Gülen Hareketi, Ülkücüler ve MHP

Kamuoyu, hükümet ve devlet nezdinde Türkiye'nin bugün en önemli gündem maddesi olan "Gülen" hareketi ülkücüler açısından nasıl değerlendirilmeli ve açıklanmalı?

Maalesef bu konuda,  ideolojik yaklaşımla ülkücülerin ve siyasi yaklaşımla MHPnin görüş ve düşünceleri açık ve derli toplu olmayıp daha çok  konjonktürel ve anlık, günlük olmuştur. İktidarla"Gülen"  hareketi arasındaki iş birliği müspet iken partinin ve ülkücülerin duruşu siyasi alanda hükümet karşıtlığından dolayı menfi  olmuş, iktidar "Gülen" kavgasından sonrada yine iktidarın dostuna düşman, düşmanına dost pragmatikliği ile konuya yaklaşılmış  yapılan açıklamalarda  birinci özne yine "Gülen" Hareketi olmayıp iktidar olmuştur.

Öznesi tek başına "Gülen" hareketi olan bir analiz ile bu analize  bağlı, bu harekete karşı bir duruş netleştirilmemiş ve  milletle paylaşılan bir değerlendirme bugüne kadar ortaya konulamamıştır.

 

İlk önce analiz etmeye çalışacağımız konunun adını  koyalım.

Bilindiği gibi kamuoyunda, medyada ve hareketin mensuplarınca bahse konu faaliyetler ve tanımlamalar farklı isimlerle anılmıştır." Hizmet Hareketi ", "Cemaat". " Eğitim Gönüllüleri Hareketi" gibi.

Bence doğru tanım "Gülen Hareket" olmalıdır ve ben yazımda bu tanımlamayı kullanacağım.

Çünkü oldum olası milletimizin binlerce yıllık kültürünün, inancının, töresinin anlamlaştırdığı ve bir anlamda sosyal  dokumuzun birleştirici mihenk taşları olan, ıstılahi anlamı zenginleşmiş, sıfatlaşmış kelimelerimizin ticari, siyasi veya vakıf da olsa sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerine" isim olarak verilmesini doğru bulmadım, bulamadım.

"İhlas", "Hicret", "Arafat", "Hizmet", "Cihat"," Tesettür", "Gönüllülük" gibi, daha birçok ismi  milletin ortak değeri olmaktan çıkartıp  ticari veya sosyal bir grubun malı, patenti haline getirmek her zaman karşıtlıkların ve rekabetlerin olduğu ortamda bu kelimeleri eskitmiş ve de etkisini, gönüllerdeki tesirini zayıflatmıştır. Binlerce yıllık birikim ve anlam zenginliği hazinesi kısa gün çıkarları için harcanmıştır. Mesela güzelim Kur'an ve sünnet  işaretli " ihlas" kelimesi ki bir suremizin  ismidir, günlerce iflas masalarında ve vurgun söylentilerinde heba edilmiştir.

"itim Gönüllüsü" olmak, millete ve insanlığa hizmet amacı ile "Hizmet Hareketi" adıyla yola çıkmak sadece bir zaman dilimi ile tek bir grupla ve nesille sınırlı olamayacağı için özel isim olarak kullanılması hem doğru değil hem de istismara açık bir durumdur. Nitekim bugün yapacağımız analizle görülecektir ki bugün böyle bir durumla karşı karşıyayız.

 

Gülen Hareketi 1980 askeri darbesi sonrası Nurcuların bölünmesi ile  ortaya çıkmış bir harekettir.

Bilindiği gibi bölücü-Kürtçü, Apoculuk Hareketi'nin güçlenmesi ve devlete karşı yoğun kanlı eylemlere başlaması da  12 Eylül darbesinin bir sonucudur.

Bu iki hareketin güçlenmesi, büyümesi için en uygun ortam ve dönem her ne hikmetse 12 Eylül darbesi sonrasıdır.

İlginç olan 12 Eylül darbesi ile bilinen tüm sağ ve sol ideolojik yapılara ve siyasi partiler dahil tüm örgütlenmelere yasak konularak kapatılmış,  Nurcular dahil, Kawa, Rızgari gibi bölücü örgütlerin üzerine şiddetle gidilmiş olmasına rağmen bu iki hareket sanki özellikle temizlenmiş siyasi ve ideolojik alanlarda rahatça çalışma fırsatı bulmuştur.

Dolayısı ile konumuz olan “Gülen" Hareketi 1980 öncesi varlığı söz konusu olmadığı için ülkücülerin1980 öncesi mücadelesinde tanımlanması yapılmış  bir hareket değildir.

