayı reddetmeleri, Ermeni Meselesi’nin tarihsel sorundan siyasal çatışmaya dönüşmüş olmasından kaynaklanmakta ve II. Mesrob ve Hrant dink bu iki taraf arasındaki dengeyi koruyordu ve Ermeni Meselesi’nin Türkiye’deki siyasallaşması ve toplumun kutuplaşmasını engelliyordu. Bu noktada biz Hrant Dink ve II. Mesrob’ın kaybının oldukça büyük bedelini ödemek zorunda kalmaktayız.


YORUM EKLE