Günlük Olaylar Girdabı

İdeolojik hareketlerin ortaya çıkardığı sonuçlar, o ideolojinin ve inanmışlarının başarısı veya başarısızlığını belirler. Bu cihetle Ülkücü hareketin ortaya çıkardığı sonuçlarda ülkücü hareketin ve ülkücülerin başarısı veya başarısızlığını gösterir.

Ülkücü hareketin en önemli başarısı Türkiye’nin fikren Marksist işgale uğramasına rağmen fiilen komünist işgali durdurmasıdır. Bugün Marksistlerin bile hürriyet içinde alıp verdikleri her nefeste ülkücü hareketin ve ülkücülerin emeği, çilesi ve hakkı var.

İkinci başarısı Türkiye’nin işgalini engelleyerek, Marksizm’in Kâbe’si Rusya’nın (o günkü adıyla SSCB) sıcak denizlere açılmasını da engellemiş olmasıdır. Sovyetlerin dağılmasında insanlığa ve Türkiye’ye NATO’dan ve Türkiye Cumhuriyeti kurumlarından daha büyük hizmet etmiştir. Bu sayede Dünya komünist tehlikeden kurtulurken, başta Ruslar ve yurtları işgal altındaki Türklerle birlikte diğer milletlerde hürriyetlerine kavuşmuştur.

Bu gerçek 1987-1993 yılları arasında Türkiye’de büyükelçilik yapmış, daha sonra Rus dışişleri bakan yardımcısı olan Albert Çernişev’in 500 kişinin üzerinde bir topluluğun huzurunda yaptığı itirafıdır.

Rus diplomasisi, 1992 de Rusya’da Marksizm’in iflas etmesiyle ortaya çıkan durumu dünyada olduğu gibi Türkiye’de de konferans ve toplantılar yaparak anlatmaya çalışıyordu. O toplantılardan bazılarına katıldım.  Prof. Dr. Necmettin Hacıeminoğlu’nun önderliğini yaptığı “Anadolu Gurubunun” Beşiktaş’ta Ortadoğu Ticaret Merkezinde tertiplediği bir toplantıya Ağırlığı Ülkücü olmakla birlikte genelde sağ görüşlülerin davet edildiği bir toplantıya da bir gurup arkadaşla katıldık. İlk toplantılarda sorular sözlü soruluyor ve sorular genelde diplomatları zorda bırakıyordu. Bu toplantıda Ankara büyükelçisi Çernişev konuşma yaptı, toplantı öncesi sorular yazılı sorulacak dendi. Sorular yazılı sorulunca kendisini zora sokacak sorulara cevap vermeme yoluna gidildi. Benim sorumada cevap vermedi. Diplomatik ölçüyü aşarak soruma cevap almak için ısrar ettim. Bu şekilde salonun dikkatini çekmiş olmam Çernişevi cevap vermeye mecbur etti. Cevaplamamak için yazımın okunaklı olmadığını bahane etmek isteyince hiç beklemediği şekilde sorumu sözlü olarak sordum.

Sorum şuydu; Rusya, Çar Petro’dan beri Sovyet döneminde de devam eden sıcak denizlere açılma politikasını erteledi mi yoksa vaz mı geçti? Türkiye de sizi buna mecbur eden bir güçle karşılaştınız mı?  Soruyu öğrenen salon beklenmedik şekilde soruyu ayakta alkışladı ve uzun bir alkış oldu. Bu alkış Çernişevi ummadığı kadar zora sokmuştu.