Ülkücüler bu harekete  1980 sonrası kuruluş, büyüme ve etkin olma safhalarında hüsnüzanla yaklaşmış niyetlerinde hayırlı olarak algıladığı faaliyetlerini övmüş ve desteklemiştir.

Hatta 1980 öncesi hareketimizin önde gelen bazı simaları bu harekete mensubiyet derecesinde desteklerde de bulunmuştur.

MHP olarak  rahmetli Başbuğ dönemi de dahil olmak üzere en son referandum 

oylamasına kadar "Gülen" hareketi ile ülkücüler ve MHP arasında bir karşıtlık ve çatışma olmamıştır.

Referandum oylaması öncesi yapılan propaganda çalışmalarında en ağır ABD uşaklığı ve ajanlığı suçlamalarına kadar varan ifadeler MHP sözcüleri tarafından "Gülen" hareketi hedef alınarak söylemiştir.

AKP ve "paralel yapı" darbe çatışmalarının gündeme gelmesiyle de  "Gülen" hareketine karşı tenkitleryumuşama göstererek sadece  AKPye "Bir zaman niçin birlikte idiniz, şimdi ne oldu da düşman oldunuz gibi ifadelerle yetinilmiştir.

Kısacası "len Hareketi" tek başına nedir, ne yapar, niçin vardır? Sorularının önceliğinde bir analize ihtiyaç duyulmamış ve bu hareketle ilgili ülkücü kamuoyunda ortak paydada bir görüş birliği ortaya konulamamıştır.

Önümüzdeki günlerde gündemin en önemli maddesi olacak olan " Gülen Hareketi" ve " paralel yapı" hakkında ülkücüler görüş ve düşüncelerini netleştirmelidir. Bunun için bu hareketle ilgili görüş ve düşünceler ülkücü kamuoyunda tartışılmaya başlanmalı ve bizim dışımızdaki odakların propagandalarına bağlı kalmadan  veya siyasi faydacılık kolaycılığına düşmeden kendi değerlerimiz ve tespitlerimiz doğrultusunda netleşmemiz gerekmektedir.

Ben bu yazımda iki tespitimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Birinci "okullar" üzerine, ikincisi "dinler arası diyalog" üzerine.

 

Okullar Üzerine Düşüncelerim.

 

Devletler tarihi uzmanları ABD için iki büyük imparatorluğun özeti bir devlet tanımlaması yaparlar.Roma ve Osmanlı İmparatorluğu

Siyasi yapılanmada senato, temsilciler meclisi  ve başkanlık sistemi ile Roma İmparatorluğunu; Ordu sistemi, vakıflar, toprak ve sosyal yapılanmalarda Osmanlı İmparatorluğunu örnek almıştır derler.

ABD son yüzyılda siyasi ve ekonomik denetim altında tuttuğu ve tutmak istedikleri ülkelerde dekendi kültürü ve yandaşlığı çerçevesinde eğittiği kimliklerin o ülkelerde ekonomik ve  siyasi güç olması için sürekli desteklerde bulunmuştur.

Bu sistemde de örneği yine Osmanlı olmuştur.

Roma, fethettiği veya kendine bağladığı ülkeleri Roma'dan gönderdiği Romalı valilerle yönetirkenOsmanlı ise fethettiği topraklarda önceden Müslümanlaştırdığı ve Enderun'da yetiştirdiği o coğrafyaların insanlarına yönettirmeyi tercih etmiştir.

Allah gani gani rahmet eylesin ülkücülerin ufuk yazar ağabeylerinden rahmetli Necdet Sevinç'in kaleme aldığı "Ajan Okulları" isimli kitabı ABD başta olmak üzere İngiltere, Fransa, Almanyanın Türkiye'de bu amaçla açtığı misyoner okullarını ilk defa milliyetçi göz ve tezle dile getirmişti.

Türkiye'de son elli yılda ekonominin ve siyasetin en önde gelen yüzlerce kadrosu bu okullardan yetişmiş ve alternatifsiz "Batı" yanlısı tutum ve davranış içinde olmuşlardır.

Yani ABD başta olmak üzere "Batı" 1990lara kadar bizim gibi hedef ülkelerde  kendi kadrolarınca açtığı okullarla ekonomik ve siyasi hedefleri için yeterli eğitim ve öğretim ortak paydasını oluşturmakla yetinmişti.

Tabii burada sistemleri analiz ediyoruz. Amaçlar konusu Osmanlıda İlây-ı Kelimetullah iken ABD ve Batı’nınki izahtan varestedir ve yazımız konusu dışındadır.

 

1990lardan sonra ABD başta olmak üzere küresel güç ve sermaye imparatorluğunun olmaz ise "sonları olacak" yeni bir ihtiyacı ciddi şekilde ortaya çıkmıştı:

 

Teknolojik Güçlerinin Devamı İçin Süper Beyinler...

 

Teknoloji bisiklete binmek gibidir. Pedalı çevirmezseniz hemen düşersiniz.

Teknolojideki  liderliğiniz de  sürekliliğini korumaz ise durduğunuz anda düşersiniz.

Rakipleriniz sizi geçtiği anda bitersiniz. İPhone 5ten sonra İPhone 6 ,7 hazır olmalı.

İşte bu teknolojik üstünlüğün devamı için gerekli insan beyni nereden nasıl transfer edilecek?

İkinci Dünya Harbi ve  sonrasında 1960lara kadar süren sömürge ülkelerinin kurtuluş savaşları ile emperyalist devletlerin çirkin yüzleri Afrika ve Asya başta olmak üzere tüm dünyada ABDye ve bu sömürgeci ülkelere karşı bir nefret dalgasının doğmasına neden olmuştu.

Kendi ülkelerindeki insan kaynağının, doğumların azalması sonucu düşmesi, ilk ve orta eğitim sistemindeki öğrencilerin özgürlük alanlarının genişlemesi ile disiplinin bozulması sonucu eğitim seviyesinin düşmesi, gıda ve beslenme alışkanlıklarının sonucunda geçen elli yılda başta fiziksel (obezite) olmak kaydıyla zihinsel olarak nesillerin sağlığının bozulması, uyuşturucu ve alkol bağımlılığının sebep olduğu nesil bozuklukları, aile ve toplumsal amaç ve duyguların bireyselleşmesi sonucu yaşam hedeflerinin küçülüp stabil hale gelmesi ve daha onlarca sebeple iddiamızı güçlendirecek fiili durumlarsonucunda yeterli temel eğitimli çocuk, ne sayı olarak ne de süper beyin olarak kendi ülkelerinde bulunamaz hale geldi.

 

Bu durumda hedef bütün dünya olmalıydı.

 

Bir gün CNBS ekonomi kanalında Çin Devlet Başkanının bir röportajını izlemiştim. Spikerin bir sorusuna Başkanın verdiği cevap müthişti.

Soru: ABD ile aranızdaki teknolojik üstünlük yarışında durum nedir, hangi noktadasınız?

Cevap: Arayı kapatmak zor ama  çalışıyoruz. Teknolojik gelişme ve üstünlük için gerekli " beyin"leri  biz 1,5 milyar insan içinden seçiyoruz fakat ABD 7,5 milyar insan içinden yani dünyadan seçiyor.Aramızdaki aleyhimize olan fark buradan kaynaklanıyor.

 

ABD ve "Gülen" dostluğuna bu açıdan bakmanın ve incelemenin hiç de boş bir çaba olmayacağını düşünmeye o gün başladım. Çünkü ABD ve Batı'yı üzmeyen aksine takdirini kazanan her konu bizi üzer ve üzmelidir.

 

Acaba ABD bir Osmanlı eğitim kurumu olan ve çoğu yabancı devşirmelerin yetiştiği  Enderunu  "Gülen Hareketi" ile mi kurdu?

 

Bu iddiamın ciddi bir araştırmayla desteklenmesi gerektiğini biliyorum. Ama hiç de yabana atılmayacak açık delillerde yok değil.

 

Bilindiği gibi dünyanın dört bir yanında 165i geçtiği söylenen okullar arasında fizik, biyoloji, kimya, matematik gibi temel branşlarda Dünya Bilim  Olimpiyatlarına katılımlar olmaktadır. Ve yine kendilerinin başarılarının ilanı olarak bu Dünya Bilim Olimpiyatları'nın şampiyonu olarak dünyanın dört bir yanından katılan talebeleri ile aldıkları şampiyonluklar ilan edilmekte ve her okulun girişinde iftihar tablosu olarak şampiyonlar fotoğrafları ile özel ilan panosuna konulmaktadır.

Eğitim dili İngilizce olan diğer ülkelerdeki okullardan mezun olan süper beyinlerin tercihi  hangi ülkeler ve üniversiteler olmaktadır?

Soruyu bir de şöyle sorabiliriz. ABD veya küresel teknoloji devleri kendileri için gerekli olan süper bir beynin Papua Yeni Ginede olduğunu nasıl bulabilir ve o öğrenciye İngilizce eğitim dili ile tahsil yaptırıp ülkesine  nasıl transfer edebilirler?

Yeni bir Bill Gates'in dünyada bulunup kendi teknoloji güçlerine katmak için bu beynin ithali nasıl, hangi yöntemle yapılabilir?