Belki de diplomat olarak hayatının en zor anını yaşayan Çernişev bu soruya kadar Rusça konuşmuştu. Soruyu Türkçe “Belli ki soru da, soran kişide bir ideolojinin kötü niyetli taraftarı. Bu soruya Rus diplomatı olarak cevap vermek istemiyorum” şeklinde bir cevapla geçiştirmek istedi. Ancak cevabı kabul anlamında değerlendiren salon cevabı gene ayakta alkışladı. Alkışların uzayacağını anlayınca alkışı keserek “Ancak bir Rus vatandaşı olarak cevap vermek zorundayım ki; böyle bir güçle karşılaşmadık dersem tarih beni yalancı olarak yazar” diye ilave edince Ülkücü hareketin ve ülkücü imanın bir deve diz çöktürmesi olan, kimsenin beklemediği bu itirafla bir alkış tufanı koptu. Rusların sıcak denizlere açılma hayalini bir başka bahara erteleten tarihi başarı ne NATO’nun nede Türkiye Cumhuriyetinin kurumlarının değil Türkeş’in, Ülkücü hareketin zaferidir. Başbuğ Türkeş onun için Ülkücü hareket zafer kazanmıştır, zaferiniz kutlu olsun demişti. Bu başarı bir destandır.

Destan Şairimiz Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun  hastalığı sebebiyle rahmete kavuşmadan tahminen sekiz-on gün önce Abdullah Kucur beyle ziyaretine gitmiştik. Konuşamadığı için söylemek istediğini zorlanarak da olsa yazarak anlaşmaya çalışıyordu. Bizi görünce doğrulmak istedi ancak doğrulamadı, bizde doğrulmasını engelledik. Bana özellikle yatağının yanındaki sandalyeye oturmamı işaret etti. Oturdum, başucundaki küçük not defterini ve kalemini istedi, verdim. Çok duygulanmıştı, gözlerinden yaş akmaya başladı. Bir yandan ağlıyor bir yandan da yazmaya çalışıyordu. Yazdığı notu bana uzattı. “Destan şairi diyorlar, sizin destanınızı yazamadım gözlerim açık gidiyorum.” Diye yazmıştı. Notu okuyunca bende ağladım. Bizden önce orada bulunanlar ne yazıldığını merak etmiş olmalı ki elimden notu birisi aldı onlarda çok duygulanmışlardı. Notu alan kimdi bilmiyorum, bizden önce kalktıklarından benim için çok kıymetli olan o notu da götürdüler.  

Evet, Ülkücü hareket dünyanın iki kutbunu bire indiren, kutsal bir isyanın iman, destan hareketidir.

“Bizim çocuklar”ın ahmaklığı ile 12 Eylülde eğer o destan hareketinin yolu kesilmemiş olsaydı bugün Dünyayı kana bulayan globalizm adlı vahşi kapitalist sömürü düzeninin karşısında Millet sektörü ile başka bir Türkiye ve başka bir dünya olurdu.

Bölgenin refahı, huzuru kendine güvenen, kendine inanmış, kendi oyununu kuran güçlü Türkiye ile mümkündür. Güçlü Türkiye de ancak Türk milliyetçiliğinin en berrak zihniyeti ülkücü düşünceyle hayat bulabilir.

Dün haklı olarak dünyanın kutuplarının kendisine tehlike gördüğü bir hareketin, bugün yaşadığı fetret dönemine bakarak, ülkücü hareketin fonksiyonunu tamamladığını düşünenler, söyleyenler yanıldıklarını göreceklerdir. Yeter ki Ülkücüler günlük olayları tartıştırarak soğutulmak istenen imanını soğutmadan, aşkını, şevkini kaybetmeden, musallat olan ahlaksız öğütme operasyonunun üstesinden gelsin. Günlük olayların akışına kapılan insanın düşünce kalıbını bozmak, fikir temelinden uzaklaştırmak kolaylaşır. Ülkücü düşünce için en büyük tuzak ve tehlike Ülkücüleri günlük olayların girdabına sürükleyen yönetim anlayışıdır. 12 Eylülle başlatılan, Türkeş sonrası ahtapot gibi saran bu anlayış Cumhuriyet döneminde Türk milliyetçiliğine, dolayısıyla da Türk milletine karşı yapılmış en organize en derin eritme operasyondur.

Baltanın sapı sizdense tehlike daha büyüktür.   

YORUM EKLE