Bugüne kadar bütün dünyada "Gülen okullarından"  mezun olarak seçilmiş süper beyinlerin  dünyanın bilinen ilk elli araştırma ve geliştirme şampiyonu Harvard gibi, Yale gibi, Priston gibi Cambridge gibi benzeri  üniversitelere kaç tanesinin alındığından haberimiz var. Bu üniversitelere imtihanla değil özel referanslarla sadece zeki insanların alındığı unutulmamalı.

Ve bugün bunların birçoğunun Silikon Vadisinde, Cern'de veya geleceğin savaşlarının en büyük silahı olacak olan genetik biliminin hangi laboratuvarlarında çalıştırıldığını  acaba biliyor muyuz?

 

Yabancı öğrencilerin Türkçe öğrenmeleri, Türkçe şarkılar ve türküler ile şiirler okumaları elbette hoşumuza gitti. Türkiyenin bu ülkelerle ticaretine bu öğrencilerin katkıları hep öncelikli anlatıldı.Elbette bunlar doğru. Fakat ABD ile "Gülen Hareketinin" simbiyotik (karşılıklı faydaya dayalı ortak yaşam) birlikteliğinin, okulların finans desteğini yapan Türk esnaf ve iş dünyasına karşılık bizlere verilen bu maddi, manevi hediyelerin karşılığında kendileri acaba neler kazandı?

Haftada İki üç saat Türkçeye karşılık 10-12 saat İngilizce öğrenimi. Üstüne bir de İngilizce temel bilimler eğitimi.

Çirkin Amerikalı, sömürgeci İngiliz, İslam düşmanı batılı ülkeler sizce " Gülen okullarının" yaygın olduğu İslam ve Doğu medeniyetlerinin hakim olduğu coğrafyalarda ve en çok köle kaynağı olarak kullandığı Afrika'da bu kadar rahat, hızlı ve İngilizce eğitim veren ve kendi teknolojik güçlerine süper beyin taraması yapma fırsatını veren okullar açabilir miydi ?

Türk, İslam ve Osmanlının torunlarının bu işi yapması, masraf ve maliyetinin de Türk milletinin sırtına yüklenmiş olması ihtimali uykularımızı kaçırmaya yetmez mi?

 

Bu okulların mezunlarının envanteri muhakkak araştırılmalı.

 

Süper beyinlerin haricindeki kadroların neler yaptıkları ortada.

 

Birinci kural ABD, İsrail ve Batı karşıtı olmadan Müslümanca yaşamak (!)

 

Ve kendi ülkelerinde fırsat buldukça imkan dahilinde devlete nüfuz etmek güçlendikçe iktidar paydaşı olarak ABD merkezli dost (!) ilişkilerin kurulmasında öncelikli rol almak.

 

Gündemdeki " paralel yapı" tartışmaları bir yönüyle AKP  ve "Gülen Hareketi " arasındaki çatışma gibi gösterilse de gerçek sebeplerin henüz kamuoyu ile paylaşılmadığı kanaatindeyim. Ayrıca darbe yapacak olan " paralel yapının" Erdoğan ve hükümetini devirme faaliyet ve çabasının başarılı olması halinde İktidar kimin eline geçecekti? 

Bu sorununda henüz cevabı yok. Her ne hikmetse bu soru medyada da hiç gündeme gelmedi.

 

Gülenci olduğu söylenen polis ve yargı mensuplarının vurgun ve rüşvet iddiası ile " hukuk" ve " adalet" yoluyla devireceği iktidara karşılık yine AKP kaynaklı bir hükümet mi kurulacaktı veya kim, kimlere demokratik iktidar yolunu  (!) hukuk ve adalet iddiası ile açacaktı?

Bu sorunun cevabını Erdoğan'ın ve bazı AKPlilerin bilmesi gerekir. Kimbilir belki AKP içindeki halef selef olacakları köstebekleri  bir gün açıklarlar.

Bizde o zaman Davutoğlu'nun Selamet, Fazilet ve Refah kökenli  birçok ağabeyini sollayarak AKPnin başına getirilerek Başbakan yapılması bilmecesini çözebiliriz.

 

" Gülen Hareketine" yönelik " dinler arası diyalog" hakkındaki görüşlerime ikinci yazımda devam edeceğim inşallah...

 

Yazımı her " Gülen Hareketi" tenkiti sonrası siyasi piyasada kullanılan klasik cümle ile bitireyim: 

Bu harekete iyi niyetle ve halisane Allah cc. rızası için katılan ve yardım eden vatandaşlarımız asla bu yazımızın muhatabı değildir. Allah cc katında niyetleri istikametinde muamele görsünler inşallah .

Saygılarımızla

 

Hakkı Şafak SES

YORUM EKLE